AYDİLGE: ÇOCUĞUM EŞCİNSEL OLDUĞUNU AÇIKLASA ONUNLA GURUR DUYMAYA DEVAM EDERİM

Son yılların en başarılı şarkıcılarından Aydilge, özellikle diziler için hazırladığı şarkılarla büyük başarı yakaladı. Pozitif enerji saçan Aydilge geçtiğimiz günlerde yapılan GZone’un Turkish Disco partisinin de konuğuydu. Aydilge ile Murat Renay söyleşti. Gelin hem çevreye, hem doğaya aşık hem de LGBT bireylere saygılı bir sanatçı olan Aydilge’yi yakından tanıyalım. 

Müzikten önce yazarlık döneminiz de var, yazdıklarınızla mı yoksa şarkılarınızla mı insanlarla buluşmayı tercih edersiniz?

İkisini de tercih ettiğim için, ikisini de yapıyorum. Müzikal kimliğim daha önde gibi görünse de, tüm şarkılarımı kendim yazıp bestelediğim için aslında yazmak hep var hayatımda… Müzik hayatımın çok büyük bir bölümünü kapladığından yayınlanmış olan iki romanıma bir yenisini henüz ekleyememiş olsam da, edebiyat benim çok değerli bir parçam… Her ay OT Dergi’de yazmaya devam ediyorum. Bu az da olsa beni tatmin ediyor şu an. Zaten asıl olan paylaşmak… Müzik ya da edebiyatla ve hangi dilde olursa olsun ama mutlaka ve mutlaka kalpçe…

Dizi şarkılarından önce de başarılı müzik çalışmalarınız olmasına rağmen, dizi müzikleri ile çok büyük bir ilgi gördünüz. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?

Etmiyor çünkü evrende her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanıyorum. Ayrıca dizi müziklerim sayesinde çok daha geniş bir kitle ile kucaklaştım. O yüzden de mutlu oluyorum. Çünkü benim hiçbir zaman bir kalıba, gruba ya da belli bir kitleye sıkışmak gibi bir arzum yok. Çoğu zaman bir gruba ait olarak bir kimlik edinmek isteriz. Oysa bütün bu kimlikler, evrenin yüceliği karşısında ne kadar anlamsız ve trajikomiktir aslında… O yüzden konserime farklı renklerden insanlar geldiğinde inanılmaz mutlu oluyorum. Çünkü benim üniversite gençliği, ya da dijital dünyayı yakından takip eden milenyum kuşağıyla paylaştığım şeyler, aslında emekli bir amca ya da kendini marjinal olarak tanımlayan biriyle de de aynı… Ben sevgiden, kalp kırıklıklarından, hüzünden, mutluluktan ama en çok da umuttan bahsediyorum. Bunlar hangi yaş grubunun, etnik, cinsel ya da sosyal grubun tekelinde olabilir? 

“Sahte tıklamalarıyla gözümüzün içine baka baka yalan söylemekten çekinmeyen bir sistemin içindeyiz”



Müzikte hak ettiğiniz noktaya, hayallerinizdeki yere geldiğinizi düşünüyor musunuz?

Açıkçası, bu ülkede hak yerini hiçbir alanda bulmadığı için, hepimizin işi zor. Peki amaç daha popüler olmak mı derseniz, açıkçası popüleri popüler yapan gücün halk olduğunu düşünmüyorum. Halk bunu istiyor lafı da kocaman bir yalan. Halk, ancak birbirine benzer seçenekler arasından seçme özgürlüğüne sahip. Tabii buna özgürlük denirse. Yani halkın, kendisine çeşitlilik ilüzyonu altında dayatılan mavi portakal, yeşil portakal, kırmızı portakal, sarı portakal arsında seçim yapması, onu belirleyici güç konumuna oturtamaz. Çünkü halk, hangi rengi seçerse seçsin, sonuçta yine portakal tüketmiş oluyor. Bense elma olmayı tercih ediyorum! Ya da ceviz, ya da armut. Yani portakal dışında bir şeyler! Benim ruhum sürüye katılmayı reddettiği sürece, kimse bana o üniform kostümlerden giydirmeye kalkamaz. Onu kesip biçer, kendi hoşuma giden yeni bir kostüm yaratırım ben. 10 yıl sonra da Aydilge, tek düze bir gündelik hayat insanı olmaktan ziyade ezber bozan, kışkırtan bir tutku delisi olmaya devam edecek.

Dijital dünyadaki “rekor tıklanma” furyasını nasıl buluyorsunuz? Müzikteki başarının sadece bu astronomik rakamlarla ölçülmesi sizce ne kadar adil?

İsterdim ki tıklanma rakamlarıyla oynanmayan, adamı olanın değil adam olanın yükseldiği, göz yaşı ticareti yapılmayan, sakil ve ucuz olanın yaldızlı paketlerle süslenmediği bir endüstrimiz olsun… Ama  sahte tıklamalarıyla gözümüzün içine baka baka yalan söylemekten çekinmeyen bir sistemin içindeyiz diye de vaz geçmek olmaz. Boş boş eleştirip, söylenip durmak, hiçbir işe yaramaz. O yüzden, ne olacak bu ülkenin hali şeklinde geviş getirmektense hayallerimizin peşinden koşmak çok daha güzel. Zaten elbet bir gün o hayaller de kovalanmaktan yorulacaktır. Koşmaya devam:)


Nisan ayında yeni albümünüzle buluşacağız, bu albümde bizi ne gibi sürprizler bekliyor?

Kendi olmayı seçen, kimseyi dinlemeyip kalbinin seçtiği yoldan gidenler için bu albüm… Size kısaca albümün çıkış parçasının sözleriyle cevap vereyim. ‘Ben zorunda mıyım, senin seçtiğin yoldan gitmeye? Hiç kimse bilemez, ben neler yaşadım, neler içimde… Ben zorunda mıyım senin sevdiğin her şeyi sevmeye? Bu benim yaşamım, benim seçimim, başkasına ne? Ah sorgulamadan, yargılamadan seviyorsan gel ama bekleme, başkalarına benzerim diye…”

“Doğa tahrip olduğunda kendi nefesimizi kesiyoruz”

Çevre ile ilgili duyarlılığınızı biliyoruz. Sizce bir sanatçı için çevre duyarlılığı neden bu kadar önemli?

Bence sadece sanatçı için değil, insan için önemli… Küçükken yaşadığım ağır astım nöbetleri yüzünden en yakın arkadaşım, bana sürekli su buharı ve oksijen üreten mavi makineydi… Plastik bir uzay mekiğine benziyordu. Tombik ve sevimli olduğundan aslında seviyordum ben onu. Nefes alamadığımda “hava hava” diye makineye koşardım. Bazen misafirler evdeki küçük veletin niye hava diye koşuşturduğunu anlamaz bunu “hav hav” diye algılayıp köpek istediğimi sanırlardı:) Ben hava isterdim… Nefes… İşte doğa tahrip olduğunda kendi nefesimizi kesiyoruz aslında. Mezarımızı kazıp içine atlamak bu… Uzun soluklu bir intihar…


Yakında dünya evine de gireceksiniz, mutluluklar dileriz. Eğer ufukta bir çocuğunuz olursa, ileride de size eşcinsel olduğunu açıklarsa tepkiniz ne olur?

Onunla gurur duyarım. Çünkü çocuğum olursa, en büyük mutluluğum, onun kendi kararlarını alabilen, kendi iç sesini dinleyebilen, el alem ne diyecek diye arzularından, hayallerinden, kendi olmaktan vazgeçmeyen bir insan olduğunu görmek olur.

Türkiye’de sanatınızı icra ederken kendinizi özgür hissediyor musunuz? Otosansüre başvurduğunuz zamanlar oluyor mu?

Tabi ki tam anlamıyla özgür değilim. Ama boş boş söylenip durmaktansa, sorguluyorum ve elimden gelenin en iyisini yapmak için uğraşıyorum. Yani sihirli değnekle sorunları yok etmektense, o sorunların ne anlattığını anlamaya çalışmamız lazım bence. Bizi öfkelendiren şeyler, sabrı öğrenmemiz için, bizi terk edenler, kendi ayaklarımızın üzerinde durabilmemiz için, kızdıran şeyler affetmeyi ve şefkati, nefret ettiğimiz her şey, koşulsuz sevmeyi öğrenmemiz için, korktuğumuz her şey cesareti, kontrol edemediğimiz her şey de, teslim olmayı deneyimlememiz için varlar…İyi ki varlar, hepsine teşekkürler.

“Ruhlarımızın kumaşları birbirinden farklı olduğu için, başkasının gücü bizde yama gibi durur”

Hedef kitleniz bir hayli genç. Şarkılarınızla ve duruşunuzla onlara örnek olmak zorunda olduğunuzu hissediyor musunuz?

Bir zorunluluk hissetmiyorum. Ama anlatmak istediğim şeyler var. Özgür olmalarını ve her halleriyle kendilerini sevip kabullenmelerini istiyorum. Yeni çıkacak albümümde Yana Yana diye bir şarkım var. ”Giydiğim, içtiğim, taktığım ben değilim… Maskeler silinince sen de bensin… Sadece sevmek aslında yeter bize… Güneş ay ve yıldızlar hep göz kırpar bize… Herkes olduğu gibi güzeldir öylece… En büyük dilektir yaşamak özgürce…” diyorum. Benim inandığım ve yürüdüğüm yol budur.


LGBT bireyler ve aslında tüm bireyler kişisel özgürlükleri için sizce neler yapmalı ve sanatçılar onları nasıl desteklemeli sizce? 

Kimse kimseye benzememeli. Kendimizi güçlü, emniyette ve güvende hissetmek için hep başkalarına benzemeye çalışıyoruz. Sistemin bize satmaya çalıştığı hayatı yaşamaya özeniyoruz. Oysa başka birinden medet ummak, kaçak malzemeyle bina inşa etmeye benzer ve en ufak sarsıntıda çöker. Ruhlarımızın kumaşları birbirinden farklı olduğu için, başkasının gücü bizde yama gibi durur. Bunu fark etmek bile bize büyük bir yol kat ettirecektir. Müzik ve sanatın da bunu fark ettirecek en büyük sihir olduğunu düşünüyorum. Hatta müzik, çok derin bir şifa aracı aynı zamanda. Onun insanları birleştiren, tüm ayrımları, ötekileştirmeleri silen, kalpsel bir titreşimler bütünü olduğuna inanıyorum. Tabi göz yaşı ya da haz ticareti yapan nota tüccarlarından bahsetmiyorum.

Nisan 2018 GZone Dergi içeriklerine aşağıdaki dergi kapağımızı tıklayarak ulaşabilirsiniz.