CAN ATEŞSAÇAN YAZDI: LVİV SEYAHAT REHBERİ

GZone'un -canı istediğinde- yazılarıyla bizi şereflendiren seyahat yazarı, influencer ve Kolaygezi bloğunun sahibi Can Ateşsaçan, "olmayan" gey hayatına da değindiği Lviv hakkında detaylı bir yazı kaleme aldı.

İşte bu yazı:

Aslında bu yazımızın başlığı “Lviv Hakkında Duyduğunuz Her şeyi Unutun!” olacaktı ama elimizde kalan vizesiz ve ucuz şehirler listesinde ilk akla gelen neredeyse son yerlerden biri olmasından dolayı olumsuz yorumlarımızı biraz yumuşatarak kaleme almaya karar verdik.… 

Vizesizin ötesinde pasaportsuz bile gidilebilen Ukrayna son zamanlarda biz Türkler için komşu kapısı gibi olmuş durumda. Ukrayna’ya ilk gezimizde rotamızı hiç düşünmeden ülkenin en batılı ve dolayısıyla Avrupalı şehri Lviv’e çevirdik. Fakat az önce de bahsettiğimiz gibi size bu yazımızda Lviv’in o, herkesten duymaya alışkın olduğunuz şirin yüzüyle birlikte diğer çirkin yüzünü de anlatacağız. O yüzden şimdi Lviv hakkında bütün duyduklarınızı unutun ve hiç anlatılmayanları okumak için bekleyin…

Döviz kurları alıp başını gidince, Euro veya Dolar bazlı tatil planlarımızı biraz öteleyip Ukrayna’ya gidelim dedik. Dar sokakları, az katlı evleri, birbirinden güzel korunmuş binaları ve tabii ki güzel insanları ile aklımızda yer etmiş Lviv’e THY ve Pegasus’un yanı sıra Ukrayna Havayolları ile de oldukça ekonomik seyahat etmek mümkün. Fiyatlar düştükçe, bagaj, check-in, ikram gibi servislerin de ek hizmet olarak satıldığını unutmayalım tabii.

Biz de hem saatleri daha uygun hem de fiyat anormal derecede daha düşük olduğu için Kiev aktarmalı olarak Ukrayna Havayolları ile gitmeye karar verdik. Normalde sadece 45 dk – 1 saat beklemesi olan uçuşumuz Kiev’deki aşırı kar yağışı nedeniyle 3 saat gecikmeli olarak gerçekleşti ve öğleden sonra Lviv’e varabildik. Lviv’in ufak bir havaalanı var. Güvenlikten çıkar çıkmaz kolunuza taksiciler yapışıyor ve para bozdurmaktan otel bulmaya, şehir turundan restoran önermeye kadar her türlü seçeneği sunup ilk dakikada bunaltıyorlar. Bu arada, biz Kiev’de 3 saat beklemek zorunda kalınca bir miktar Grivna alalım demiştik. Ancak döviz bürolarındaki kurlar o kadar yüksek ki, doğrudan ATM’den para çekmek çok daha karlı oldu. Şehirdeki döviz büroları biraz daha insaflı ama her halükârda ATM’den çekmek daha avantajlı oluyor. 100 TL’ye 500 Grivna alabiliyorduk. Ayrıca yine havaalanında kendinize geçici bir telefon hattı da almanızı öneririz, çok ucuz ve şehirde büyük kolaylık sağlıyor. Konuşma ve sms süresini hatırlamıyor olsak da sınırsız internet olayı bayağı bir işimize yaramıştı.

Taksicileri bir şekilde aştıktan sonra otelden temin ettiğimiz, ama dönüşümüz sırasında ne kadar kazıklandığımızı anladığımız transferle otelimize geçtik. Ukrayna’da UBER kullanımı yasal ve oldukça yaygın. Kesinlikle transferinizi bu şekilde halledebilirsiniz. Lviv’den dönüşte, otelin transferine ödediğimiz paranın dörtte birine aynı yol için UBER ile seyahat ettik. Otele gidene kadar gördüğümüz kadarıyla Lviv, soğuk, eski ve çok fazla hareketli olmayan bir şehirdi…

Lviv, çok fazla konaklama alternatifi sunuyor. Şehirde çok büyük oteller yok, genelde 2 ve 3 yıldızlı oteller. Airbnb ve MisterBnB çok yaygın olmamakla beraber alternatifler arasında. Apart tarzı oteller daha fazla tercih edilebilir. Zaten birazdan da okuyacağınız şekilde, şehirde en çok sevdiğimiz şey yeme içme alternatiflerinin bol ve fiyatların çok ucuz olması…

Otele hızlıca yerleştikten sonra kendimizi hemen dışarı atıp şehri keşfetmeye başlıyoruz. İlk izlenimimiz şimdiye kadar gezip gördüğümüz şehirler arasında en ufak ve bakımsızı olduğu yönündeydi. Şehrin en güzel yanı ise yeme içme konusundaki zenginliği… Bu kadar çok kafe ve restoran gördüğümüz başka bir şehir hatırlayamadık. 

Ancak tüm bu yoğunluk ve hareketlilik şehrin cazibe merkezi Rynok Meydanı ile sınırlı. Zaten birbirine yakın mesafede olan tüm yapıların neredeyse tamamı burada toplanmış durumda. Rehberler eşliğinde ücretsiz gezi turlarının başlangıç noktası Rynok Meydanı. Bu geziler hakkında detaylı bilgiyi meydandaki turist merkezinden alabilmek mümkün.

Gezilip görülmesi gereken yerlere ayrıca değineceğiz ama öncelikle bizi hayal kırıklığına uğratan şeylerden bahsetmek istedik bu sefer… Şöyle ki, öncelikle şehir genel olarak insanı sıkan bir havaya sahip. Belki kış mevsiminden ve sürekli kapalı havadandır ancak daha önce kışın gezip gördüğümüz hiçbir şehirde bu kasveti yaşamamıştık. İnsanları sürekli asık suratlı ve maalesef kabalar. Turizm, en önemli geçim kaynaklarından birisi olmasına rağmen özellikle turistlere karşı tutundukları kaba tavır ve kesinlikle hiçbir konuda yardımcı olmayışları bizi fazlasıyla şaşırttı. Yabancı dil bilmediği halde yardıma ihtiyacı olan turiste ya da bir yabancıya elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışan kendi insanımız geldi aklımıza. 

Bunun yanında kafe ve restoranların bu kadar bol ve yemeklerin ucuz olmasına rağmen, çalışanların ve servisin kalitesinin düşük oluşu da şaşırdığımız bir diğer nokta oldu. En şık restoranda bile hesap ödemek için bekletiliyor, sanki zorla gelmiş gibi hizmet görüyor, yediğiniz yemeğin keyfini süremiyorsunuz. Dalga geçercesine birçok restoranda asılı gördüğümüz “Ukrainian Hospitality” de adeta bir ironi.

Yani şöyle denebilir; şehir küçük ve eski bir Avrupa şehri görüntüsünde, daha sıcak bir mevsimde görsel olarak da daha keyifli olabilir. Ancak insan faktörü işin içine girince, gezip dolaşma keyfi oldukça tatsızlaşabiliyor. Açıkçası biz, oteldeki personel dışında hemen hemen hiçbir mekanda güler yüzlü ve ilgili bir insanla karşılaşamadık… Ve bu da doğal olarak bütün şehir izlenimimizi değiştirdi.

Tabii ki bunlar bizi şehri keşfetmekten alıkoymadı. Okuduğumuz, arkadaşlardan duyduğumuz, gördüğümüz yerleri, yemekleri, deneyimleri es geçmek istemedik. Her ne kadar çalışanlar sevimsiz ve ilgisiz olsa da hemen hemen bütün turistik yerleri dolaşmaya çalıştık.

İşte bunların öne çıkanları:

Rynok Meydanı ve Belediye Binası: Şehrin kalbi diyeceğimiz bu meydan, gün boyu hareketli ve ilk görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Meydanı çevreleyen binaların tarihleri 16. yüzyıla kadar gidiyor ve çok iyi korunmuş durumdalar. 

Meydanda yer alan Belediye Binası ve üzerindeki kule, tarih boyunca 3-4 kere farklı nedenlerle yıkılıp yeniden yapılmış. Şimdiki haline ise 1800’lü yılların ortasında getirilmiş. Yaklaşık 350 basamaktan oluşan ve yükseldikçe daralan bir merdivenle kulenin tepesindeki gözlem terasına ulaşılıyor. Bazı gezi sitelerinin yorumlarında çok zor, sıkışık, korkunç merdivenlerden bahsedilmişti ama Vatikan’da St Pietro Bazilikası’nın kubbesine çıkarken çok daha zorlu bir merdiven deneyimimiz olduğu için bu bize gayet keyifli geldi. Kulede bulunan saatin sarkaç mekanizmasını da tırmanırken görüp seyredebiliyorsunuz.

Terastan şehir manzarası güzel görünüyor. Lviv’in hemen hemen tamamını buradan izlemek mümkün ama soğuğu ve sert rüzgarı göz önünde bulundurmanızda fayda var.

Opera Binası: Şehrin en güzel yapılarından biri olan bina 1900’lü yılların hemen başında inşa edilmiş. Avrupa’daki en güzel opera binalarının arasında gösterilen bina, konser veya bir etkinlik olmadığı zamanlarda ufak bir ücret karşılığında gezilebiliyor. 

Virmenska Caddesi: Şehirdeki en hareketli kafe, restoran ve barların bulunduğu cadde Rynok Meydanı arkasında uzanıyor. Caddenin sonunda yapımı 13. yüzyıla dayanan Dominik Kilisesi yer alıyor. Pazar günleri kalabalık ayinlerin yapıldığı kilisenin önünde de yardım kuruluşlarının küçük tezgahları bulunuyor. Hemen yanındaki alanda ise ikinci el ve antika eşya pazarı kuruluyor.

Restoran, kafe ve barlar: Lviv’de her bütçeye ve damak tadına hitap eden mekanlar mevcut. Genel olarak fiyatlar ucuz ve menüler et ağırlıklı. Galiçya mutfağını deneyeceğiniz restoranlar, çikolatanın binlerce çeşidini tadabileceğiniz mağazalar, bira atölyeleri, et restoranları, kruvasanla harikalar yaratan ufak büfeler ve onlarca küçük bar şehri kuşatıyor. 

Mekanlar arasında “özellikle görün” diyebileceklerimiz şöyle:

Lviv Croissants: Kahvaltı veya gün içinde atıştırmak için uğrayabileceğiniz, onlarca şubesi olan bir zincir büfe. Günlük, taze kruvasan içine isterseniz meyve ve çikolata, isterseniz peynir ve şarküteri ürünü isterseniz de kırmızı et ya da  tavuk ekleterek kahve eşliğinde keyfini çıkarabilirsiniz.

Baczewski: Her gün sat 11:00’e kadar kahvaltı servisinin yapıldığı mekan, şehirde açık büfe kahvaltı veren nadir mekanlardan biri. Ama esas özelliği sadece açık büfe kahvaltısı değil… Camekanla kapatılmış bir botanik bahçeye benzeyen, içinde papağanların dolaştığı, piyano eşliğinde kahvaltınızı yaptığınız mekanda keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. Ancak burada da çalışanların kötü muamelesi ile karşı karşıyasınız maalesef. Girişte sanki zorla gelmişsiniz gibi suratsız bir şekilde karşılama, masaya eşlik ederken “al işte buraya otur” der gibi bakışlar, masanızı hiç tanımadığınız kişilerle burun buruna paylaşma zorunluluğu ne yazık ki mekanın atmosferinin güzelliğini gölgeliyor…

Bira Tiyatrosu: Yine Rynok Meydanında bulunan bu katlı restoranda yüzlerce çeşit biradan seçiminin yapabilir, üst katlarda akşam saatlerinde müzikle eğlenebilirsiniz. Soğuk bir bina. Belki de ısınmak için daha çok alkol tüketilsin diye bilinçli yapıyorlardır ama biz üşüdüğümüz için çok fazla kalamadan çıkmıştık.

Mons Pius: Ermeni Katedrali içerisinde bulunan restoran şatoyu andıran ilginç atmosferi ve sessizliğiyle dikkat çekiyor. Ancak yemekleri ve şarapları mükemmel. Şık bir akşam yemeği için kesinlikle tercih edilebilir.

Fotoğraf: Esra Geziyor

Çikolata Fabrikası: Lviv’de en sevdiğimiz mekan burasıydı sanırım… Çikolata yapımını izleyebilir, üst katlarda da farklı lezzetleri tadabilirsiniz. Sıcak bir mekan, çalışanlar diğer mekanlara göre daha ilgili ve güler yüzlü. Çikolata seven birisi olarak, 4 günlük gezimizde 2 kere gittiğimiz ender mekanlardan birisi oldu.

Narodnoyi Kukhni: Galiçya mutfağı ve farklı mantı çeşitlerini deneyebileceğiniz ufak bir restoran. Porsiyonları göz doyurmayabilir ama karnınızı kesinlikle doyuracaktır.

Kryivka: Lviv ile ilgili tüm yazılarda mutlaka göreceğiniz ve duyacağınız bir mekan. Girişini bulabilirseniz, şifreyi söyledikten sonra mekana girebiliyorsunuz. Şifreyi herkes yazdığı için biz de yazalım bari: Slava Ukraine, yani Yaşasın Ukrayna. Mekanın içi biraz savaş müzesini andırıyor. Üst katındaki uçaksavara çıkıp foto çektirmezseniz de Lviv’e gitmiş sayılmıyormuşsunuz…

Gay mekanlar: İşte Lviv’in en büyük hayal kırıklığı yaratan kısmı… Şehirde gay hayatı sıfır, hatta sıfırın bile altında. Tanışma uygulamaları aktif olarak kullanılabiliyor, ancak yazışmalar günlerce sürebiliyor. Şehirde hiç friendly mekan yok. İnsanların soğuk davranışları burada da işleri çok zorlaştırıyor ve hatta imkansızlaştırıyor. Avrupa’ya komşu olup bu kadar tutucu bir şehirle karşılaşmak bizi şaşırttı açıkçası.

Özetle Lviv bizi çok memnun etmese de, bunda hava şartlarının ve komünist yaşamın etkilerinin silinmesinin zaman almasının etkisinin olacağını düşünsek de yazılıp çizilen bir sürü olumlu yorumu da göz ardı etmemek lazım. Belki daha güzel bir mevsimde, ama kesinlikle en fazla 2 gün için yeniden gidilebilir. Ancak insanlarının davranışlarındaki kabalık, suratsızlık ve sertlik konusunda ne yapılabilir açıkçası bilemiyoruz…

TÜM KOLAYGEZİ YAZILARI İÇİN TIKLAYIN