DENİZ ANDREWS: BİZLER GÖRÜNÜR OLDUKÇA İNSANLAR EŞCİNSELLİĞİ NORMALLEŞTİRECEK

GZone Dergi'nin Kasım-Aralık 2018 sayısının özel konuklarından biri de, YouTube'daki videolarıyla, eşcinsel olduğunu gizlemeyen, enerjik vlogger Deniz Andrews. 

Merak ettiğimiz soruları yanıtlayan Deniz Andrews’un GZone’a özel göz alıcı fotoğraflarını ise Pınar Şener çekti.

İşte bu röportaj:

-Nerede doğup büyüdün? Türkiye örf ve adetlerini empoze eden bir ailede mi yetiştin?

Hollanda’da doğdum ve büyüdüm. Buranın kültür ve adetlerini benimsemiş ve görmüşüm. Burada okula gittim, çalıştım ve arkadaşlar edindim. Aslında nereden bakarsan dünyaya bir Hollandalının gözlerinden bakıyor diyebilirsin. Amma velakin, annem ve babam Türk ve türk örf ve adetlerine sahipler. Evden gelen kültürümüzde bunları ister istemez bende adapte ettim ve inkar etmeden benim bir parçam olduğunu söyleyebilirim. Kendime baktığımda iki kültür arasında kalmış karmaşık bir insan olarak kabullenebilirim. Tamamen ikisine zıt olan iki kültür arasında büyüdüm, yetiştirildim ve benimsedim.

Evde annem bizim Türkçe konuşmamızı isterdi, ki babam için pek sorun değildi hangi dilde konuştuğumuz. Beni Katolik anaokuluna yazdırdılar ve 8 sene orada okudum. Her çarşamba öğlen Türkçe dersi, her cumartesi günü de Kur’an dersine giderdim. 

Ailemin evini ziyaret ettiğimde ayakkabılarımızı çıkarırız, büyüklerimiz içeriye girdiğinde aya kalkarız ve her sabah kahvaltı masasında zeytin bulunmaktadır. Aralık ayında Aziz Nikolaos bayramını kutlarız ve bir hafta sonra kendimizi Noel ağacını süslerken buluruz. Milli Türk bayramlarını Türkçe ders aldığımda öğretmenimiz ile kutlardık ve dini İslam bayramlarını ailemle. Yani hep bir multi kültüre sahip olmuşuzdur ve bunun böyle olduğunu kabul etmek zorundayımdır. Her ne kadar gençliğimde bunu garipsemiş isem de. Artık iki kültürün bana getirmiş ve vermiş olduğu tüm güzellikleri görüyor ve mümkün olduğu kadarıyla hayatıma ekliyorum. Sanırım her zaman iki ülke ve kültür arasında kalacağım.  Ve bana Türk müsün veya Hollandalı mısın diye sorduklarında ”  Ben Türk olduğum kadar bir Hollandalıyım, ve Hollandalı olduğum kadar bir Türk’üm” diyorum.

-Eğitim durumundan bahseden misin? Çocukluktan beri hayalin ne olmaktı?

Arnhem, Hollanda’da güzel sanatlar akademisinde moda ve tasarım okudum. Aslında her zaman tasarım ve çizim üzere çalışmak istemişimdir. Küçükken babam bana ceza verdiğinde kalemlerimi ve çizim defterimi alırdı. Bana verebilecek en büyük ceza buydu sanırım. Sanatsal yapımdan dolayı başka bir yerde kendimi rahat ve iyi hissedeceğimi de düşünmüyorum aslında. Burada ben anormallerin normal olduğu bir dünyada yaşamayı öğrendim. Ve bu benim kendim tasarlamış olduğum dünya dünya mutluluklar dolu.

Sanırım ilk kez moda tasarımcısı olmak istediğimi 6 yaşlarındayken 101 Dalmaçyalıar filmindeki Cruela tarafından esinlendim. Çizim kitabımı aldım ve içerisine türlü türlü kadın giyişileri ve tuvaletleri çizmiştim, hepsi Dalmaçya desenli tabii ki. Koşarak babamın yanına gittim ve benim hayatta ne olmak istediğime karar verdiğimi belirttim. Hayat her zaman istediğin gibi gitmiyor ve desinatör olmama kararı aldım ve kendimi sadece moda illüstrasyonları üzerine adapte ettim. Büyük modacılar, moda evleri ve dergiler için çizimler yapıyorum. Tasarımdan ziyade çizim yapmak beni mutlu ettiğini anladım.

-Moda illüstratörlüğü konusunda hedeflerin nedir? Özellikle Türkiye’den hangi modacıları beğenirsin?

Yeni dergiler, daha büyük projeler ve farklı yüzeylerde kendimi ispatlamak ve sergilemek istiyorum. Şubatta mesela büyük bir solo-sergim oldu Amsterdam’da. Bunu büyük keyifle yaptım ve daha fazla sanatsal parçalar yapmakta bulunmak istiyorum.

İllüstratör olarak çok beğendim bir çok desinatör ve moda evleri var. buralarda kendi adımı duyurmak ve çizimlerimle onlarla işbirliği yapmak istiyorum.

Türkiyede birçok genç ve başarılı bulduğum tasarımcı var. Aslında dünyaya kendimizi sadece giysi (yapım/) üretim ülkesi olarak değil ama tasarım ve orjinallik üreten bir ülke olarak sergileyebilmemizi diliyorum. Maalesef İstanbul’da moda eğitimi almış ve Türkiye dışındaki sektörde çalışan bir tasarımcı bulmak nadirdir. Bu, özellikle de Türkiyenin moda ekonomisi ve sektörünün ayrılmaz bir parçası haline geldiği için kötü bir şey değil, ama Türk tasarımcıların sadece zengin müşterileri için couture parçalarını tasarlamaları ve bu piyasayı tercih eden zengin Türk müşterileri için tasarladığı estetiksiz ve çılgınca süslenmiş önlü parti elbiseleri olmamalıdır. Birçok deneysel ve yenileyeci tasarımcılarımız var. Tabiiki Cemil İpekçi gibi büyük isimler imza atmıştır Türkiye ve dünya genelinde. Ama bu nadir isimlerin arasında çok beğendiğim ve taktir ettiğim ‘Lung von Şiga’  bir İstanbulda doğmuş bir marka ve Türkiye hudutlarının dışına imza atmış bir isim.

Ve bu nadir isimlerin arasında Hussein Chalayan, bir Kıbrıslı Türk olarak günümüzdeki politik ve sanatsal değerleri tasarlarına çok ilginç bir şekilde kattığını görüyorum. Bu tür zeki ve aşırı sanatsal ruhları aslında Türkiyenin her bir köşesinde görebiliyorum. Mesela İstanbula gittiğimde küçük tasarımcıların butiklerinde en ilginç ve güzel parçaları bulabilirsiniz. Les Benjamins gibi gibi enteresan ve çok çağdaş ve deneysel marka ve isimler duyabiliyoruz. Sanırım bu genç ama çok başarılı isimler ile çalışmak büyük bir zevk olacaktır.

-Vlogger olmak nereden aklına geldi? Nasıl başladın?

Aslında daha önce hiç vlogger olmayı hiç düşünmemiştim. Açılmam sırasında kendimi tanımakla uğraşırken, Türk eşcinsel mizacına bakmaya başladım. Daha önce sormuş olduğunuz soru şimdi daha çok farklılıkları ifade ediyor. Hollandalı arkadaşlarım kolayca açılırken ve erkek arkadaşlarını eve rahatça getirip ailesine tanıştırabilir, yatıya kalırdı, hatta bizim de büyükannesinin yanında bile sarmaş dolaş koltukta otururken olduğumuz oldu. Ancak ben her zaman, kim olduğumla, neden böyle olduğumu, kendimi kabul etmeyi ve kabullenmemle uğraşıyordum. Türkiye’den gelmiş olan kültürden dolayı bunun bana ne kadar zorluklar ve bilinçsizlik getirdiğini gördüm.

İnternete girip Türkiyede eşcinsellik hakkında bilgi araştırması yaptığımda maalesef o yıllarda pek birşeyler bulamıyordum. Zeki Müren, Bülent Ersoy ve Fatih Ürek… uyum sağlamanız gereken üç aşırı abartı tipleme. Bunların sanatını çok beğeniyorum ama bana hitap ettiklerini düşünmüyordum.

Bu şekilde hissetmedim ve kendimi başka bir grupla tanımlamak zorunda kaldım. Kolayca açılan ve özgür ailelerden gelen Hollandalılarla değil ya da çok abartılı sanatçılarla. Açıldığımdan sonra kendimi ve kim olduğumdan hiçbir şüphem kalmadığında yavaş yavaş LGBT+ Hollanda, Türkiye ve Dünyada daha fazla renkler olduğunu görmeye başladım. Herkesin kendine ait bir hikayesi, kimisi zor kimisi kolay. Bunlar paylaşılması gerektiğini düşündüm ve kendime bir kanal açmaya karar verdim. Sadece LGBTİ+ kitlesine hitap eden değil ama herkese bütün kitlelere hitab eden bir kişilik olmak istedim. Zaman zaman güldürüp eğlendirmek istiyorum ve kimi zaman hayatımın zorluklarını paylaşıp duygularımı sergilemek. Ama benim için en önemli olan insanları bilinçlendirmek ve her renklerde geldiğimizi göstermek!

-Türkiye’den ve dünyadan beğendiğin vloggerlar kimler?

Pek fazla televizyon izleyen biri değilim, aslında hiç izlemediğimi de söyleyebilirim. Ama YouTube çok ayrı birşey, bugünün televizyonu olduğunu söyleyebiliriz. Bu aralar bir kanal  değil ama eski TRT Radyo Tiyatrolarını dinliyorum, çok eğleniyorum. Türk YouTuberlar arasında Danla Biliç beni çok güldürüyor, bazı espirilerinde adeta kendimi görüyor gibi oluyorum. Bazı Televizyon sanatçıları da YouTube videoları yaptığını görüyorum ama YouTube ile başlayan ve kendini geliştirenler kadar tad vermiyor bana. Sanırım farklı bir disiplinden gelip, burada kendin hazırlayacağın, montaj yapacağın ve tamamı sana ait olan bir kanal farklı bir alan. Orkun Işıtmak beni çok eğlendiriyor ki onu yeni tanıdım! Videolarımda erkek arkadaşım Jesse’nin Orkun Işıtmak’a çok benzediğini söyleyen birçok isim oldu ve öylece YouTube hesabını tanır oldum.

Yabancılardan izlediğim çok isim var. Nikkitutorials videolarındaki geyik muhabetleri, Andrew Neigbours’un seksi ses tonu ve Tyler Oakley’nin eşcinsel tiyoları. Bazen başımı almış iki saattir alakasız ve manasız video izlerken buluyorum. Bir insan iki saat birisinin bir şehirde dolaştığını heyecan ile izler mi?

-Ailene nasıl açıldın?

Çok uzun ve aslında üzücü bir macera gibi başlaşa da şimdi ailemle çok iyiyim. Ben aileme ilk açıldığımda annem ve babamla 1 yıl görüşmedim. Bu günler bana çok uzak gelsede düşündükçe yine çok üzülüyorum. O zamanlarda eski sevgilimle birlikte Amsterdam’da yaşıyorduk ve bana çok desteği oldu. Ailenin seni sevebileceğini ve eşcinsel olduğun için yargılamayacağını gördüm. İlk kez bir yabancının beni kendi ailesi olarak kabul ettiğini gördüm ve bu da iki erkeğin ilişkisinden kaynaklanan bir sevgiden geldiğinden. Sanırım bu insanların benim hayatımda hep özel bir yeri kalacaktır.

Ailemde ilk önce amcama açıldım. Amcamın Hollandalı bir eşi var ve onun Hollandalı bir üvey anne tarafından yetiştirildiğinden dolayı belkide kendimi daha yakın hissediyorum. Burada kendime güvenim arttığında erkek arkadaşımla ilk kez aile ziyaretini amcan, yengem ve o taraftan olan kuzenlerimde gördüm.

Sonra diğer kuzenlerime ve ablama açıldım. Anneme ve babama nasıl anlatacağımı kurgularken ablam annemin benim için kafasında kurmuş olduğu düğün planlarından bıktığından dolayı anneme oğlunun gay olduğunu ve böyle birşey olmayacağını anlatmıştı. Tabiiki de ben daha stratejik ve hafif bir şekilde yapmak istesem de böylesi daha iyi oldu. O zamanlar annem bana çok ağır laflar etmişti. Bir evladın kendini çok kırgın ve en çok aile güvencesine ihtiyaç duyduğunda benim annem beni red etmişti. Bu benim çok ağrıma gittiğini söyleyebilirim. Bir yabancının annesi bana oğlum diye kanatlarını ve evini açarken benim annem beni red etmesi bana çok ağır gelmişti. Benimde o zamanlarda pişmanlıklarım da yok diyemem. Ailemle görüşmemek yüzleşmekten daha kolay olduğu için aile bağlarını tamamen koparmıştım. Halbuki ablamın, kuzen ve yeğenlerimin benimle hiçbir sorunu olmazken onlardan da uzak kalmak istedim. Onlardan uzak olmak bana ailemi hatırlatmadığı için bana daha kolay geliyordu. Uzun zaman sonra babamın bir telefonunu cevapladığımda bana dediklerini asla unutmayacağım. ”Oğlum, nasılsın? Sesini özledim iyi misin?” dediğinde, benim cevabım çok açık ve net bir şekilde onlarla görüşmemem ve farklı hayatlar yaşadığımız için böylesi daha iyi olduğu idi. Babamın buna cevaben ”Oğlum, bütün dünya yansın yeter ki benim çocuklarımın göz yaşları akmasın” demesi beni çok etkilemişti. Sanırım bu noktadan sonra yavaş yavaş ailemle irtibatımı düzenlemeye başlamıştık. Zaman geçtikçe birbirinizi anlamayı ve saygı duymayı öğrenirsiniz.

-Açılmayı düşünenlere neler tavsiye edersin?

Kolay olduğunda bile kolay olmayacak, bunu söyleyebilirim. Herkesin macerası, hikayesi ve yolu farklıdır. En yakınlarınızla ve en çok güvendiğiniz kişilerle bir adım atmalısınız. Diğerleri bunun arkasından gelecektir. Dünyada çok farklı türde insan vardır, ve LGBT+ ler dahi. Kendini yalnız hissetsen bile hiçbir zaman yalnız değilsindir. Açılmak çok cesaret istese bile açıldıktan sonra geri dönemeyeceksin, bunu göreceksiniz. İnsanların sizi görmek istedikleri gibi değil ama kendiniz gibi görünün ve olun. İnsanlar seni sen olduğun için sevmek zorundadır ve onların istediği şey yüzünden değil.

-Eşcinsel olmasına rağmen açılmayan vloggerlar olduğunu biliyoruz. “Açılmak” ve görünür olmak neden bu kadar önemli?

Evet ve bunu aslında çok üzücü buluyorum. Tekrar benim neden bir kanal açtığıma dönmek istiyorum ve bunlara tekrar sesleniyorum. Bizler açıldıkça ve görünür oldukça insanların eşcinselliği normalleştirdiklerini göreceğiz. Türkiye’de politikada, tıp, bilim, öğrenim ve her ama her dal ve meslekte eşcinsel olanlar var. Aslında herkes günlük hayatında bir eşcinselle ya karşılaşıyor veya buluşuyordur. Ben pankartlar ile YouTube videoları çekin demiyorum. Anlına gay damgası taşımanıda beklemiyorum.  Fakat insanların “sizler bugüne kadar neredeydiniz” deyip son zamanların modası olup da ortaya çıkmanız bizi rahatsız ediyor kelimelerine engel olacağını düşünüyorum. Çünkü artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insanlar kendilerini saklamak, gizlemek zorunda değiller. Eşinselleri bulmak için cadı avına çıkan insanlar olmadına göre bizler bizden sonraki gelen nesil daha kolay, daha güzel bir yerde yaşasınlar diye görünür ve açık olmamız gerekiyor. Ama gizlemek insanları eşcinselliğin daha fazla üzerine gitmesine neden olacaktır. Dediğim gibi siz siz olun ve insanların istediği gibi olmayın! Bu insanlar zaten YouTube kanalınıza abone olmuş çünkü sizi bir insan, bir kişisellik olarak sevip kabul etmişler.

-Açık eşcinsel bir vlogger olarak YouTube’da neler yapmak, hangi hedeflere ulaşmak istiyorsun LGBTİ adına, kanalında veya kariyerinde hedeflerin nedir?

Sadece LGBT+ kitleye değil ama herkese hitap etmek istiyorum. Belkide hedefim budur. İnsanlara evet, bizlerde herkes gibi her türlü her çeşitlerle varız. Birler Hem topçu hem popçu oluyoruz. Hedefim açık bir şekilde eşcinsel bir ilişki yaşamak ve insanların benim ilişkimi, beni ve hayatimi bir gay olarak değil ama Deniz’in hayatı olarak yargılamalarını istiyorum. Gazeteler ve dergilerde bir heteroseksüel ilişkinin çekilmiş olduğu çok tatli bir evlilik karesinin yanında onlardan dahada tatlı ve güzel bir evlilik karesi sunmak. İnsanların normal olduğunu göstermek ve insanların hangi cinsiyet ile bir ilişki yaşadıklarını görmeyi ve iki seven bir insan birlikte olduğunu göstermek istiyorum. Bir anne baba, erkek veya kız benim videolarımı, röportajımı okumalarını istiyorum. Sadece benim gay olduğum veya olmadıklarım için değil, ama ben benim olduğum için izlemelerini istiyorum. Asıl eşitlik o zaman benim için başlamıştır ve belki o zaman benden sonra gelen nesile güzel ve huzurlu bir yaşam yaratabilirim.

-Hiç Türk erkek arkadaşın oldu mu? Şu anki erkek arkadaşınla karşılaştırman mümkün olur mu?

Evet oldu. Ve bu şahıs hakkında pek konuşmak istemiyorum aslında. Bir erkek ile deneyimi ilk kez benimle olmuştu ve daha önce erkeklerden hoşlandığının bilincinde değildi. Tamamen hayatın bizi bir araya getirmiş olduğu tesadüftü. Üç senelik bir ilişkimiz oldu ama kendisine erkeklerden hoşlandığını itiraf edemediğinden dolayı kendini hep daha fazla dolabın içerisine kapattı. Bizim ilişkimizi bir nebze belli edebilecek en küçük imkanları dahi yok etmeye çalışıyordu. Ve ben o sıralar kendime ve arkadaşlarıma açılmaya başlıyordum. Şiddet ile beni açılmamama dair ikna etmeye çalışıyordu. Bu gizlilik ve kendine olmayan güvenden kaynaklanan korkulardan dolayı aşırı kıskançtı.

Sanırım bir karşılaştırma olarak kullanmayacağım. Bir diğer Türk flörtüm oldu ki o da aşırı kıskanç olduğundan dolayı iki haftadan fazla sürmedi. Sanırım ben çok çapkınım, onlarsa çok kıskanç.

Hollandalı erkekler kıskanç değil demiyorum fakat daha rasyonel bir görüşe sahip olduklarını söyleyebilirim.

-Sosyal medyada ve Youtube’da homofobi olduğuna inanıyor musun?

Umarım buradaki cevabım kimseyi korkutmaz, ama öyle. İnternet üzerinde insanlar kendilerini daha anonim zannedip daha vicdansız ve vahşet dolu olabiliyorlar. Sadece homofobik değiller, bu insanlar kendi mutsuzluklarını internette bizlere yansıtmaya çalışıyorlar. Eğer bir insan buna kulak vermez ise internetin çok sevgi ve güzellik dolu bir platform olduğunu söyleyebilirim.

Ben şahsen homofobik insanlara kulak asmak yerine onlara kucak açıyorum. Benim sevgim bana,ona ve herkese yeter. Eğer ki bende onlar gibi kin ve nefret dolu sözlerle olaylara yaklaşırsam onlardan hiçbir farkım kalmaz. Ben onların aksine daha fazla sevgi ve güzellik vermeye çalışıyorum. Belki gün gelir onlar kalplerinde sevgiyi bulduklarında bu da akıllarına gelecektir.