GÖKÇE KILINÇER: LGBT KİTLESİ NASIL SAHNEDE OLACAĞINI ÇOK İYİ BİLİYOR

Retro tarzı ve yayınladığı 45'lik ile dikkat çeken şarkıcı Gökçe Kılınçer, GZone'un Kasım-Aralık 2018 dergisinin özel konuklarından biri oldu. İşte bu röportaj:

– Sev Derim ve Neyleyim isimli iki şarkı yayınladınız. Nasıl yorumlar ve geri dönüşler alıyorsunuz? 

Her şeyden önce, herkese merhaba! Beni burada ağırladığınız için ve sorularınız için teşekkür ederim.

Bir çok yerden azımsanmayacak derecede destek alıyorum. Çok memnunum. Daha verimli çalışabilmeyi ve gün içinde daha fazlasını yapabilmeyi dilerdim. Günler neden sadece 24 saat sürüyor?
Kaydedilmeyi bekleyen çok fazla şarkı var.

“Seni kalbime koyuyorum asla düşürmemek üzere. Sesin yalnızlığıma arkadaş ❤️ ruhun olgunluğuma eş.💙 ” Ali Etrüsk’ ten bir alıntı.

Bu yorumu okuduğumda niçin müzik yaptığımı bana yeniden hatırlatmıştı.   Ne diyebilirim ki, onlara  yakın hissediyorum…“Neyleyim” i merakla bekliyorlar,  video klibi üzerinde çalışıyoruz. Son görüşmemizden bu yana uzun zaman olmuştu. Döndüğüm için mutluyum!

-Teknolojinin sürekli geliştiği, çoğu albümün sadece dijitalde yayınlandığı bir dönemde neden 45’liğe geri dönüş yaptınız?

Uzun zamandan beri bir 45’lik görmemiştim. Ailemin dinlediği bir  format.  Yüzüme bir gülücük kondurdu . 45’lik bastığım için mutluyum. Şimdi sen söyle, 45′ lik  şirin bir şey değil mi? Hala beni güldüren bir mp3 görmedim!

– Şarkı söyleme tarzınız ve düzenlemelerinizin “retro” olması çok dikkat çekici oldu. Neden böyle bir tarzı benimsediniz?

Tamam, şöyle  söyleyeyim; Buna karar vermedim, bir seçim değildi, yavaşça çıktı. Kayıt sonrası, kayıt sonrası, kayıt ardından….Sürekli gelişen bir şeydi. Pazartesi günü Rihanna ve Salı günü Lana Del Rey gibi ses çıkarabilecek insanlar var. Müzikteki en güzel şey kendini bulmaktır, zaman alabilir.

– Bu retro tarz ilerideki tüm çalışmalarınızda da devam edecek mi?

Bilmiyorum. Söyleyebileceğim tek şey, gelecekte yapacağım her şeyin şu an yaptığım şeyin evrimi olacağıdır.

-Geçmişe dönme şansınız olsaydı, yerli ve yabancı sanatçılardan kimlerle aynı dönemde yaşayıp, beraber çalışmak isterdiniz?

Vav gerçekten mi? İstediğim isimleri sayabilir miyim? Cem Karaca, James Brown, Neşet Ertaş ve Bob Marley ile tanışmayı gerçekten  isterdim.

-Müzik tarzınızda size ilham veren isimler kimler?


Bir Dylan’ın şarkısını dinleyerek aylar geçirip, bir Zeki Müren şarkısı tarafından senelere  bağlanabilirim. Elvis Presley, Neşet Ertaş ve daha nice efsane…

-Şarkılarınızın tv dizilerinde kullanılması konusundaki fikriniz nedir? Nasıl bir duygu yakalanıyor sizce?

Tamamen olumlu bakıyorum ve onur duyarım. Bu müziği yaptım çünkü onu beğendim ve bir başkasının da beğenmesi beni mutlu kılar.  Muhtemelen birbirimize benziyoruz demek.

-Bir süredir Londra’da yaşadığınızı ve müzik çalışmalarınızı da orada sürdürdüğünüzü biliyoruz. Sanatçının üretiminde, yaşadığı coğrafyanın ve içinde bulunduğu kültürün nasıl bir etkisi var sizce? 

Tabii ki çok etkisi var ama ben burada kendimi çok fazla tekrarlamaktan kaçınmak isterim, sosyal çeşitlilik en büyük katkıdır.
Sınırsız, yeni bir dünya yaratıyor müzik,  çok uzak yerelere, çok uzaktaki insanlara mesaj gönderebiliyor. Farklı kültürlerden insanlarla yaşamak, hoşgörü ve uzlaşma gerektirir ve dünyanın diğer renklerini öğrenmenize olanak verir. Elbette müziğiniz bundan bir miktar globalite edinir.

-Sizi sevenler merak ediyor. Türkiye’ye ne zaman gelecek ve konserleriniz aracılığıyla sevenlerinizle buluşacaksınız? 

2019’da memleketimdeyim. Çok özledim.

-Bundan sonraki projelerinizden biraz bahseder misiniz?

Keşke bahsedebilsem. Stüdyo çok yoğun. Bir çok şarkım var ve yazmak istediğim çok daha fazlası. Tüm söyleyebildiğim güzel melodilerden hoşlandığım ve 24 saat çalıştığım. Benim için de süpriz olucak sıradaki.

-Müzik, LGBT kitlesi için özellikle 70’li 80’li yıllardaki disco çağı ve pop queenler ile kendini ifade etme ve açılma yöntemi olmuştu, bu görüşe katılır mısınız? Sizce bu bağlamda müziğin önemi nedir?

Disko Müziği … Bir patlama olmuş olmalı!
Görmek için orada değildim.
Bunu farklı bir donem olarak görüyorum.
1970’de NewYork’ta başladı. 80’lerin başında bitmişti.
Dans pisti için yaratılmış bir müzik. Yine güzel şarkılar barındırıyordu  ama bir ritim yaşamak zorundaydı bu şarkılar ve pist için harika olmaları gerekiyordu!

LGBT kitlesi ile birlikte her şey daha çılgın bir partiye dönüştü, onlar sahnede nasıl olacaklarını gayet iyi biliyorlar!!!