BİR YEŞİLÇAM YILDIZI: BÜLENT ERSOY

GZone Dergi yazarlarından Deniz Su Tiffany, Temmuz-Ağustos 2018 sayımız için Bülent Ersoy’un Yeşilçam’daki cinsiyet geçiş sürecini yazdı.

İşte “Bir Yeşilçam Yıldızı: Bülent Ersoy” isimli bu yazı:

Onur haftası ve son gününde yapılan yürüyüşlerin engellenmesi kimini daha da “hak savunucusu” yaparken kimini de “depresyona soktu”. Her depresyonun ortak çıkış noktası filmler olduğuna ve son yıllarda fazlaca depresyona girdiğimiz için de filmler yavaştan tükenmeye başladığına göre, gelin hep birlikte Yeşilçam’ın yıldızlarından Bülent Ersoy’u keşfedelim (Türk Sanat Musikisi’ni icra eden Bülent hanım’ı hepimiz keşfettik çünkü).

İlk film: Sıralardaki Heyecan

Bu filmde Bülent Ersoy, kısmen kendisi olarak oynuyor (yani henüz cinsiyet geçişini gerçekleştirmemiş haliyle). Fakir bir lise öğrencisiyken para kazanmak için düğünlerde şarkı söylüyor. Tabi kendisi dışındaki tüm çevresi zengin, hiçbir derdi olmayan, hayatı hafife alan tipler… Aralarında mazlum ve mağduru oynuyor anlayacağınız. Tabi aynı zamanda olgun ve çalışkan bir arkadaş iken “aşk” olsun “derslerini boşlamak” olsun “para” olsun “hastalık” olsun bir sürü olay ile oluşturulmuş bir örgüye sahip bu film Bülent Ersoy’u beyazperdeyle tanıştırmış oldu. 

   

Ardından: Ölmeyen Şarkı, İşte Bizim Hikayemiz ve Beddua

Bülent Ersoy’un yine kendisini kısmen oynadığı bu filmlerde fakir ama gururlu bir genç, yok efendim bir kadın (ki bu kadın Gülşen Bubikoğlu’dur) ile yaşadığı aşk, kâh hüzün kâh mutluluk ile biten sonlar… Yeşilçam’da klasik gibi klasik arıyorsanız Bülent Ersoy ile hayat bulmuş bu senaryolar oldukça hoşunuza gidecektir.

 

Mihenk Taşı: Şöhretin Sonu

Bülent Ersoy’u en gerçek ve en kırılgan haliyle izlediğimiz filmde; toplumun 80’li yılların başında bir transseksüele nasıl baktığını, nasıl tepkiler verdiğini, yaşadığı acıları en derinden anlatıyor. “Erkek olmaya” zorlanmalar, herşeye rağmen seven bir “kız”, içinde yaşayıp kırıldığı “aşklar”, geçiş sürecinin “asabiyeti”… Ha tabi dalkavuklar ve aba altından sopa gibi ilgi altında geçilen dalgalar VE AİLE İLİŞKİLERİ de filme yansımış. İzlediğinizde bu psikolojiyi bir daha nasıl yaşayarak oynamış diyeceğinizden eminiz. Ayrıca önceki filmlerine göre gayet de ters köşe yapmıştır, böylelikle bir oyuncu olsa bile diva olacağını bizlere göstermiştir.

Daha Sonra: Biz Ayrılamayız, İstiyorum ve Diğerleri

Bülent Ersoy kendi hayatında da artık kendisi olmuştur. Filmlerinde ise kâh kendisini oynamaktadır, kâh bir “Anadolu kadınını, fedakar anneyi” oynamaktadır. Bu filmlerden en ilgi çekeni şüphesiz “İstiyorum” dur. Bülent Ersoy’un Huysuz Virjin ile (Nam-ı diğer Seyfi Dursunoğlu) gazinocu Fikret’in hem duygusal hem de ekonomik sömürüsüne maruz kalışını ve Bülent’in Hakan (yani Atilla Saral) ile yaşadığı tutkulu aşkı anlatışıyla hafızalara kazınmıştır. Tabi bu filmde sadece Bülent Ersoy’u değil, Huysuz Virjin ile oluşturdukları sinerjiyi ve Atilla Saral’ın her yaşın “bay karizması” olduğunu da keşfedeceksiniz. Bir diğer dikkat çeken filmi Biz Ayrılamayız ise; Bülent Ersoy’un yine kendisini oynadığı başka bir film. 

Bülent Ersoy bu Filmleri Niye Çekti?

İlk filmlerini niye çektiğiyle ilgili bilinmezlik hakim olsa da filmlerin çekildiği dönemlerde ses sanatçılarının günümüz Twitter’ı ya da klipleri gibi “promosyon” amaçlı yapıldığı bilindiğinden ilk filmleri de bu amaçla çektiği ancak tahmin edilebilir. Mihenk taşı olan Şöhretin Sonu, olay örgüsü ve çarpıcı sahneleri bakımından sosyal sorumluluk projesi gibi görünse de bir yandan Bülent Ersoy’u halka daha iyi anlatmak için, bir yandan da transseksüellik ile ilgili bir aktivist duruşun amaçlandığı düşünülebilir. Sonraki filmlerin niye çekildiği de tam belli olmasa da kendisini “gişe filmlerinin yönetmeni” olarak tanımlayan ve çok sayıda eser üretmiş olan Türker İnanoğlu; tüm filmleri, sadece İstanbul’da tanınan Bülent Ersoy’u tüm Türkiye’ye tanıtmak amaçlı çekildiğini ve de çok tuttuğunu söylemiş.

GZone Dergi Temmuz-Ağustos 2018 sayısının tüm içeriklerine aşağıdaki fotoğrafı tıklayarak ulaşabilirsiniz.