ARAF HALİL KORKMAZ YAZDI: BENİ GÖZÜMDEN ANLAYIN

Yazılarıyla duygu fırtınaları estirecek A.Halil Korkmaz bundan böyle her ay GZone Dergi'de olacak. Korkmaz, GZone Dergi'nin "Aşkın Rengi Olmaz" sayısı için kaleme aldığı yazısını, kendisinin de yer aldığı, göz alıcı karelerle dolu bir fotoğraf çekimi ile süslüyor.

Fotoğraflar:Cihan Bacak / Tasarım: Raf Stesmans / Model: Araf Halil Korkmaz – Milan Petruska / Makyaj: Chloe İmre / Styling: Futuristiklover

Bir uzak yoldan yazıyorum bugün bu güzel hikayeyi. Eskiden yokuş şimdilerde güzele yakın bir uzaktan.Unutulanlar, akılda kalanlar ve hep mecburi rötarlar yüzünden yarım kalmayı ve eksik yaşamayı yazılmış ve yaşanacak sayanlar tanıyacaklar sözlerimi.Hatırı olanlar, hatıralar,ve kapıyı çalanlar duyacaklar. Eski tanıdıklar,yolu gözleyenler,yolu bulamayanlara sözcü gibi olsun şimdi. Aradıkça uzağın lüzumlu sevgisini,sevmeyi en yakınında,kendi içinde bulanlara yazıyorum bu hikayeyi. Bizim hikayemizi. Beni anlamanızı istiyorum şimdi. Kavramanızı, tüm yoksul ve zamansız biten cana kana lüzumlu yaşaması izinsiz aşklarımıza yazıyorum şimdi. Tanırsınız.

Cam gibi keskin, buz gibi soğuk, ses gibi en çok yardıma muhtaçken duymaya koştuğumuz bir sese benzemiyor muydu o karanlık itirafların günden uzak hapsolmak zorunda kaldığı içimizdeki, bu muazzam ışık. Adrese tarife lüzum duymayan tarafsız güneş. Bana su içmeyi yeniden öğreten bir elin ellerine uzanıyorum hevesle hergün. Ayı,güneşi, gülü, kardeşi, yeniden ve ilk kez seviyorum sanki. Bugüne gelene kadar çok yorulmuş ama güçlüyüm belli. Ne bulunmaz, ne eşsiz ve benzersiz bir şeymiş bu kuralsız kitapsız, tüm zamanların hep en iyi satan mevzusu. Aşkmış adı, söylemesi çocuk oyuncağı yaşaması büyükleri bile affetmeyen işler istediği gibi gitmezse tabi.
Bileni yeniden doğana kadar aratan bulamayınca, bulunca yeniden doğdu sananı da var. Susanı bülbül diye konuşana dinletirken ağzını açmasa bile, nadide bir esermiş gibi, çok uzak bir topraktan kalkıp şehre haberi salınan, bir daha gelmezse kim bilir ömür yeter mi diye daha görülmeden alkışlanan bir tiyatro sanki, görüp karşısında duranı yorumsuz ama ağzı dolu ve suskun bırakan, duyanı yola düşüp aramaya ayaklandıran bir efsaneymiş dil bilmemiş yol bilmemiş girmiş. Bastığım yerde çivi gibi dimdik durmama rağmen, son günü rüyasında görmüş bir kısraktan beter koşmuşum da nefessiz kalmış, ciğerlerime kadar kurumuşun sanki düşün. Yola devam etmezse ölmesi daha iyi ama ölmezse yaşaması en beter iyilikmiş gibi. Düşünün beni, asmadan üzüm yemenin o nazik lezzetini düşünün zihninizde bir suya yansımış gibi, kuruyan boğazını serinletmeye eğilen kuşun gerdanına değen nazlı her damlanın ışıkla birleşirken dans ettirdiği suyun melodisini düşünün.Bir kez istiyorum ki benim gibi delirsin herkes, öyle çıksın ki ok yayından, kılıç kınından boşluğu delip geçen ses senelerdir hasretle beklenen bir zaferin delirişini müjdelesin hepimize. En çok buna güveniyorum işte. Bizi bize öğretsin harfler, bugüne dek hiç tanışmadığımız bir suretle. Şiir gibi dizile dizile birleşen sabah seslerine dönüşen alarmlarımızı kuralım aşk gelince, özgürlüğümüze iliklediğimiz herhangi bir kimliğe ortak olmayan şarkılarla demlensin sonunu hiç bilmediğimiz bir düzlükte.


Buluşacağız nasıl olsa ezelden bir ezberle, delirten bir hasretle. Kavuşacağız AŞK’a. En sevdiğimiz iklimlerin biri diğerinden daha sarhoşken ayakta duramadan uçarak gideceğiz işte cennetimize. O zevkli televizyon akşamlarını bekleyenlerin anlattığı tarifsiz heyecan gibi sanacağız ve kendi renklerimizi saracağız dünyaya, inanıyorum ve arttırıyorum. 


Öğrendim ki, kendinden alacasını, kendinden uzağını ruhtan öte, kalpten yakını bilmeye, tanımaya başladığın zaman değişiyormuş işin rengi, bulandı sandığın su yıkıyormuş aynaya baktıkça senden bildiğin, kendine yorduğun her lekeyi . Tüm iyi niyetlerin berrak bir okyanusu varmış. Kıtaların, bulutların, başka zamanların ötesindeki yıldızların bile koynunda. Pusulası da aşkmış mesela.


Sen ıslaklığını ve görmeyi çok istediğin o uzak okyanuslardan bahsedip bahsedip hiç varamasan da, yüzünü yıkadığın sudan alırmışsın haberi zamanı geldiğinde. Ben de öğrendim. Hep aynı aşkla bilendim. Barışa barışa tüm savaşları yendim. Değiştim.  Ezbere bilmek zorunda kalırsan bir mısranın derin olduğundan emin suyunda sözleri yaşayınca korkma boy ver, canına daha sert okusun diye gücü bitene kadar istemenin hevesiyle ara bul onu, her sesli arzudan olacak belli ki hazzı, geldiğim yüksek bir dağın üstünde serin ve buz gibi taze bazen acısı. Tuttuğum kalemle az önce tanışmış gibi, şaşkın ve heyecanlı durmanın rüzgarı esiyor nereye dönsem yüzümü, alfabedeki ilk harfi yazan birinci sınıf öğrencisinin günahsız ve ekşi ter kokusu geliyor burnuma öyle bir melankoli; bir kerede vurulduğumu bin kere düşünsem kudura kudura öğrendim çünkü tüm şansımı yatırdım ve tükettim. Ve anladım ki ondan sonrasını oyun, onun seni de harcadığı bir kumar gibi bugüne kadar yolunda zannettiğim tüm dengeyi alt üst eden bir riskti belki. Yaşanırken nefes nefese bıraktı ve öldürüp her öpüşte diriltti. Sormadım hiç adı neydi? Herkesin kendi dili ve inkılabı başlıyor işte. Etraf görse deli diye hüküm giydirir, yolun ötesine gönderir sandığın her halin, en iyi ve en kötü bildiğin her ihtimalin,birbirine karışıp ışık vurdukça sağa sola dağılıp dans ederken çizdiği resmin uzaktan baktığımda coşturduğu kalbime bıraktığı gelirse birgün diye; emanet bir his gibiydi. Sadece onu alıp gitmek için geliyor gibi şimdi. Ve canının istediği herhangi bir zaman dilimi. Bende saatler aşktan yine harcanacak zamana kurulu bekliyor ilk gün gibi. Bilmiyor tam bittiğinde savaşın izlerinin üzerine bir başkasının gül dökeceğini. Gidenlerin tarafı rengini belli ettiyse gidene daha sevişmek varken, aşk ilk kez ağrılı paslı bir rengin içinde nefesi kurutan patlamalara dayanmış da son sözü söylemeye yetişecek güçlü bir savaşçıymış gibi yeminli bizde. Hepimizin içinde ruhumuzu koruyan efsunlu muska ya da, tam kuruyup sararırken sonumuzu izlemekten başka çaremiz yok zannetiğimizde o halimizi bile sevenlerin bildiği bir sır gibi gizli. Kalıyor rengi içinde saklı bir yerde küskün ve ilk yanıştan ilk ayrılığa kadar ağrılı bereli. Yenilgiyi kabul etti. Denediniz denediniz ve bulamadınız di mi o ilk sarhoşluğu o neydi? Renksizdi, dilsizdi, ne hesap bildi ne de iliğimize kadar ödetip de gitti. Hepimiz tanığıyız bu ihaneti yaşadıktan sonra başka tenlerde de böyle mi diye gezdiğimiz aşk türbelerinde sevişe sevişe! Oynaşa oynaşa olur belki diye utandığımız bir akşam yeter dediğimiz de oldu yazık ettiğimiz de aynısını bulalım diye bu zehrin. Bir kezdir ve bitti.  Ne yorulmuşuz, ne korkup gizlenmişiz biz birbirimizi gözünden tanıyanlar, hissinden bir damla yere düşse, sanki ezelden bildiği bir gönüle gönülü değse kazara, kaçacak delik arayanlar ne susmuşuz asırlardır!Sevgisinden bir parça kopsa göğe dağılsa, havayı kirletti insanlığı kendine düşman kesti sanıp kapıların ardında taş olup bir ömür duranlar ne yorulmuşuz aşktan, aşksızlıktan. 


Ezbere bildiğinden emin olduğun bir mısrayı bir daha okuyunca, her kelâmda geldiğim sınıfla, tuttuğum kalemle ilk kez tanışmış gibi, şaşkın ve heyecanlı durmanın tazeliğini kudura kudura öğrendim. Etraf görse deli diye hüküm giydirir, yolun ötesine gönderir sandığın her halin, en iyi ve en kötü bildiğin her ihtimalin, birbirine karışıp ışık vurdukça sağa sola dağılıp dans ederken çizdiği resmin uzaktan baktığımda  coşturduğu kalbime emanet etti beni bu AŞK. Ne yorulmuşuz, ne korkup gizlenmişiz biz birbirimizi gözünden tanıyanlar, hissinden bir damla yere düşse, sanki ezelden bildiği bir gönüle gönülü değse kazara, kaçacak delik arayanlar ne susmuşuz asırlardır!Sevgisinden bir parça kopsa göğe dağılsa, havayı kirletti insanlığı kendine düşman kesti sanıp kapıların ardında taş olup bir ömür duranlar ne yorulmuşuz aşktan, aşksızlıktan. 

Biliyorum hepimiz birbirimizi bekledik yıllardır. Benim de yeni haberim oldu bu şarkıdan, çok severek okuduğumuz o kitaptan yeni haberim oldu. Ağladım biliyor musunuz, aynı filmin beklemediğim ani sonunda. Başka dilin, başka rengin, başka adın, acının, tadın hiçbir engeli yokmuş birbirimizi bulmamıza dünyanın neresinde olursak olalım. Anladım. 


Su yolunu, kuş yurdunu, yağmur toprağını bulup bütüne doğru varırken, biz birbirimizi bulup sevmeden gidersek yarım kalacak bu hikâye. Beni anlayın istiyorum. Sesimden, kaçırdığım bakışlarımdan, susmak zorunda kaldığım anlarda bile yüzümden beni anlayın. Çoktan bittiğini sandığım aşkı, yolu, hayatı kavrayıp birlikte sıkıca… bir daha bir daha yürümeye çağırın ki bir ses duyamasam da, ellerinizle işaret edip yoldan çıkarın gizliyse aramızdaki bu şey. Bu enfes SIR. Bu tattığım en lezzetli mey. Rengi de hepimizden bir şey. Bize böyle öğretildi diye susmayalım, zorla elimizden alındı diye bırakmayalım sabırla sakladığımız en güzel tanığımızı yabancı kimselere. Toprağın üstünü örten mevsimlerden neyimiz eksik, her iklime tekmiş gibi aşık bir kuştan neyimiz eksik. Bilirsek, anlarsak bizde bir aşk var. Kıtalar bile kıtaların yanından ayrılmaz da bizimle dururlarsa, kanatlanıp uçmaz mıyız?
Birken bini çağıran hayat şahit, sözken müziği duyup şarkı olmanın zamanı da müsait. 

Aşk varsa canımızın istediği kadar.Sevgimiz ruhumuzun ödeyeceği en büyük miktar ve en ağır bedel, şairler hocalar Arifler değil mucidi onun ne zaman içinde bir şey büyüdü dünyanın en harika yeri oldu ya ilk gün. İşte o aşktır, haindir ve özlenir bedeni rengi kilosu yalanı küsuratı önemsiz. Bırakalım bilmeyeni onlara da buradan yeter.Biz birbirimizi gözümüzden tanıyoruz ya, bir aradaysak konuşmadan da anlatırız hikayemizi. Nasıl olsa anlayacaklar bizi, çözecekler gizlimizi.Düşündükçe çoğalacak, çoğaldıkça akacaklar içimize. Bir tanıma, müsait bir durağa, dengeye, kurala isim uydurtan insana uzaylı gibi galaksi bozup yeniden kurdurtan, kural dışı gelenek bozan disiplinsiz şey!
Aşk…
Birken bin olacağız ya buna bir şahit lazım, istiyorum ki beni artık gözümden anlayın..İçinizdeki güneşi sıkıca kavrayın! Tamam 

Araf Halil Korkmaz

Dördüncü Ay / On Yedi