ARAF H. KORKMAZ YAZDI: GÜNCELLENMİŞ ARZULAR, VAMPİR ROBOTLAR VE ESKİ DOSTLAR VE BİZ!

GZone Dergi'nin "arzular şelale" yazarı Araf Halil Korkmaz, yeni yazısında güncellenmiş arzular, vampir robotlar ve bizim eski dostlarla olan ilişkimizden bahsediyor. İşte bu yazı:

Karanlık ve kalabalık bir yerde dans ederken aklıma geldi, bazılarınız çok iyi bilirsiniz karanlık ve kalabalık yerlerde aklımıza hep önce aklayamadığımız düşünceler gelir. Müzikle dağılır, değişir ve bir sonraki sabaha kadar ertelenir. Artık hissizlikten mi?Yoksulluktan mı?

Otuzlu yaşların başında muhteşem bir denge, durum ve değer değişimi yaşadığım için mi bilmem rahatlıkla söylemek istiyorum. Bunu uzun bir süredir fark ettiğim için rahatlıkla söylüyorum, hemen hemen hepimiz daha doğru dürüst tanımlayamadığımız bir kara deliğin içinde debelendiğimizi kabullenmek istemeyip muhakkak acil bir çıkış yolunun olması gerektiğini savunarak, bu gönülsüz mecbur kalışın yükünden midir bilmem, birbirimizi yaşayamamış olmaktan yorgunuz artık.

Çünkü bizi biraz olsun durduğumuz noktadan daha ileri enerjilere taşıyacağına inandığımız parmak ucu arkadaşlıklarımızı kimselere değişemiyoruz bu aralar, ilk bana yazanın benden sonra acaba kime yazdığını düşünmeyi bir kenara itip, asla sıralamanın hangi kısmında olduğum kaygısına bulaşmadan, herkesle aynı heyecansız rutini ve bu yemek seçmekten bile daha kolay etkinliği hayatımdan bir türlü çıkaramıyorum. Hoş canım da istemiyor, aman zaten canım ne istediğini de bilemiyor:
Kime dokunsa dudakların ellerin, kime sarılsa kolların daha fazla bekliyor, daha da merak ediyor arayıp arayıp hiç kimsede bulamadığı o şey nedir? eminim açlıktan değildir. Aşktan mı? hiç değildir! Çünkü dinlediğim tüm hikayeler ve sonlar aynı kokuşmuş ve lezzetsiz sürprizlere sahip. Gelin bu bulmacayı birlikte çözelim birbirine lazımlar!

Kim ne diyecek, sonu ne olacak? diye hiç düşünmeden dört nala koştuğumuz, yolda aldığımızı yolda bırakıp bir sonrakine azar azar verdiğimizi zannettiğimiz zahmetimizi de hep evde bırakıp öyle korunduğumuzu sanmıyoruz da ne oluyoruz bu aralar? Ben mi yalnızım bir tek böyle düşünen? Söyleyin! 

TABİ Kİ YALNIZIM!

Eve tek tabanca dönsen umrunda olmadan sallana sallana yürümeyi en iyi sen bilirsin, ben bilirim, biz biliriz. Tabi ki sonra o yalnız dönüşün acısı muhakkak çıkmış olacak sabah uyanınca. Arkadaşlar kahvaltıya dışarıya çağırınca, baş dönmesi, kalp ağrısı, bir öncekine atılan belalı mesajlar, aylardır konuşulan ama hiç görüşülmeyene birkaç cevapsız aramayla geçti bu Pazar. 

Bir bakmışsın belki yirmi altısın, belki otuz ya da kırk, ya yalnız kalmayı çok istediğinden bu hale gelmişsin, ya da hep çok istediklerin kalabalığın içinde kaybolmuşlar tutunamadan. Ayrıca neden insanlar hep kaybettikleri yarılarını bulmuş gibi, bazen de gereksinimleri gideriliyor diye hiçbir konuda dünyasal kimliklerine yakın hissetmedikleri kimselere uzun uzun yıllar tutunmak isterler ki? Hala cevabını el ele verip yine de bulamadığımız bu muhteşem soruyu da buraya bırakıyorum, sohbetleriniz ekşir de tatsız bir saate denk gelirseniz sağa kaydırdıklarınızla karşı karşıya kahve içmek maksatlı minik ve telaşlı buluşmalar sırasında.; Astroloji faslına minnet etmeden süreyi uzatmak için ideal bir zahmettir bu soru. En azından evlenilecekle eğlenilecek belli olsun da yolumuza bakalım yani değil mi?

Bilemiyorum ve bilmemek inanılmaz desteksiz dayanılmaz prefabrik bir yapıt, inşallah üzerimize yıkılıp bizi mahvetmeye devam etmez bu muntazam yapıt. Benim olanı almadan kimse yerinden kıpırdamasın! Ben aradığım o güzel ışığa dokunmadan kimse yolumun üstünde durmasın işte. Her neyse.Yani bazen şöyle söylemek istiyorum sağa kaydırıp kaydırıp hiç konuşma zahmetinde bulunmadığım erkekleri de bu sloganın muhatabı sayarak; 
Sen daha dokunamamışsındır, başkaları sarılarak uyur. 
Bu cümlenin yeri asla bu paragrafın başı olamamalıydı fakat bir arkadaşım bana şöyle söyledi geçenlerde;
-herkesle senin zannettiğin düzeyde konuşmaya çalışırken o kadar anlaşılmaz ve yorucu oluyorsun ki, seni dinlerken sana üzülmeye başlayıp ne anlattığını unutuyorum. 

İnanın ne hiç ummadığımıza ya da ne çok sarıldığımıza, neden ne için yorulduğumuza aldırış etmeden, yolda yürürken neredeyse hepimizin kulaklarımızı müzikle tıkayıp kalabalığa çarpmamak için hızla yetişeceği noktaya varmak ve asla varamamaktan oldu tüm felaketler. Bizi bu hale getiren kaydırmalar, yana atmalar, ignore etmeler, DM’den yürümeler daha neler neler yordu da yıkılmadık yine! Ama helal olsun yıkılanı döküleni de linç etmekten geri kalmadık, arada bize atılan mermimelere de fena dayanmadık hani!

Eskiden bu kadar kalabalık değildi parmak uçlarımız, dudaklarımız ve bilinç altımız baş parmağımıza tam olarak teslim olmamışken daha iyiydi sanki aşkımız, yarıda kalmışımız ve ayrılıklarımız.

Gereksizliğinin mevcudiyeti yok sayılmamış ne varsa bir şeklide dokunsal, işitsel ve ruhsal olarak masamıza yatmış çözülmeyi beklerlerdi usul ve arsız bir şekilde. Baktık ki bir arpa boyu yol yürüyemiyoruz yalnız başımıza, muhakkak sağımızda solumuzda beliriverirdi ona ihtiyacımız olduğunu söylediğimiz dostumuz hatta biraz yakın sandığımız arkadaşımız. Hepsini story izlerken hızlı hızlı tıklıyoruz oh ne güzel şimdi; tanıdığımızı zannettiklerimizden mis gibi tiksiniyoruz! Çünkü teyze olmuşlar, şirketleri sayesinde iş gezilerine gidip bi şey olmuşlar, eski sevgililerinin fotoğraflarını daha silemeden yenisine vurulmuşlar!

Gece malum mekanlarda ışığa tutulup müziğe dikkat kesilmemizi isteyen videolar, bacaklar, memeler, kaslı kollar uyandıktan hemen sonra uyumadan önce gözümüzün önünden hiç gitmiyorlar! Of inanamıyorum rüyalarımızdalar.

Bir şekilde düne kadar her haliyle sevdiklerimizi, sağa kaydırdıklarımızdan hemen sonra kurtarılacaklar listesine bile almışlığımız vardır mesela, çünkü ben yaptım. Yapanı da gördüm. 


Eskiden işleri bir çırpıda halledip son mesai saati daha bitmeden zaten haftanın başında planlamış gibi muhakkak gideceğimiz ve birbirimizle karşılaşacağımız yerleri ezbere bilirdik. Müzik listelerini ezbere bilirdik. Gittiğimiz mekanların öpüşmeye müsait yerlerini evimizin antresi gibi samimi bilirdik. Neler bilirdik biz ya! Şimdi öyle mi? Değil.
Birbirimize çarpa çarpa yine de anlaşır, tanışır ve bu kemikli kalabalığın içine salıverirdik tüm yorgunluğumuzu. Bölünürdü dağılırdı bir şekilde kaygılar. 

Şimdilerde hissettiğim en azılı duygu içimde yüksek sesle bağıra çağıra yerini yadırgıyor, rahatça zehrini salabileceği karanlık ve sakin bir yer arıyor. 

Ben de o sırada ıssız ıssız bir şeylere hayıflanıyorum muhakkak zihnimde. Hafta sonlarını heyecanla beklememişsin mesela, telefona hiç heyecanla bakmamışsın ne zamandır, diş fırçan bile yapayalnız banyoda yıllardır. O kadar düşün.
Sana kimse ” Hani koyup gidiyorsun ya beni, canım sıkılıyor canım geceleri. ” dememiş hiç.

Öyle bir hissizlik beni de çok yoran bu aralar, hep kemiklerimi ısıtmış, zaman zaman da içimi aniden soğutmuş şarkıları mümkün olduğu kadar sessiz ve solo bir şekilde gündelik lafların arasına sıkıştıra sıkıştıra sanki benden uzakta birine bir şeyler anlatıyormuşum gibi olduğum yerde sayıyorum. 

Gece hayatı bitmiş, insanlar hep aynıymış, kalabalıkmış ama herkes çok yalnızmış. Kime selam versek duymalara doyamadığımız bu konforsuz cümlelerden bir tane fırlatılıyor üzerimize mümkün ya tabi. Sonra içi geçmişten, derdi bitmezden kaçarken parmak uçlarımıza yakalanmak hiç de tahmin edilemeyecek bir sonmuş gibi durmuyor. 
Bizi de tam olarak istediğimiz yerde indirmeyen bir asansörün içinde nefessiz bırakmaya niyetli gibi bu yarış, ne yazık ki gitmeyi istediğimiz katta hiç durmuyor. O zaman merdiveni kullansana aptal diyenlerinizi duyar gibiyim, belki o da sadece ara katlara çıkıyordur olamaz mı? Olabilir. Nasıl olsa hiç olmadığımız gibi göründüğümüz bu kurgu dolu dünyanın içinde Alice’in başına dükkan tabelası bile düşebilir. İyi ki aramızda değilsin Alice. 

Birileri tam zamanı zannediyorken, birilerinin de hep parmak uçlarımızda kaybolup gitmesi de böyle bir kurgu nihayetinde. Sağa mı sola mı bana kalmış! Zaman zaman arkadaşlarıma bile kalmış, hepimize yetmiş artmış bu favori menüler favori şeyler. 

Aklım ara ara yaşayamadıklarımda takılı kalmış olsa da parmak uçlarım sağ olsun çok meşgulüm bu aralar. Buluşmaya çağıran eski dostlarla yakın gibi görünen arkadaşlara ne oldu diye soracak oluyorum bazen onlar da nasıl olsa birilerinin kaydırılmışı değiller mi? Maalesef ki öyleler ve bu özlem hiç giderilemeyecek! bir şekilde şehre, insanlara, ekonomik durumlara dayanıp tüm olası negatif kaygılardan da destek alıp çabaladığımız bu hissizliğin adı yüksek sesle asla söylenmeyecek! 

Akışta kalalım ve lütfen doğru tarafa kaydıralım😘