CAN ATEŞSAÇAN YAZDI: BİR “DİZİ” SEBEP

Bir “Dizi” Sebep

Havalar soğuduğundan beri -yani 2015 yılının son aylarından bahsediyorum- en severek yaptığım şeylerden beri evde üçlü kanepeye uzanıp Digiturk’de yabancı dizilerimi seyretmek. Çoğunuzun da aynısını yaptığından eminim. Terör eylemlerinin zirve yaptığı şu son haftalarda ise evde kalmak, yapılacak en akıllıca şey sanırım.

Uzunca bir zamandan beri takipte olduğum FX’in fenomen dizisi The Walking Dead tabi ki de favorim. Final yapacak diye ödüm kopuyor. Dünyanın sonunun geldiği, felaketlerle ilgili yapımlar her zaman ilgimi çekmiştir, tabi gerçekten kaliteliyse.

Yürüyen ölülerimizi her hafta usul usul izlemeye devam ederken bir yandan araya yeni diziler de girmeye devam ediyor, hatta başrolünde Viola Davis’in, karanlık hukuk profesörü ve avukat Annalise Keating’i canlandırdığı “How To Get Away With Murder” ikinci sezon finalini yaptı bile işin yoksa bekle Eylül’e kadar.

Birbirinden bağımsız olarak ilk sezonunda ırkçılık, ayrımcılık ikinci sezonunda ise cinsel yönelim, sosyo ekonomik eşitsizlik gibi konuları işleyen “American Crime” ise diğer gözdem. Her iki sezonun başrolünde de, “Desperate Housewives”tan hatırlayacağımız Felicity Huffman var. İkinci sezonda özel bir kolejin cevval müdiresini canlandıran Huffman yine oyunculuğunun zirvesinde.

Los Angeles’ta bulunan Angels Memorial Hastanesi’nde yılın 300 günü yaşanan siyah kod alarmını, doktor-hasta hikayelerini anlatan Black Code bana göre sezonun en iddialı dizilerinden birisi. Hastane dizisi deyince Grey’s Anatomy dediğinizi duyar gibiyim ama Grey’s Anatomy’den bir tık daha kanlı, canlı bana göre. Hastaları hayata bağlamak için canla başla olağanüstü bir çaba sarf eden ekibin başındaki acil servis doktoru olarak izlediğimiz Marcia Gay Harden dizi kadrosuna pek de yakışmış.

Yayın hayatına yine bu sezon başlayan hatta sezon finali bile yapan, 10 bölümün nasıl geçtiğini anlamadığım, ışıltılı televizyon sektörünün pek de sevimli olmayan, menfaatler ve reyting üzerine kurulu mutfağını beyaz ekrana taşıyan “Unreal” ise bu sezon son favorim en azından şimdilik. Dizi, Amerika’daki The Bachelor benzeri bir evlilik programının kamera arkasını gözler önüne seriyor. Televizyon izlerken reality show gibi gördüğümüz olayların, aslında nasıl senaryolara oturtulduğu, yarışmacıların birbirlerine nasıl düşürülerek reyting yaratıldığı heyecanlı ve keyifli bir şekilde anlatılıyor.

Eğer televizyonda izleyecek bir şey bulamıyorsanız ve de yeni heyecanlar arıyorsanız bir göz atın derim.

İstanbul’un modern yüzü: İstanbul Modern

Geçenlerde ilk kez ziyaret etme fırsatı bulabildiğim İstanbul Modern’de şu anda devam eden iki kısa süreli ve bir uzun süreli üç farklı sergi bulunuyor.

Yerli ve yabancı birçok sanatçının eserlerinin sergilendiği “Sanatçı ve Zamanı” isimli koleksiyon sergi 31 Aralık’a kadar ziyaret edilebilirken, tamamı yabancı sanatçıların eserlerinden oluşan doğayı yücelten ve çevresel farkındalığa dikkat çeken ‘Yok Olmadan’ isimli sergi 5 Haziran’a, 13 Türk sanatçının eserlerinden oluşan, benim en çok ilgimi çeken İstanbul Modern’in güncel fotoğraf sergisi ise 22 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilir.

Pazartesi günleri hariç her gün ziyarete açık olan İstanbul Modern, Perşembe günleri ise Ülker sponsorluğunda sanat severlere ücretsiz. Siz de benim gibi ziyaret etmekte geç kaldıysanız bir an evvel davranın derim.

Yediğiniz, içtiğiniz sizin olsun

İstanbul Modern ziyareti sonrasında kendimizi attığımız Karaköy’de bulunan Baltazar, hamburger yemek için pek de güzel bir mekanmış onu farkettim. Kömür ateşinde pişirdikleri etler de bir diğer alternatif.

Hamburger sonrası kahvenizi Karaköy’de içmek istemezseniz ya da bir başka gün uğramak isterseniz Galatasaray Lisesi’nin arka tarafında yani Hayriye Caddesi’ndeki Müz Botanik&Kahve belki ilginizi çekebilir. Beyaz ve ahşap ağırlıklı ferah dizayn edilmiş olmasıyla ve içeride yer alan onlarca bitki çeşidiyle diğer kafelerden biraz sıyrılan Müz, kalabalıktan bir süreliğine uzaklaşıp, sessiz sakin bir ortamda bir şeyler içmek için  10 numara bir mekan. Tavsiye ederim.