EŞCİNSELLİĞE “HASTALIK” DEDİKÇE HEM YANLIŞ BİLGİ ÜRETİYOR HEM DE ŞİDDETE SEBEP OLUYORSUNUZ, NASIL MI?

Şarkıcı Hilal Cebeci’nin “eşcinselliğin hastalık olduğunu” bilimsel (!) kaynaklara dayandırmaya çalışmasının beyhude çabalarının gülünç olması bir yana, bu tip bilgilerin toplum içinde yayılmaya çalışması eşcinsellerin ve tüm LGBT bireylerin şiddete uğramasına sebep oluyor.

Eşcinselliğin tedavi edilebilir bir hastalık olarak empoze edilmeye çalışması eşcinsel bireylerin hasta olarak algılanmasına, doğuştan gelen cinsel yönelimlerinin inandırıcılığının zedelenmesine neden oluyor. Bunun yanında eşcinsel terapi adıyla eşcinsellere uygulanan ve şiddet içeren sözde tedavi yöntemlerinin yaygınlaşmasına sebep oluyor.

GZone, Ekim 2016 sayısında geçmişten bugüne EŞCİNSEL TERAPİ ŞARLATANLIĞINI konu alan bir yazı hazırlamıştı. Buradan okuyabilirsiniz. 

Psikiyatrist İlker Küçükparlak “eşcinsellik”le ilgili temel soruların cevaplarını Sözcü gazetesinde anlattı. Sözcü gibi okunan bir gazetede böyle bilgilendirici ve pozitif mesajlar içeren yazılar okumak bizleri mutlu etti. Sorular biraz homofobik bir dille sorulmuş olsa da cevapların doğru verilmesi sevindirirci. Bu yazıyı sizlerle paylaşıyoruz. 

Eşcinselliğe ilişkin farkındalık özellikle Onur Yürüyüşleri sonucunda iyice artmış durumda Psikiyatrist, Uzman Dr. İlker Küçükparlak son dönemlerin en çok tartışılan konularından “Eşcinsellik” le ilgili bilinmeyeleri anlattı. İşte ABD’nin LGBTİ kararıyla yeniden dünyanın gündemine oturan “Eşcinsellik dünyasındaki” doğru bilinen yanlışlar veya bilinmeyenler…

Eşcinsellik bir hastalık mıdır?

Tıbbi olarak eşcinsellik bir hastalık değildir. Amerikan Psikiyatri Birliği 1973 yılında yenilediği psikiyatrik hastalıklar listesinden (DSM II) eşcinselliği çıkarmıştır.

Eşcinselliğin biyolojik nedenleri varsa hastalık olması gerekmez mi?

Hayır. Günümüzde artık gayet iyi biliyoruz ki insana ilişkin pek çok tutumun biyolojik nedenleri vardır. Örneğin a ürününü değil b ürününü satın alıyor olmanızın biyolojik nedenleri vardır ve bu konu nöropazarlama başlığı altında incelenmektedir. Benzer şekilde a partisi yerine b partisine oy veriyor olmanın da bazı biyolojik nedenleri vardır ve bu konu da nöropolitika başlığı altında ele alınmaktadır. Hatta beyinde VMAT2 isimli bir genetik varyasyonun spritüel ve doğa üstü olaylara inanma, dolayısıyla dini inanç sahibi olmaya eğilim yaratabileceği gösterilmiş durumdadır. Dolayısıyla bu perspektiften bir partiye oy vermek, bir marka deterjanı tercih etmek ya da inanç sahibi olmayı hastalık olarak kadar kabul edilemeyeceği gibi eşcinselliği de hastalık kapsamına almak mümkün değildir.

Eşcinsel erkeklerin erkekliğinde bir eksiklik yok mu mesela? Eksiklikse hastalık olarak kabul edilmesi gerekmez mi?

Önce erkekliğin ne olduğu üzerine düşünmemiz gerekir sanırım. Eğer erkeklik karşı cinsleri ile cinsel ilişki yaşanılması gereken bir durumsa askerlik boyunca erkekler erkek değil sonucuna varabiliriz. Bu düşünce bir cinsel partneri olmayan bütün heteroseksüel erkeklerin erkekliklerinin askıda olması gibi garip bir sonuca götürecektir bizi.

Dolayısıyla burada erkeklik denirken toplumsal cinsiyet rolü isimli bir kavrama gönderme yapılıyor aslında. Bu kavram kabaca toplumun bir erkekten nasıl davranmasını beklediğini ifade ediyor.

Soruyu yeniden şekillendirelim: Eşcinseller erkekler hetereseksüel olanlara göre daha mı az erkeksiler?

Hayır. Daha kadınsı tavır gösteren (efemine) heteroseksüel erkekler olduğu gibi gayet erkeksi tavır gösteren eşcinsel erkekler vardır. Dolayısıyla sadece hal ve hareketlerine bakarak birinin eşcinsel olup olmadığı anlaşılamaz. Aslında kırsal yerleşimde bu durum gayet iyi tanımlanmıştır. Köylerde lakabı “kız” olan, efemine davranan pek çok erkek vardır ki eşcinsel oldukları düşünülmez ve pek çoğu da değildir zaten.

Eşcinsellik özenti midir?

Hayır. Eşcinsellerin özellikle ülkemizde çektiği çileler hepimizin malumu. Eşcinsel olduğu için bizzat babası tarafından öldürülen üniversite öğrencisi Ahmet Yıldız’ı hatırlayalım ya da eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra hakemlik yapmasına izin verilmeyen Halil İbrahim Dinçdağ’ı. Eşcinselleri eğitim, meslek, sosyal ve aile ilişkileri boyutlarıyla hayatlarında bir dizi zorluklar bekliyor. Eşcinseller dışlanıyor, hakir görülüyor, ötekileştiriliyor, şiddete maruz kalıyor ve hatta cinayete kurban gidiyorlar. Bu haliyle eşcinselliğin özenilecek bir yaşam biçimi olduğunu söylemek mümkün değil zaten.

Ayrıca eşcinsellikle ilgili önemli bir argüman tam da buraya denk geliyor: Tercih değil yönelim. Hem eşcinsellerin yaşam öykülerinden edinilen bilgiler hem de çağdaş araştırmalar sonucunda eşcinselliğin erişkin yaşta verilen bir karar değil bireylerin doğuştan itibaren taşıdıkları bir eğilim olduğu düşünülmekte. Kişinin yönelimi eşcinsel olsa da bunu bastırmayı ve heteroseksüel ilişkiler kurmayı tercih edebilir ama bu durum yönelimini yani tabiatını değiştirmeyecek ve kişi aslında tabiatına aykırı bir yaşam kurmuş olacaktır. Empati yapmak için heteroseksüel olanlar heteroseksüelliğin çok ayıplandığı bir toplumda yaşadıklarını ve toplumsal kabul için istemeseler de kendilerini eşcinsel ilişkiye zorladıklarını düşünebilirler.

Madem eşcinsellik hastalık ya da sapıklık değil, neden hep böyle ayıplanıyor?

Hep böyle ayıplanmıyor. İzlanda eski Başbakanı Johanna Sigurdardottir eşcinsel olduğunu beyan ederek politik hayatına devam etmişti, Lüksemburg’un mevcut başbakanı Xavier Bettel de öyle, Dünya Psikiyatri Birliği mevcut başkanı Dinesh Bhugra hakeza.

O zaman eşcinsellik Batı’ya özgü ve bizim kültürümüzde mi ayıplanıyor?

Hayır. Öncelikle tarih boyunca ayıplanmış dememiz doğru olmaz. Murat Bardakçı Evliya Çelebi’den Osmanlı’da eşcinsel seks işçilerinin bir esnaf grubu olarak tanımlandığı ve resmi geçit törenlerine katıldıklarını nakletmektedir. Cevdet Paşa’nın ise Osmanlı’da Tanzimat sonrası eşcinselliğin azalmakta olduğuna ilişkin şikayetlendiğini yine Bardakçı’dan öğreniyoruz. Tanzimat, yani bir modernleşme hamlesi Osmanlı’da eşcinselliğin ayıplanır hale gelmesine neden olmuş gibi görünüyor. Osmanlı’da askerlerin cinsel ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla eşcinsel erkeklerden kurulmuş olan Civelek Taburu da bahsedilmeye değer başka bir fenomen.

Kaldı ki eşcinsellik çeşitli zamanlarda Batı’da da yasaklanır olmuştur. Hitler eşcinselliği ahlaksızlık olarak tanımlamış ve Nazi rejimi pek çok eşcinselin yaşamının toplama kampında son bulmasına neden olmuştur. Çağımızda da eşcinselleri yüksek binalardan atarak infaz eden IŞİD eşcinsel karşıtlığında başı çekmekle birlikte ideolojik olarak çok farklı konumlanır görünümdeki Rusya’da da eşcinsellik karşıtı politikalar tavan yapmıştır.

Aslına bakarsanız eşcinselliğe baskı uygulayan yönetimlerin bir ortak noktası var: Boyunduruğu altındaki toplumun çeşitliliğine izin vermemek. Bu yönetimler prototip bir vatandaş tanımı yaparlar ve bu vatandaşın nasıl eğleneceği, nasıl çalışacağı ya da nasıl sevişeceği önceden belirlenmiştir. Bu yönetimler ancak vatandaşlarının özgür iradelerinin olamayacağı ve birbirlerinden de hiç farklarının bulunmadığı gibi bir yanılsama ile varlıklarını sürdürebilirler.

Bu nedenlerle ülkemizde eşcinselliğe yönelik politikalar ve bu politikalara verilen tepki sadece eşcinselleri değil ülke vatandaşlarının tamamının geleceğinde etkin olacaktır.

Son olarak sıkça sorulan sorular erkek eşcinselliği ile ilgili olsa da “kadın eşcinselliği de vardır” diye en azından hatırlatmış olmak isterim.