CAN ATEŞSAÇAN YAZDI: İSTANBUL İÇİN LALE VAKTİ

Lalelerin de yüzünü göstermesiyle birlikte artık İstanbul’a resmi olarak bahar geldi. Hafta başında fotoğrafçı arkadaşım Hakan Kütahya (nam-ı diğer @zeus_lupus) ile çıktığımız fotoğraf turunda kaç tane lale fotoğrafı çektiğimizi sayamadık. Emirgan’dan Göztepe’ye, Nişantaşı’ndan Sultanahmet’e kadar şehrin dört bir yanını süsleyen laleler bu sene 11. kez İstanbullular ile buluşuyor. Şehrin siluetine renk katan lalelere İstanbullular alışmış olacaklar ki artık eskisi kadar talan edilmiyor. 11. İstanbul Lale Festivali kapsamında, 30 Nisan’a kadar şehri süsleyecek olan bu rengarenk lalelerle birlikte Emirgan Korusu, Göztepe Parkı ve Sultanahmet Meydanı çeşitli etkinliklere de ev sahipliği yapacakmış, hatta yine bu vesileyle dünyanın en büyük lale halısı ikinci kez Sultanahmet Meydanı’nda lale severlerle buluşacakmış.

16. yy’da “Muhteşem” Süleyman tarafından Hollanda Kralı’na gönderilen laleler, kısa sürede önce Hollandalılar daha sonra da tüm Avrupa tarafından sahiplenilmiş. Hatta öyle güzel sahiplenmişler, öyle özdeşleşmişler ki bütün dünya lalenin ana vatanı olarak Hollanda’yı biliyor.  Ben de, Amsterdam seyahatimde iki koca torba lale soğanı getirmiştim, İstanbul’da eşe dosta dağıtmak için.

Eğer sizin de bu güzel çiçeklere ve fotoğrafa ilginiz varsa 30 Nisan’a kadar vaktiniz var.

Ay layk tu muv it muv it!

Şu anda tüm televizyon kanallarında dönen bir reklam var, görmüşsünüzdür mutlaka. Dünyaca ünlü bir deodorant firması tarafından Türklere özgü hareketlerden yola çıkılarak hazırlanan reklam filminde bir milletin ter kokusu yaklaşık iki dakikada ancak bu kadar güzel anlatılırdı. İzledikten sonra insanın yüzünde tebessüm bırakan bu reklam filmi son zamanların en enerjik, en renkli, en başarılısı bana göre. Yolda kalan arabayı iten gençlerden, hamur açan teyzelere, koşu yapan genç hanımlardan, sınıfta uzun eşek oynayan çocuklara kadar Türklerin sevdiği hareketleri özetleyen bu reklam, toplu taşımayı es geçmiş nedense. Tıklım tıklım bir metrobüs ya da otobüste koltuk altını yanındakinin yüzüne yüzüne bastıran bir figür de hoş olmaz mıydı? İkinci bir versiyon çekilirse eğer bu naçizane önerim de dikkate alınsın lütfen.

Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun

Pazar günü hava sıcaklığının 15 dereceyi geçmesi ve güneşi de görmemle birlikte, kendimi uzun zamandır gitmediğim Moda’da bulmam bir oldu. Yine bu vesileyle, uzun zamandır yapmadığım vapur yolculuğunu da araya sıkıştırmış oldum. Açıkçası Moda aynı Moda, bir değişiklik göremedim birkaç mekan dışında.

Özlediğim lezzetli İtalyan pizzasını tekrar yeme ümidiyle girdiğim Beppe Pizzeria benden tam not aldı. Odun ateşinde pişen ince hamurlu pizzalar gerçekten de tam bir İtalyan pizzası. Kapalı pizzalar pideyi andıran görüntüsüyle ilk anda hayal kırıklığı yaratsa da lezzet bakımından hiçbir eksiği yok. Geniş bir şarap menüsüne de sahip olan bu küçük pizzeria, Moda’ya yolunuz düştüğünde bir ziyareti hak ediyor bence. Çalışanları pek güler yüzlü ve sıcakkanlı olmasalar da siz o anda sadece pizzanıza odaklanın.

Fotoğraf: The Fork

Kulak verin…

Cahilliğim mazur görülsün ama, evet ben bu şarkıyı çok uzun bir süre Rihanna’nın söylediğini sanıyordum. Gerçeği öğrenmem biraz zaman aldı ama hala severek dinliyorum. Hala dinlemeyen varsa bir kulak versin derim…

Eva Simons feat. Sidney SamsonBludfire