38.İSTANBUL FİLM FESTİVALİ’NİN LGBTİ+ İÇERİKLİ FİLMLERİ

38. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ'nin LGBTİ+ içerikli filmlerini GZone sizler için listeledi.

5-16 Nisan tarihleri arasında yapılacak 38. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye ve dünya sinemasının en nitelikli ve başarılı örneklerinin yanı sıra söyleşiler ve atölyeler gibi birçok etkinlik yer alıyor.38. İstanbul Film Festivali dünya sinemasının en yeni örnekleri, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve kült yapıtların aralarında bulunduğu 175 uzun metrajlı ve 11 kısa filmden oluşan zengin programıyla festival takipçileriyle buluşuyor. Festival kapsamında 12 gün boyunca, 19 bölümde 45 ülkeden 187 yönetmenin toplam 186 filmi gösterilecek. Festivalde gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek sohbetler, atölyeler, konserler ve özel etkinlikler de yer alacak.

Bu seneki film festivalinde de her sene olduğu gibi LGBTİ+ içerikli filmler var. Aşkın cinsiyet tanımadığı “Nerdesin Aşkım?” bölümüne ek olarak, programda içinde LGBTİ+ karakterler barındıran tüm filmleri sizler için listeledik. (Bazı filmlerin sürprizini bozmamak adına kuir içeriklerini açık etmiyoruz ama bu filmleri izlediğinize pişman olmayacağınızı söyleyebiliriz)

HERKESİ ŞAŞIRTAN ADAM
TCHELOVEK KOTORIJ UDIVIL VSEH
THE MAN WHO SURPRISED EVERYONE

THE MAN WHO SURPRISED EVERYONE – TRAILER – TIFF 2019 from Tromsø Int. Film Festival on Vimeo.

Doktorların iki ay ömür biçtiği orman bekçisi İgor son çare olarak bir şaman şifacıyı ziyaret eder. Şifacı, ona Azrail’i aldatmak için kılık değiştiren erkek ördek Jamba’nın hikâyesini anlatır. Duyduklarından etkilenen İgor, büyük bedeller ödemek pahasına herkesi şaşırtan bir plan yapar. Bir Sibirya masalından yola çıkan yönetmen ikili Natasha Merkulova ve Aleksey Chupov son derece düşündürücü ve sorgulayıcı, toplumsal cinsiyet kalıplarını ters yüz eden bir hikâye anlatıyor; karakterlerin ruhlarının derinliklerine inerek cinsellikle ilgili önyargılara ve ölüme dair kanılara esaslı bir bakış atıyor.

VAHŞİ
SAUVAGE

Sevmeye ve sevilmeye susamış genç adam için tanımadığı adamların kollarında geçirilmiş küçücük şefkat anları bile değerlidir. Bu dünya ve içindekilerin değer verdiği şeyler bir hiçtir onun gözünde. Seks işçiliği onun için sadece özgürlüğü ve sevgiyi yakalamak için bir araçtır. Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenler Haftası bölümünde dünya prömiyerini yapan ilk uzun metrajında Camille Vidal-Naquet, sokaklarda vücuduyla para kazanan gençlerin dünyasına yargıdan uzak, içeriden ve samimi bir bakışla yaklaşırken, Kalpteki Bıçak ve Kalp Atışı Dakikada 120’den anımsayacağınız Félix Maritaud bu kez başrolde hafızalara kazınacak çarpıcı bir oyunculuk sergiliyor.

SARIŞIN
UN RUBIO
THE BLONDE ONE

Geçtiğimiz festivallerde Hawaii ve Taekwondo filmleri gösterilen Arjantinli yönetmen Marco Berger, yine cinsel gerilimin havadan hiç eksilmediği, düşük bütçeli, çekici ve bağımsız bir yapımla festivale konuk oluyor. İlk gösterimini şubat ayında Sydney Film Festivali’nde yapan Sarışın, daldan dala atlayan partici Juan’ın ağabeyinin evden taşınmasıyla başlıyor. Acilen bir ev arkadaşı arayışına giren Juan, henüz dul kalan sessiz, yakışıklı iş arkadaşı Gabriel’i (filme adını veren sarışın) evine taşınmaya ikna ediyor. İki ev arkadaşı arasındaki yakınlaşma kısa süre sonra farklı bir yöne doğru evriliyor.

JOSÉ
JOSÉ

Çin asıllı Amerikalı yönetmen Li Cheng’in amatör oyuncularla çektiği José, dünyada genç nüfusun ve suç oranının en yüksek olduğu ülkelerden Guatemala’da aşkı bulmanın ne kadar zor ve değerli olduğunu toplumun kıyısında yaşayan iki genç aracılığıyla işliyor. On dokuz yaşındaki José annesiyle beraber kıt kanaat geçinerek yaşamaktadır. Telefonundaki arkadaşlık uygulamalarını kullanarak gizlice, günübirlik ilişkiler yaşayan José bir gün inşaat işçisi yaşıtı Luis ile tanışır ve aralarında fizikselin ötesinde, güçlü bir yakınlaşma doğar. İtalyan yeni gerçekçiliğinden esinlenen José, prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde, Venedik Günleri bölümünde yer alan Orta Amerika yapımı tek film oldu.

SÓCRATES
SÓCRATES

São Paulo’nun kenar mahallelerinde yaşayan on beş yaşındaki Sócrates’in hayatı, annesinin anlaşılamayan sebeplerden aniden ölmesiyle bir anda alt üst olur. Borçlarını ve kirayı ödemek için bulabildiği her işte çalışmak zorunda olan Sócrates yeni girdiği işinde sorunlu genç Maicon’la tanışır ve ikili, birbirine bağlanır. İlk yönetmenlik denemesinde düşük gelirli çevrelerden gençlerin oluşturduğu amatör bir kadroyla çalışan Alex Moratto, kendisine esin kaynağı olan bu gençlerin hayata tutunmak için verdikleri mücadeleyi içtenlikli bir dille perdeye taşıyor.

ELISA & MARCELA
ELISA & MARCELA

2018’de The Bookshop / Sahaf filmini festivalde Galalar bölümünde izlediğimiz Katalan yönetmen Isabel Coixet, şubat ayındaki Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan son filminde iki kadının 1900’lerin ilk yıllarında yaşadıkları aşkın hikâyesini anlatıyor. Filme adını veren Isabel ile Marcela’nın Arjantin’de yaşlılıklarındaki buluşmalarıyla açılan film, ikilinin 1898’de İspanya’daki tanışmalarından 1901 yılında yetkilileri aldatarak resmen evlenmelerine giden süreci anlatıyor. Gayet politik olduğu kadar romantizmi de elden bırakmayan Elisa & Marcela, etkileyici siyah-beyaz görüntüleri, cinselliğe stilize yaklaşımı ve boğucu toplumsal baskılara rağmen ayakta duranların cesaretiyle akıllardan çıkmayacak.

SARSINTI
TEMBLORES
TREMORS

2018’de Filmekimi’nde Ixcanul filmini izlediğimiz Guatemalalı yönetmen Jayro Bustamante’nin ilk gösterimini Berlin’de Panorama bölümünde yapan ikinci filmi, bir erkeğe âşık olan evli bir adamın hikâyesini anlatıyor. Film, Pablo’nun ailesinin durumu öğrenmesiyle başlıyor, başta anne-babasıyla eşi ve çocukları olmak üzere çevresinin tepkilerini ve mensubu oldukları kilise cemaatinin işe karışmasını da gözlemliyor. Sarsıntı inançları, ailesi ve aşkı arasında kalan bir bireyin zorlu kendi benliğini bulma sürecini duygusal bir bakışla gözlemliyor.

CANAVARLAR
MONȘTRI.
MONSTERS.

Berlin Film Festivali’nde Forum bölümünde ilk gösterimini yapan Canavarlar., yönetmen Marius Olteanu’nun sözleriyle “toplumsal değerlerle bireysel seçimlerin çatışmasını biseksüellik ve anneliğin reddi üzerinden, geleneksel sevgi anlayışına meydan okuyarak inceliyor. Evli bir çifti 24 saat boyunca izleyen film, üç bölümden oluşuyor. (…) Farklı insanlara karşı hoşgörüsüzlüğün gitgide çoğaldığı bir iklimde Canavarlar., göründüğümüzle gerçekte olduğumuz arasındaki boşluğu sorgulayarak izleyicinin algısına meydan okuyor.” Canavarlar., Sieranaveda filminde Cristi Puiu’nun asistanlığını yürüten yönetmen, fotoğrafçı ve ödüllü kısa filmci Marius Olteanu’nun ilk uzun metrajlı filmi.

SONUÇLAR
POSLEDICE
CONSEQUENCES

Gerçekçiliği, gözlemciliğiyle ve özellikle amatör oyuncularının çarpıcı ve doğal performanslarıyla öne çıkan Sonuçlar, cinselliğin yasak ama fazla mevcut olduğu, maço hayranlığının zirveye ulaştığı bir ıslahevinde geçiyor. Öfke patlamaları canına tak eden annesi tarafından mahkeme zoruyla “yarı-açık” bir ıslahevine yerleştirilen Andrej, burada psikopatlığın eşiğindeki Zele’nin çetesine dahil oluyor. Zele’den korkusu hayranlığına karışınca Andrej’in hayatı zorlaşıyor. İlk gösterimini Toronto Film Festivali’nin Keşif bölümünde yapan Sonuçlar, Slovenya gençliğinin sosyal medya, ırkçılık, cinsellik ve şiddet girdabından çıkış yolu arayışını yetkinlikle, klişelere düşmeden yansıtıyor.

KAYGAN ZEMİN
DER BODEN UNTER DEN FÜSSEN
THE GROUND BENEATH MY FEET

İlk bakışta Lola hayatına bütünüyle hâkim bir genç kadın. Bu son derece başarılı işletme danışmanı sık sık fazla mesaiye kalıyor ve çok yoruluyor olabilir ama disiplin ve spor sayesinde her şeyi kontrol altında tutabiliyor. Fakat psikiyatri tedavisi gören ablası Conny’yi hayatının dışında tutması gerek, çünkü ailesindeki ruhsal hastalık vakaları bilinirse işyerinde Lola’ya duyulan güven sarsılabilir. Ablasının sürekli onu aramasıyla başlayan bu süreçte Lola hayatının kontrolünü giderek kaybediyor. Marie Kreutzer, Berlin’de Altın Ayı ödülü için yarışan filminde beyaz yakalıların hayatını yaratıcı bir senaryo ile ele alıyor ve dört dörtlük bir psikolojik gerilime imza atıyor.

ÜÇÜNCÜ EŞ
NGUOI VO BA
THE THIRD WIFE

19. yüzyılda, Vietnam taşrasında, varlıklı bir ağanın üçüncü eşi olarak yeni hayatına başlamak üzere tören kayığından iner daha 14 yaşındaki May. Yeni yuvasına hızlıca uyum sağlaması gerekmektedir: diğer eşler ile ilişkiler, çocuklarla oyun ve elbette aile içi rekabet ve dengeler… Konuşmalar yerine bakışların ve gözalıcı renklerin öne çıktığı Üçüncü Eş, kadınların arzularını bastırırken erkeklere hizmet etmeleri beklenen bir çağda ve mekânda May’in çocukluktan anneliğe geçişini izliyor.

OKUL ÇIKIŞI
L’HEURE DE LA SORTIE
SCHOOL’S OUT

Prömiyerini Venedik Film Festivali’nin sıradışı filmlerin gösterildiği Sconfini bölümünde yapan Okul Çıkışı, tedirgin edici müzikleri, karanlık ve yoğun atmosferiyle diken üstünde izlenen bir gizem filmi. Kırk yaşındaki Pierre, öğretmenleri intihar edince üstün yetenekli çocukların sınıfına atanır. Dünyanın, ekolojik bir felaketin eşiğinde olduğunu düşünen bu süper zeki çocuklar başta Pierre’e yalnızca ilginç ve ketum gelir. Birtakım tekinsiz olaylar sonrasında Pierre, bu öğrencilerden altısının gizlice bir şeyler çevirdiğine inanır ve esrar perdesini aralamayı kendince bir takıntıya dönüştürür. Okul Çıkışı, huzursuzluk veren tonunu hiç kaybetmeden sürprizlerle ilerleyen bir çağdaş toplum eleştirisi.