GÖKHAN ÇINAR: KİMSE SADECE CİNSEL KİMLİĞİYLE VAR OLMAZ, TÜM ÖZELLİKLERİYLE BİR BÜTÜNDÜR

Son günlerde “Geçecek Mi?” isimli kitabıyla ruh sağlığımızın daha düzelmesine yardımcı olan yazar, yapımcı, sunucu ve uzman psikolog Gökhan Çınar’la Haziran 2018 dergimiz için söyleştik. İşte bu röportaj:

Merhaba. Öncelikle sizi tanıyalım. Nerede öğrenim gördünüz ve ne yapmaktasınız?

12 yıldır psikolog olarak ergen- yetişkin psikoterapileri ve grup terapisi alanlarında çalışmalarım devam ediyor. Lisans eğitimim psikoloji. Yüksek lisansımı “Klinik Psikoloji” alanında yaptım. Küçük yaştan itibaren medyada çalıştığım için ve bu alanda da eğitim almak istediğim için doktora eğitimime “Sinema-Televizyon” alanında devam ettim. Psikolog olduktan sonra farklı ekollerde yıllarca süren terapi eğitimlerim oldu. Birçok yoldan ve yaklaşımdan geçtikten sonra Geştalt Terapi Yaklaşımı’nı benimsedim. Bu ekol insanı “biricik” olarak ele alır. Ortak duyguları olsa da, benzer deneyimlerden geçilse de her insanın yaşadığı her durum kendine özgüdür ve kendi bildiği dildedir. Geştalt’a göre insan bir bütündür. İnsan bir özellikle, bir tanıyla, bir parçayla, kuralları herkes için ortak olarak belirlenmiş kriterlerle değerlendirilmez. Her özellik, her parça, her yön her insanda vardır. Anlamı herkes için farklıdır. İnsan ve onun özellikleri iyi ya da kötü değildir.  Sadece “öyle” dir. Kişilerin kendiliklerinin bütünleşmemiş yönlerinin farkına varmalarına, bu yönleri sahiplenip kabul etmelerine ve bunları bütünleştirmelerine yol açılması bu yaklaşımda önemlidir. Bu ekolde terapist bilen bir otorite değil, farkındalık ve bütünleşme yolunu açan bir eşlikçidir. Şu an Geştalt Terapi Yaklaşımı’nı benimsemiş bir terapist olarak seanslarım devam ediyor. Diğer yandan, radyo ve televizyonda yapımcı ve sunucu olarak sürdürdüğüm programlarım var. Ayrıca Kafa Dergisi’ne her ay yazmaya devam ediyorum.

Çeşitli radyo, TV programlarında yapımcılık da yapmışsınız. Bu dünyaya bakışınızı ve ana meslek dalınız olan psikolojiye sizce nasıl katkı sağladı?

Radyoculuğa 12 yaşında çocuk programları yaparak başladım. Sonrasında bölgesel ve ulusal kanallarda programlarım devam etti. Üniversite döneminde televizyon programları da eklendi. Medyada çalışmak beni büyüttü. Sosyal becerilerimin artmasına, terapist özgüvenimin gelişmesine, iletişim kanallarımın daha fazla çeşitlenmesine katkısı oldu. Psikoterapi ve medya alanlarının en önemli ortak noktası “insanlarla iletişim”. Konuşurken, dinlerken, tartışırken, uzlaşırken, bilgi aktarırken, duygu alışverişi yaparken ya da sadece diğerinin gözlerinin içine bakarken gerçekten kendime ve karşıdaki kişiye daha iyi eşlik edebilmeyi öğrendim zamanla. Yıllar geçtikçe ekrandan ve mikrofondan daha çok kişiye ulaştıkça kazanımlarım arttı. Benim de herkes gibi varoluşsal ihtiyaçlarım var; duyulmak, görülmek, kabul görüp onaylanmak ve sevilmek!  Bu ihtiyaçları bir şekilde karşılayamayan kişilerin kendine ve diğerlerine karşı daha kapalı, çaresiz, öfkeli veya yargılayıcı olabileceğini biliyorum. Herkes ihtiyaçlarını karşılamak için farklı yollar deniyor hayatta. İhtiyacımı karşılama yollarından biri olarak bu mecralardan anlatmayı seçtim ben. Bu seçim, dünyaya ve kendime bakışımı daha renkli ve keyifli hale getirdi.

Kitabınız “Geçecek mi?” ile neyi hedefliyorsunuz? İnsanlarda hangi değişime sebep olmasını isterdiniz?

“Geçecek mi?” danışanlarımın bana en çok sorduğu soru. Benim de zor zamanlarda kendime çok sorduğum bir soru oldu bu. Kitapta tüm yazılar insanın “insanca” halleri üzerine aslında. Duyguları yaşarken birbirimizden farkımız yok. Hepimiz üzülüyoruz, seviniyoruz, korkuyoruz, kızıyoruz, utanıyoruz… Başka deneyimlerimiz var. Farklı anılarımız var. Duygularımız ise ortak. Duygularından kaçınan var, duygularına duyarsızlaşan var, onları dolu dolu hisseden var, o duygudan hiç çıkamayacağını düşünenler de var. Ne yaparsak yapalım o duygular oradalar. Yaşadıklarımızın ağırlığına göre kendi hikâyemizde, farklı durumlarda tüm bu duyguları yaşıyoruz. O yüzden tüm bu duyguların yer aldığı her yazı birçok insanın hikâyesi diyebilirim. Kiminin hayatının merkezinden bir hikâye, kiminin şahitlik ettiği bir durum! Bazılarımız yaşayıp tamamladık, bazılarımız hala mücadele ediyoruz. Bazen terapi seanslarımdan bazen çevremdeki insanlardan bazen de kendi yaşamımdan gördüğüm sıkıntıları yazdım. Sadece sıkıntıyı değil, umudu da yazdım kendi bildiğim dilde. Tabi ki bu bir “iyi hisset” kitabı değil. İçinde insanın tüm halleri var. Neyin içinde olursak olalım, bütün acıları, anıları, duyguları kabul etmeye çağıran bir kitap. “Geçecek mi?”, kaçtığımız gerçekleri, derdimize samimiyetle sahip çıkamamamızı, kayıptan öğrendiklerimizi, sıkıntıya yüklediğimiz anlamı anlatıyor.  Acıyla, kaygıyla, utançla, öfkeyle, depresyonla, tramvayla, kendimizle ve çevremizle yaşadığımız sorunlarla ilgili sorgulamalarla dolu bir kitap. İnsanın kendiyle barışmadan kimseyle barışamayacağını söylüyor. Çok utananların çok utandıracağını anlatıyor. Kendine kızgın olanların topluma öfkesinin üstünde duruyor. Şiddetin, korkudan nasıl beslendiğini anlatıyor. “Geçecek mi?” sorusunun ezbere cevaplarla yanıtlanmayacağını, cevabın kendi öykümüzde olduğunu anlatmak istedim. Ve evet, kitapta herkesin kendi öyküsüyle yüzleşmesi için bir yol açmak istedim.

Kitapla da olsa kişinin kendi kendine düzenli olarak terapi yapmasının faydaları nedir? Psikoloğa gitme şansı olmayan insanlara terapi için ne önerirsiniz?

“Kendi kendine terapi” çoğunlukla yanlış anlaşılan bir kavram olmaya başladı. Çünkü seans odasında danışana eşlik eden terapistin anıyı “şimdi”ye getirmek, duyguya odaklanmak, yüzleşmeyi sağlamak, farkındalığa yol açmak, tamamlanmamış işlere dokunmak gibi görevleri var. Terapi sadece insanlara ne yapacağını anlatan bir diyalog ilişkisi değil. Kendi içinde yöntemleri, kuramsal temelleri ve yaşanılan durumun derinine temas etmekle ile ilgili bir çalışma disiplini var psikoterapinin. Ama insanın kendi kendine destek verebilmesi tabi ki önemli… Ne istediğini bilmesi, istekleri arasında seçim yapması, kendisine iyi gelenin peşinden gitmesi, ihtiyacına sahip çıkması, zorlandığında yeni yollar keşfetmesi önemli. İnsan, yaşamda kendisi olarak var olmaya, kendisi olmak için çabalamaya ve bu yolculukta dinlenme ihtiyacına da sahip çıkmaya yöneldiğinde kendine destek verebilir. Önerim, tüm üstümüze yapıştırılan etiketlerin uzağında olabildiği kadar sık “Ben kimim?”, Ne istiyorum?”, “İstediğimi yaşıyor muyum?” “Nerde vazgeçtim?”, “Nasıl kırıldım?” sorularının daha sık sorulması olur. Önce fark etmek, sonra hazır olunca harekete geçmek insanı dönüştürür. Bunun yanında, tüm hisleri konuşabilmeyi kıymetli buluyorum. Konuşmadığımız her duygu bize daha fazla yük oluyor. Çevreden destek almayı önemsiyorum. Utancın, kaygının, üzüntünün panzehiri paylaşmak! İyi gelen şeyleri, bizi mutlu edenleri bir anın içinde fark ederiz mesela! Bunlara daha çok sahip çıkmak da bizi daha çok doyuma ulaştırır.

Günümüz metropol insanının sizce en büyük psikolojik problemi nedir? Belli yaş aralıklarında bu nasıl değişimler gösteriyor sizce?

Herkes her yaş aralığında en çok kendi olmak ister. Kendisi olmasının yolu kapatılan veya kendi yolunu kapatan herkes problem yaşar. Son dönemde çocukluk döneminde dikkat bozuklukları, ergenlik döneminde özgüven sorunları, yetişkinlik döneminde kaygı bozukluklarıyla daha çok karşılaşıyorum görüşmelerde. Aslında tüm dönemlerde kaygının farklı çıkış yollarını görüyorum. Hep söylüyorum, kaygı bir sinyal. Bir sosyal fobi olarak, bir panik bozukluk olarak veya bir depresif dönem olarak karşımıza çıkan kaygı bizi uyarmak için var. İşlerin yolunda gitmediğini bize anlatmak için var. “Bu yoldan gitme”, “bu sana iyi gelmiyor”, bu duyguları yaşa”, bu cümleleri söyle”, “bu deneyimi engelleme”, “bu insanlardan uzaklaş”, “bu istediğini gerçekleştir” diyor kaygı. İyi bir amaç için (daha fazla kendimiz olmak için)  kaygılandırıyoruz kendimizi. Yöntemimiz kötü ama niyetimiz iyi. Genelde ise, kaygının sesini duymak yerine, kilitlenip sıkıştırıyoruz kendimizi. O zaman kaygımız, amacı anlaşılmadığı için azalmak yerine daha çok artıyor.

Özellikle Türkiye insanının en önemli ruhsal sorunları sizce neler? Bu problemler yurtdışından, özellikle Avrupa’dan veya daha özgür toplumlardan nasıl farklılık gösteriyor sizce?

Baskı her zaman sorun getirir. Üstünü kapatmaya çalıştığımız şeylerin altında kalırız. Kültürel baskılarla, bireysel özgürlüklerin kısıtlanmasıyla daha çok yalnızlaşır, depresifleşir, öfkelenir veya kaygılanırız. Ruhsal sıkıntılar her toplumda farklılık gösteriyor. Türkiye, çok renkli, çok sesli, tarihi, coğrafyası ve insanıyla zenginliği göz kamaştıran bir ülke. Farklı parçalar, farklı sesler, farklı dünya görüşleri, farklı yaşam biçimleriyle bütünleşmeyi öğrenemedik bir türlü! Bu da bir konuda ya da genel anlamda toplumsal ezberlerden farklı var oluşu olanlar üzerindeki baskıyı, ötekileştirilip değersizleştirmeyi çok sık yaşamamıza neden oluyor. Bu sebeple kabul görmemekle, onay almamakla, zarar görmekten korkmakla ilgili dertlerimiz çok daha fazla. Bu durum daha fazla kaygı bozukluğunu yaşamamıza sebep oluyor.

Kendi cinsel kimliğini kabullenmekte zorlanan eşcinsel hastalarını ve aileleri oldu mu? Onlara ne gibi önerilerde bulundunuz? (Veya şu anda böyle bir kişi hastanız olsa ne öneride bulunurdunuz?)

Evet, bu konuda çalışıyorum. Her şeyden önce “kabul” kavramı çok önemli. Kimliğinin herhangi bir yönünü kabul etmeyen kişi, o yönüyle yaşamda yola çıkmakta zorlanır. Aileden destek alınmasını da önemsiyorum. Bu noktada ailenin tutumuna göre danışanıma destek vermeyi değerli buluyorum. Aileye bu konuda bilgi vermekle ilgili seçim duruma göre değişkenlik gösteriyor. Danışanın gizliliğini korumak, ailenin genel tutum olarak ne kadar destek verebileceğini ön görmek, aşamalı bir yöntemle iletişim kanallarını açmak çok önemli.  Kimlik bir bütün. En değerli önerinin kişiyi olduğu haliyle ve bütün olarak kabul etmek olduğunu vurguluyorum. Kimse sadece cinsel yönelimiyle var olmaz. Her danışanımı, kişiliğinin her yönüyle bütün ve birey olarak ele almaktan yanayım.  Kişi sadece bir özelliğiyle, kimliğinin bir yönüyle değerlendirilemez çünkü. Diğer yandan cinsel kimliğini kabullenmekte zorlanan ve bu konuda terapiye başvuran yetişkin danışanlarımla önce farkındalık çalışıyorum. Reddedilen bir özellik ortadan kalkmaz. Farkındalık kabulü getirir. Bu aşamadan sonra kimliğin bu yönüyle yaşadığı kaygıların üzerinde duruyorum. Geçmişte travmatik deneyimler var ise, bu anıların kaygılar üzerindeki etkisini çalışıyoruz birlikte. Bir diğer önemli kavram, “sorumluluk”. Kişi var olduğu haliyle kendi hayatının sorumluluğunu aldığında özgüveni daha çok gelişiyor. Mevcut çevresel ve toplumsal koşullarda, ihtiyaçlarına sahip çıkma biçimi, kendini ortaya koyma ve koruma biçimi üzerinde duruyoruz. Bu süreç her danışanın ihtiyacına, başvuru sebebine ve çevresel koşullarına göre farklılık gösterebiliyor.

LGBT bireylerin daha özgürleşmesi için sizce insanların psikolojik olarak da hangi önyargılarını değiştirmesi gerekiyor?

İnsanların genel olarak zaten başkaları üzerindeki önyargılarını değiştirebilmesi gerekiyor. Bu LGBT bireylere karşı önyargısı olanlar için de geçerli. Herkes kendi yolundan sorumlu ve her birey kendi hayatının sahibi. Kendisine benzemeyen insanlardan korkanlar, korkularını öfke olarak yansıtabiliyorlar. Diğer yandan, kendi içinde bastırılan bir özelliği olanlar, o özellikle yüzleşmemek için o özelliğe sahip başka bireylerin hayatlarını yargılayabiliyorlar.

Geleceğe dair ne gibi planlarınız var? Kişilerin sorunlarını danışabileceği bir YouTube kanalı veya televizyon programı var mıdır?

Yakın dönemde olacak imza günleri için heyecanlıyım. Bir sonraki kitap için de aklımda bir kurgu var. Farklı acıları çekerken yolları kesişen insanların hikâyelerini anlatmak istiyorum. Karşılaşınca ötekinde yaralarından izler bulan, hayata beraber direnen, birbirlerine ışığı gösteren insan hikâyelerini her birinin gözünden ayrı ayrı anlatmayı istiyorum. Hepimizden izler taşıyan bu hikâyeleri bir terapist gözüyle aktarmak var aklımda. Bireysel terapi seanslarıma devam ediyorum. Kafa Dergisi’ne yazmaya ve medyada programlar yapmaya da devam edeceğim. Ekranda veya dijital ortamda psikoloji içerikli bir program yapmayı isterim.

Haziran 2018 Dergi içeriklerimizin tamamını okumak için aşağıdaki görsele tıklayın.