DEMET SAĞIROĞLU: DEĞİŞİME AYAK UYDURMAK ZORUNDAYIM, DİRENMEK MÜMKÜN DEĞİL

GZone Dergi’nin 90’lara Özel hazırladığı Eylül-Ekim 2018 sayısının kapak konuğu, 30 yıla yakın süredir Türkçe müziğin gündeminde olan, en sevilen kadın şarkıcılarımızdan Demet Sağıroğlu.

Demet Sağıroğlu’na merak ettiğimiz soruları GZone ekibinden Mert Bell sordu. İşte bu keyifli röportaj:

• Hafızamdaki ilk Demet Sağıroğlu hatırası şöyle; 90 yılı Eurovision şarkı yarışması ve Kayahan “Gözlerinin Hapsindeyim”i söylüyor, arkasında şarkıya eşlik eden siz varsınız. O genç kadın ne yollardan geçerek kendini o sahnede buldu, aklında neler var o sırada? Örneğin, 2018 yılında hala şarkı söyleyeceğini düşünüyor muydu?

Kayahan ağabeyle tanışma zamanım Bilkent Sahne Sanatları opera şan bölümünden, İTÜ devlet konservatuarı şan bölümüne geçiş sürecimde gerçekleşti. Ankara’ dan İstanbul’ a geldiğimde  hiç aklımda pop müzik sanatçısı olma hayalim yoktu. Tesadüfler hayatımı yönlendirdi diyebilirim. Aslında ilk önce Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar/Grafik bölümünü tercih edip kaydımı yaptırmışken Şan bölümü sınavında 1. olduğumu ve tam burs kazandığımı öğrenince müziğe bakış açım değişti. Dediğim gibi tesadüfler ve yönlendirilmeler.. Hayat sizi nakış gibi işliyor siz ne kadar yön belirlemişseniz de.. Şarkılar ve müzik yoldaşım oldu sonrasında. İnsanların hayatta kendilerini en iyi ifade etme yöntemini keşfetmeleri gerek. Yeteneklerim kadar şansımın da olduğunu düşünüyorum. Biraz da hayata geliş amacımın ilahi güç tarafından desteklendiğine inanıyorum artık. Ömrüm yettikçe demiyeyim ama; sesim ve ilhamım yettikçe değil 2018, 2048’de de şarkılar yazar, söylerim size…

• Biz dinleyiciler müzik hayatınızın başlangıcında Kayahan’ın rolünü az çok biliyoruz. Bir diğer usta isim Şehrazat’ın da ilk albümlerinizde katkısı var. Bu iki büyük isimle yol almak nasıl deneyimlerdi?

Kayahan müzikteki babam, Şehrazat ise annem oldu diye tabir ediyorum hep. Hayatımda çok önemli bir isim tabi. Kendisinin de ilk prodüksiyonu idi bu albüm. Benim ona güvenem kadar, onun da bana güvenmesi önemliydi. Yolun başında deneyimlerine ve yeteneklerine hayran olduğun iki büyük ismin sana ışık olması. O dönemler öyleydi. Sezen Aksu da Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel ve Yıldız Tilbe için bir okuldu. O dönem bizler için bu büyük isimlerin eşliği ve öncülüğü çok önemliydi. Dinleyiciyi, sektörün kodlarını, sahne disiplinini, şarkı sözü nasıl yazılır, beste nasıl yapılırın inceliklerini öğrenmek adına müthiş deneyimlerdi. Tüm bu süreçte rahmetli Uzay Heparı’yı da anmadan geçemem. Genç yaşına rağmen zamanının çok ilerisinde bir müzisyendi.

• Diskografinize göz attığımızda albümlerinizin yayınlanış sırasında gittikçe artan aralıklar göze çarpıyor. Neler oldu, bunlar her seferinde bilinçli yaptığınız soluklanmalar mıydı? Geriye dönüp baktığınızda albümlerinizle ilgili herhangi bir pişmanlığınız oldu mu?

Müzik hayatımda her yaptığım albüm bir sonrakinde daha iyisini yapma sorumluluğunu yükledi bana. Uzun aralar bazen benim tercihim bazen de şartların gereği idi. Çünkü benden geriye yalnızca bu diskografi kalacak. İçime sinmeyen bir sözün, melodinin içinden geçemem. Şarkılarda anlattığım hikâyeye inanmam gerekir.Hızla akan bir zaman ve kısa süreli iştahları doyurma ve beklentilere cevap verme telaşı var. Kalıcı bir üretim için detaylı ve ince bir çalışma gerekir. Bu sefer bu kadar uzun ara vermeyi düşünmüyorum. Geçen zamanda bende bavulumda epey bir şey biriktirdim, şimdi onları paylaşma zamanı.

• Tuna Kiremitçi’den Sinan Akçıl’a kadar değişik kulvarlarda birçok farklı besteciden şarkı almakla birlikte sıklıkla kendi yazdığınız şarkıları da yorumladınız. Bir yorumcu olarak ikisi arasında bir fark görüyor musunuz? Başkalarının ve sizin yazdığınız şarkılardan kendinize en yakın hissettiğiniz hangisiydi?

Benim dilime, üslubuma, hayata bakışıma ve olayları ele alış biçimime yakın kalemi olan herkes ve her şarkıya kapım açık oldu. Kendi üretim alanınız içinde zaman zaman yavaşlayıp yorulabilirsiniz. O zaman tanıklıklar devreye girer. Sizi gözlemleyip sizin dilinizden yaşadığınız şeyleri aktaran bir anlatıcı olduğu zaman o sözlere nefes olmak da önemlidir. Her duyguyu, her zaferi veya yenilgiyi, aşkın her halini bizzat benim yaşayıp deneyimlemem mümkün değil. Herkes başka bir hikaye. O yüzden beni heyecanlandıran ve hikayesine saygı duyduğum eserleri de seslendirdim evet. Sanırım en çok Kayahan’ ın ŞİKAYETİM VAR’ ı, Aysel Gürel/ Atilla Özdemiroğlu’ nun BİR VURGUN BU SEVDA’ sı, Şehrazat’ ın BU SAATTEN SONRA KİM ANLAR BENİ’ si aklıma gelen ilk örneklerdendir. Kendi yazdıklarımdan ise Gürol Ağırbaş’ın bestesi benim sözlerimle ARNAVUT KALDIRIMI, Melih Kibar’la bana ait ADINI SEN KOY, sözü müziği benim olan  HAZAN MEVSİMİ, BİTMELİYİZ, PAPATYA FALLARI, DÜŞÜNÜNCE, HİÇ ÖZLEMEDİN Mİ şu an hissettiklerim. Ama ruh durumuna göre değişiyor tabii öncelikler. Hepsi çocuğum ve hepsini seviyorum doğal olarak.

• 94 yılından itibaren şarkılar yayınladığınızdan yola çıkarak; size göre son üç 10 yılda (90’lar, 2000’ler ve 2010’lar) Türkçe müzikte neler değişti? Bu değişimler sizdeki değişime paralel oldu mu?

Türkçe müzikteki değişimi sorgularken toplumun, değerlerin ve çağın değişimini de irdelemek gerekir. Müzik ve bununla birlikte tüm sanat dalları toplumun anlatıcısı ve aynasıdır. Sevdiğin biri ile birlikte olmadan önceki flört döneminde radyodan şarkılar tutup, onu düşleyip, onu merak edip, uzaktan uzağa bakışılan, aşkın hızlıca tüketilmek yerine bir emek ve fedakarlıkla yoğrulduğu dönemlerde şarkı sözleri de buna paralel daha incelikliydi. Eski Türk filmlerinde de bu naifliği görüyoruz. Bugün ise herkes kolay ulaşılabilir, her bilgi kolay elde edilir durumda. Merak, bekleyiş ve tahammül yok. Anında sormak ve anında cevaplanmak istiyor herkes. Bu sebeple müzikte bu değişime eşlik etmek durumunda kalıyor. Özlediğimiz zamanlar o dönemler ama yaşadığımız gerçek dünyanın kodları başka. Ben de tabi bu değişime ayak uydurmak zorundayım. Direnmek mümkün değil.

• “Açık Çay” çok uzun bir aradan sonra sesinizi duymamıza neden olan ilk şarkı oldu. Şarkı nasıl ortaya çıktı ve seçiminizi neden ondan yana kullandınız? 

Değerli dostum ve avukatım Sadettin Dayıoğlu’nun bir çalışmasıydı Açık Çay. Öncesinde de değindiğim gibi Sadettin’in kalemi benim dilime uygundu. Bir araya geldik ve eksikliklerini tamamladıktan sonra ters köşe bir şarkının sürpriz olabileceği konusunda hemfikir olduk. Pozitif, umut veren ve bizlere güzel duyguları hatırlatan şarkıların ne kadar az olduğunu fark edince dinleyenleri gülümsetmek ve aslında biraz nefes aldırmak istedik. Elektronik sesler ve benzer alt yapılarla fazla arzın ve ses kirliliğinin alıp yürüdüğü bugünlerde şarkı adeta herkesi buluşturdu. Hem dünya hem ülkemiz tatsız deneyimler yaşarken insanların böyle sıcak sözlere ve şarkılara ne kadar ihtiyacı olduğunu bir kez daha anladık.

• Şarkının çok tatlı bir videosu da var. Onun hikayesinden de bahsedebilir misiniz? Klipteki gökkuşaklı şemsiyeleri üzerimize alınmalı mıyız? 🙂

Elbette! Yaşamı tüm renkleri ile kabul edip, her varoluşu değerli addeden herkes o renkleri sahiplenebilir. Hayatın kendisi müthiş bir çeşitlilik. Zihinlerimiz, kalplerimiz de böyle olmalı. Klibin yönetmeni çalışmalarını beğeniyle takip ettiğim Gökhan Özdemir’ de şarkının ruhunu yansıtan en güzel senaryo ile geldi. Tüm dostlar bir araya geldik ve birbirimize birer çay ısmarladık. Aslında şarkıdaki gibi masalarda, sokaklarda hayatın tam da içinde buluşmaya ihtiyaç var. Her öneri, her ses var olmalı. Duvarlarımızı, önyargılarımızı yıkıp kendimizi karşımızdakinin yerine koyabildiğimiz zaman kendimizi emin olun ruhumuz daha da zenginleşecek.

“Açık Çay” klip çekimlerinden
• Nasıl bir hayat rutininiz olduğunu merak ediyorum çünkü hem kendi güzelliğinizi hem de sesinizi yıllar içinde çok iyi korudunuz. Bunun bir sırrı var mıdır?

Boş vakitlerimi sevdiklerime ayırırım. Bir de seramik ve heykel çalışmaları yaparım. Kişisel bakımlarım ve bazı alışkanlıklarım herkesin içinde bulunabileceği rutin standartlar ve yaşam biçimi aslında. Bu yaşıma kadar düzenli yaptırdığım tek şey botoks. Çizgiler yer etmesin diye 34 yasımdan beri 5-6 ay arayla yaptırırım. Göz kremi ve nemlendirici sürmeye çalışırım unutmazsam. 1-2 senede bir cilt bakımı. Geçen sene 4 seanslık prp yaptırmaya karar verip başladığımı ve hala 2 seans da kaldığımı da belirteyim de sizler anlayın bu konuyla ne kadar ilgili olduğumu. 🙂 Ama yaşla birlikte bende de konuyla ilgilenme kıpırtıları başlamadı değil. Bir de severek ve isteyerek bol su içerim.

• Günümüz Türk pop müziğinde kadın şarkıcıların durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizi etkileyen, ilham veren yorumcular var mı?

Sadece Türkiye değil, dünyada da kadın şarkıcılar erkeklere nazaran yaş aldıkça güzel bir demlenme hali ortaya çıkıyor. Zaman erkeklere daha acımasız kanımca. Kadın demlendikçe güzelleşir, bu durum sesine yorumuna ve duygusuna da yansır elbette. Yorgun ve çatallı bir sesin yaşanmışlıkla dile getirdiği bir şarkı daha dokunur bana mesela. Bunun örneklerine rastlıyoruz. Bunun yanı sora genç önerilere de kulak veriyorum. Beni heyecanlandıran çok güzel sözler, sesler, melodiler ile karşılaşıyorum. Bana hayatımda her zaman ilham veren yorumcuların başında Aretha Franklin, Buika, Barbara Straisand, Shirley Bassey, Ella Filtzgerald,  çocukluk ve ergenliğimi etkileyen Türk yıldızlarımızdan da; Ajda Pekkan, Sezen Aksu gibi sanatçıları sayabilirim. Günümüzde biraz alternatif akımdan sanatçılar dikkatimi çekiyor, sesleri keyif veriyor. Kalben, Jehan Barbur, Ceylan Ertem vs gibi..

• Ülkemizde politik duruşun sanatçıların/şarkıcıların kariyerleri üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konu bir dönem benim de muzdarip olduğum bir konu. Sanatçı içinde yaşadığı ülkenin, doğduğu ve beslendiği toprakların sorunlarına ve hikayesine duyarsız kalamaz. Her ne kadar yaptığımız işlerde bir anlatıcı olsak da her vatandaş gibi bizlerin de etrafımızdaki olaylara ilişkin bir fikri oluyor. Son dönemde sosyal medyanın algılar üzerindeki etkisi nedeniyle hedef göstermeler veya yanlış anlaşılmalar ya da her türlü bilgi kirliliği yüzünden iş başka bir boyuta taşındı. Politika hayatımızın yönlendirici olmamalı, ama bu olaylara sessiz kalmamızı gerektirmiyor. Açıkçası bana ters gelen bir durum karşısında düşüncelerimi müdanasız dile getirmeyi tercih ediyorum. Ve fakat politika gibi siyah bir alanın içinde var olmak gibi bir niyetim yok. Sanatçılar aslında en güzel mesajları yaptığı işlerle ortaya koyuyor. Binlerce yazı ve söz yerine bazen tek bir film sahnesi, tek bir şarkı çok daha etkili olabiliyor.

• LGBTİ özgürlükleri için sanatçıların üzerine düşeni yaptığına inanıyor musunuz? Sizin LGBTİ’lerin daha özgür olması için düşünceleriniz nedir?

Türkiye LGBT özgürlükleri konusunda sağduyusunu biraz daha geliştirmeli. Sosyal medya bu konuda önem arz ediyor. Sizlerin öncülüğünde kurulan sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını da değerli buluyorum. Onur yürüyüşlerinde çoğu zaman baskıyla karşılaşmanıza rağmen direnişiniz çok değerli. Bir hakkın veya özgürlüğün elde edilebilmesi için sürekli ve her şeye rağmen var olmak gerekir. Dünyada kölelik sisteminin çöküşü, kadın haklarının yasalaşması gibi LGBT özgürlükleri için de insanlık çok önemli sınavlar verdi, veriyor. Bedeli çoğu zaman ağır olsa da dünya üzerinde yaşayan her canlı kendisinden farklı olanla bir arada yaşayabilmeyi, barışmayı öğrenmek zorunda.  Bir sanatçı olarak kendi adıma her zaman üstüme düşeni yaptığıma inanıyorum. Bu uzun soluklu bir mücadele bu yüzden ısrarla bunu sürdürmek gerekiyor.

Hayatın tüm renklerini görebilen, sevebilen, her zorluğa rağmen yüreği temiz kalabilen tüm okuyucularınızı ve sizleri sevgiyle kucaklıyorum. Nice yıllara! 💞