ANA KARAKTERİ EŞCİNSEL OLAN “ALTAR” OYUNUN YARATICILARI CAN BORA VE UFUK ŞENEL

GZone Dergi’nin Haziran 2018 sayısının özel konukları arasında, eşcinsel bir karakterin öznesi olduğu tiyatro oyunu Altar’ın yaratıcıları Can Bora ve Ufuk Şenel de var. Gelin onları yakından tanıyalım.

Tiyatro ve dans alanında işler üreten disiplinlerarası sanat topluluğu Berika, yeni projesi Altar ile seyirci karşısına çıkıyor. Ruhu hayat ile ölüm arasında kalmış karakterin yaşam mücadelesini anlatan Altar’ın yaratıcıları Can Bora ve Ufuk Şenel ile konuştuk.

Yeni bir disiplinler arası proje; Altar ile karşımızdasın. Altar’dan biraz bahseder misin?
Can Bora: Komada zayıf bağışıklığı yüzünden ölmekte olan Rüzgar’ın, “eşik bölgede” karar verip hayatındaki ana düğümlerden birini çözme kararını vermesini anlatıyor. “Tek Yaşam. Tek Hikaye.” mottosunu savunan oyun, bir buluşma, hatta bir barışma hikayesi…

Ufuk Şenel: Altar benim için de bir kahramanın yolculuğu gibi. Günümüz gerçekliğinde bireysel olarak var olma serüvenini hem çok gerçekçi hem de çok masalsı ve çocuksu bir yerden aktarıyor. Buradaki kahraman bu serüveninde, odağını içine yönelterek oradaki hazineyi ortaya çıkarıyor. Bir sanatçının burayı kurcalaması, bunun peşine düşmesi çok kıymetli. Bu nedenle son derece cesur ve bir o kadar da samimi bir iş olduğu kanısındayım. Beni ayrıca etkileyen diğer bir şeyse; bu hikayenin aslında bir sürü insana değebilen parçalarının var olması. Bu da şimdiye dek aldığımız geri bildirimlerden anladığımız kadarıyla, bu işle başardığımız bir şey oldu.

Ölüm ile yaşam arasında bir hikayeyi anlatıyorsun. İnsanın hayatta kalma mücadelesini farklı disiplinlerle sahneleme fikri nasıl oluştu?
CB: Farklı disiplinlerle çalışmak bana daha bütüncül geliyor. Çünkü her disiplinin otorite olduğu bir etki alanı var. Ayrıştırınca, sanki bir şeyler eksik kalmış gibi hissediyorum. Oyunda bir sürü duygusal an var: ölme deneyimi, sıkışmışlık, utanç, kırgınlık, öfke… ve bunların zamansal değerleri kimi belirsiz, kimi çocukluktan, kimi yetişkinlikten… Bazı şeyler evet kelimelerle anlatılır ama bazı şeyler de sanki hissettirilmeli! Burada da hareket tasarımı devreye giriyor. Ufuk’un çok tatlı bir yanı var: metni ona gösterdiğim vakit, bambaşka bir pencereden metnin duygusal yönünü
özümseyip onu hareketle örebiliyor. Yani, metin ve hareket paranın iki yüzü gibi. Oluşturduğumuz tasarımda da metin ve hareket birbirini destekler, tamamıyla birbirinin içine geçmiş durumda.
: Bana kalırsa da bu biraz artistik vizyonlarımızın getirisi. Bizim nereden baktığımızla ve nasıl baktığımızla gelişiyor. Örneğin ben ilk başlarda projeye sadece hareket tasarımı yapmak üzere dahil oldum fakat hikaye o kadar biricik ve o kadar benim de içinde yaşayabildiğim bir şeye dönüştü ki kendimi bir anda Can’la beraber yönetmen koltuğunu paylaşırken buldum. Kendime de çok şaşırdım.

Altar’ı yaratma sürecinde kaynağını nereden edindin?
CB: Geçen yazın başlangıcında bir monolog yazmıştım… Sonra hayatımda biraz sert darbeler oldu… Derken, kendimi sayfalarca metin yazarken buldum. Her şeyi çıkarmam gerekiyordu dışarı! Yavaş yavaş parçalar birleşmeye başladı. Oyun özellikle psikolojideki “utanç ve haset” kavramlarından beslendi. İnsanın içinde gizli kalmış, bastırılmış tarafları hep ilgimi çekiyordu. Jung’un deyimiyle “gölge/arketip”kavramlarına daha derin daldım. Zaten oyunculuk yolculuğumda da iki senedir bu kavramlar aracılığıyla çalışıyorum. Utanç duyduğumuz, örttüğümüzün tarafların da
yüzeye çıkması gerekiyor. Onlar da birer parçamız. Çünkü bedendeki her dinamizm hayata erişmek için çaba sarf ediyor: kimi zaman yumuşakça, kimi zaman hırçın bir tavırla…
UŞ: Can’ın sürecine sonradan eklensem de bu kaynağa dair ortak bir hafızamız olduğunu düşünüyorum aksi takdirde bu şekilde yol alamazdım zaten. Hem keşif adına hem de süreklilik. Bu anlamda benim için kendi çocukluğumdan şimdiye dek hayatıma musallat olmuş hayaletleri işe davet ettiğim bir şeye dönüştü. Çok zor bir süreçti gerçekten tüm bunlarla baş etmek, onları sahteleştirmek… fakat sonunda çok mutluyum.

Projelerinde her zaman bir sahne tasarımının olması senin özellikle tercih ettiğin bir şey mi?
CB: Proje başlangıcında açıkçası bir video art kullanmak istiyordum. Hatta oyunun metni ve tasarımını bu video üstünden şekillendirmiştim. Ama sonra bu fikirden vazgeçtik. Sanırım iyi de oldu. Ufuk cesaret verdi bana, “risk al!” dedi. DANTEL ve KAM* Greenbox tekniğiyle şekillendiği için, tiyatro salonunu bir çekim stüdyosuna dönüştürmek zorundaydım. Altar’da farklı bir yol izledik. Ama sanırım her şeydenöte sorulması gereken soru şu: “bu projenin neye ihtiyacı var?”

UŞ: Bir dünyası, bir söylemi olan her işin kendine ait bir tasarımı olması gerektiğini düşünüyorum. Bu kostümünden tutunda sahnedeki en ufak ayrıntısına kadar. Burada ortaya çıkan da ALTAR’ın dünyası. Onun mekanı, onun ışığı, onun kostümü. Burada bizimle aynı yöne bakan sevgili Meltem (Çakmak)’in de emeği çok büyük. Aslında ben doğru zaman doğru insanlar diyorum işte..

Türkiye’de özellikle tiyatro projelerinde çok karşılaşmadığımız yaşamı, eşcinsel bir bireyin hayatını anlatıyorsun. Böyle bir hikayeyi sahnelemek belli kaygılardan dolayı cesaret gerektirir. Bu noktaya geliş sürecin nasıl oldu?
CB: Tasarım aşamasında bazı korkularım vardı. Ama oyun eşcinsellik üzerine kurulu değil. Kurulmasın da zaten. Bu konunun bir satış ürününe dönüşmesini doğru bulmuyorum. Altını çizmek istediğim, “şu an olduğumuz kişi” ve bu kişi olana dek hangi süreçlerden, hangi deneyimlerden geçtiğimiz. Sonuçta herkesin arkasında gizlediği bir hikayesi var. Ve birbirimizi anlamak için de o hikayelere tanıklık etmemiz gerekiyor.
UŞ: Kendi işlerimde hep queer bir yaklaşımla işler üretmiş biri olarak bu projede başka bir şey söylenmesi gerektiği ihtiyacındayım. ALTAR; kahramanın cinsel yönelimini değil ne yaşadığını anlatıyor. Bu nedenle açıkçası ben karakterin eşcinsel bir birey olarak sahnede durmasından ziyade, kendi çukur yeriyle, kendi karanlığıyla olan karşılaşmasından dolayı cesurca buluyorum.

Oyun programından bahseder misin? Nerelerde göreceğiz seni?
CB: Mayıs ayında prömiyerimizi yaptık. Önümüzdeki tarihler şimdilik 31 Mayıs Perşembe ve 22 Haziran Cuma 21.00’de NoAct Sahne’de.
UŞ: Ben bu işi Venüs’te de oynayabilmeyi istiyorum mesela 🙂 ALTAR; insan küs biriyle barışmak için bir yirmi sene bekler mi diye bitiyor. Eğer Venüs de oynama şansımız olsaydı sevme ve sevilme gibi dertlerimiz olmazdı, değil mi? Belki bir gün 🙂

Detaylar için noactsahne.com  

Biletler: tiyatrolar.com.tr ya da tiyatro gişesinde
Rez.: 05334240284

Haziran 2018 Dergi içeriklerimizin tamamını okumak için aşağıdaki görsele tıklayın.