GZONE ÖZEL RÖPORTAJ: “SEN DE Mİ BRÜTÜS” DİYEN GÜLŞAH TÜTÜNCÜ

GZone Dergi'nin bu sayıdaki konuklarından biri "Sen de mi Brütüs" şarkısıyla bu yazın en sevilen isimlerinden biri olan, Türkçe müziğin mutfağındaki gizli kahramanlardan Gülşah Tütüncü.

Gelin bu enerjik ismi daha yakından tanıyalım.

GÜLŞAH TÜTÜNCÜ KİMDİR?

Müzisyen baba ve öğretmen bir annenin kızı olarak İstanbul’ da dünyaya gelen Gülşah Tütüncü, on iki yaşında girdiği İstanbul Türk Müziği Devlet Konservatuarı yetenek sınavını da ikincilikle kazanan Gülşah Tütüncü kemanla burada tanıştı. Eğitimi süresince akustik kemanıyla AKM başta olmak üzere yurt içi ve yurt dışında solo keman resitalleri Paris Gençlik Senfoni Orkestrası, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası vb. büyük senfoni orkestralarında solo konserler verdi.  Konservatuar sonrası uzun yıllar Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrasında çok sayıda konserde çaldı. Akademik çalışmalar seyrederken bir yandan da popüler müziğe yaklaşan Gülşah Tütüncü, Türkiye’deki ilk elektro keman performansları sergileyen müzisyenlerden olup sahnede kendine özel şovlar yaratmasıyla dikkatleri üzerine çekti. Konservatuar sonrası kendi kurduğu Şahmaran isimli grubuyla önemli VİP konserler, global ve uluslararası firmaların gala, lansman, bayi vb. toplantılarında sayısız konserler verdi. Birçok film, reklam, jingle, dizi, belgesel, albüm vb. kayıtları seslendiren ve çalan Gülşah Tütüncü söz ve müziği kendisine ait olan “Hiç Gitmesin” adlı şarkıyı “Enbe feat Gülşah Tütüncü” olarak seslendirdi. Yine söz ve müziği kendisine ait olan “Dua Ediyorum” isimli dijital single çalışmasını yayınladı. 

1- Bilmeyenler için seni daha yakından tanımak isteriz. “Bu kızı gözüm bir yerden ısırıyor” diyenler için özellikle – müzikteki kilometre taşlarını dinleyebilir miyiz senden?

-İlk kilometremi 7 yaşımda TRT çocuk korosuyla yaptım fakat ‘’ tohumlar fidana fidanlar tohuma’’ şarkısını söyleyen küçük kızı hatırlanlar olacağını pek sanmıyorum ☺ Hatta ilk resmi paramı da TRT tv çekimlerinde verilen cüzzi meblayla kazanmıştım. Kazandığım ilk parayla da bir oyuncak bebek geri kalanıyla da evde saç kurutma makinası bozulmuştu, saç kurutma makinası aldım ☺ Ailemin ihtiyacı olduğundan değil ama o çocuk akılla kendimi kanıtlamak gibi bir şeydi sanırım, ailem çok gurur duydu ve o günden sonra hayatımı müzikten kazanacağımdan emin oldular. Sonrasında konservatuar, senfoni orkestraları devam etti. Okul sonrası kendi kurduğum orkestramla yüzlerce kurumsal konserler verdim. Sen de mi Brütüs şarkısından sonra ‘’ bu kız şey değil mi? Şey yaa dur dur hatırlayacağım, bizim şirketin dönem toplantı galasında sahne alan, İspanyolca, Fransızca şarkılar söyleyip keman şovları yapan, türkülerle bizi dansettiren kız değil mi? ☺ kesin o diyerek bana yolunuz açık olsun mesajı atan çok kişi var. Bir de sanatçılara verdiğim şarkıların mutfak kısmına kulak kabartanlar ismen biliyor.

2- Aslında çok uzun zamandır Türkçe müziğin muftağında olmana rağmen senden keskin bir çıkışı ancak şimdi görüyoruz. Bunun nedeni nedir?

-Klasik müzikten sonra pop müziğine meyilim oluştuğundan beri kendime ait projem olmasını istiyordum, hatta kimden şarkı alabilirim acaba? Diye kara kara düşünenlerdendim, iş başa düştü, zaten yazmak da istiyordum fakat o dönem yazdığım müziklerim çok karmaşık, sözlerim çok sıradan ve amatörceydi. Stüdyoda uzun bir çalışma dönemi başladı, eli yüzü düzgün şeyler yazmaya başladıktan sonra şarkılarımı tanınan sanatçılar seslendirmeye başladı,içlerinde çok sevilip dinlenilenler oldu. Enteresan bir şekilde ben yorumculuğumdan önce söz beste yazarı olarak duyulmaya başladım. Stüdyo ve üretim hali de tuhaf bir şey, insanın yazdıkça yazası geliyor. Aynı dönem babam çok hastalandı, tüm enerjimi ve ilgimi onun sağlığına verdim, canımı çok yakan bir dönemdir. Onu kaybettikten sonra uzun zaman kendime gelemedim, zaman zaman üstüne bindi, bir şekilde toparlanıp ayaklandım, kendimi yeniden işe verdim. Kısmet bu güneymiş.

3- Buna ek olarak; bunca yıldır işin mutfağında pişen bir insan olarak 1 şarkıyla Youtube gibi platformlarda şöhret olanlar hakkındaki düşüncelerin nedir?

-Sorunun içinde cevap saklı aslında. Şöhret olanlar… ya da  şöhret olmak isteyenler… Bu yol bu kişiler için geçerli. Kimin nasıl konuştuğu önemli değil, en çok ben konuşulayım. Nerde nasıl olduğu önemli değil, her yerde ama her yerde ben olayım. Rakamlarım milyon üstüne milyon olsun, gerçek olması mühim değil, öyle sanılsın. Bu istekler şan şöhret arayışlarının ihtirasıdır. Benim ihtirasım kariyer üzerine. Kariyer bir anda, bir şarkıyla olmaz. Bir günde, bir haftada, bir ayda hatta bir senede de olmaz. Kariyerin zamana, arka arkaya yapılan nitelikli işlere ihtiyacı vardır. Benim istediğim kitleye ulaşabilmem için en erken öngördüğüm minumum zaman, bir, bir buçuk senedir. 

4- Seni solistliğinden daha çok Tarkan, Ayşe Hatun Önal, Mustafa Ceceli gibi isimlere verdiğin şarkılarla tanıyoruz. Verdiğim şarkıya fazlasıyla değer kattı dediğin isim kim ve neden?

-Şarkıyı değerlendirdi ya da değersizleştirdiğinden çok şarkıyı yorumu, aranjesi, çekilmişse klibiyle ne kadar doğru temsil etti ya da edemedi gözüyle bakarım. Kliplenmemiş şarkının dinleyiciyle buluşması çok zorlaştı. İnsanlar artık şarkıyı dinlemek yerine izlemeyi tercih ediyorlar ki bu klibin de en az şarkı kadar iyi düşünülmesi gerekliliğini beraberinde getiriyor. Kliplenmemiş çok şarkım var, az duyulduğu için üzüldüğüm ya da hayıflandıklarım olabiliyor. Örneğin; sevgili Sibel Can ‘’ El Oğlu’’ isimli şarkıma sesiyle, yorumuyla büyük değer kattı. Şarkı, duygusu yoğun, ağdalı, koyu, ağır, tam bir arabesk ve buluşabileceği en doğru kişiyle buluştu fakat klibi olmadığı için dinleyicilerle tam manasıyla buluşamadı. Sözüyle müziğiyle yorumuyla çok özel bir şarkıdır, yayılabilmesini isterdim.

5- Üretim yaparken ilham perilerin nedir, kimlerden ve nelerden ilham alırsın?

-Hayatın kendisi son derece ilham verici. Sanatçılar aslında yoktan var etmez, edemez, zaten var olan bir görüntüyü, durumu ya da duyguyu kendi diliyle karşıya aktarır. Empati kurmayı çok önemsiyorum. Bir durum ya da duygu karşısında sadece kendimin ne yapacağı ya da hissedeceğini değil karşıdaki insanların da ne yapacağını düşünüyorum. Öyle ki yazdığım bir şarkı sonrası dinleyen şunu söyleyebilmeli ‘’ evet yaaa aynen ben de böyle hissettim’’ eğer bunu biraz hissettirebiliyorsam ortak dili bulmaya yaklaşmışım demektir.

6- Sen de mi Brütüs?’ün hikayesini dinleyelim. Nasıl ortaya çıktı ve nasıl “bunu kimseye vermeyeyim de ben söyleyeyim” dedin? 🙂

-Aslında tam tersiydi ☺ Başkasına yapıyordum, o daha dinlemeden başka bir şarkı okumaya karar verince şarkı bende kalmış oldu. Yakınlarım ‘’ bunu sen oku bari’’ diye isyan edince ‘’ doğru, bir yerden başlamam lazım’’ deyip şarkıyı kendime evirdim. İçine keman kattım, kendi söyleyeceğim deli cümleler ekledim, kendi sevdiğim vokal aranjmanları ekledim vb… Şarkı üç senedir elimdeydi. Çok bölük pörçük çalıştım. Video klibini de bir buçuk sene evvel tasarlamıştım. Sen de mi Brütüs bir şarkı ve klipten ziyade bir projeydi benim için, içerisinde çok fazla kafa patlattığım akıl fikir, kurgu var. Bir semt pazarı kurduk, pazarcı bir kızı canlandırdım. Çaçaron çaçaron  ‘’Almazsan alma yalvaramicam’’ diyorum en şapşik halimle ☺ İnsanlar çok doğal buldular, çünkü tam olarak oynadığım söylenemez. Ben gerçek hayatta da Sen de mi Brütüs klibindeki kızın ta kendisiyim ☺ 

7- Bundan sonraki planların neler? Seni daha sık solist olarak göreceğiz umarız?

-Kesinlikle öyle. Bu kadar sene stüdyoya kapandıktan sonra kendim için düzgün bir çıkış tasarlıyordum. Sen de mi Brütüs güvendiğim, inandığım, sevdiğim beni yansıtabilen bir iş oldu. Önümdeki en az beş senenin hareket planını da çizdim. Ne yapacağım kadar ne yapmayacağımı da belirledim. Artık sahalara dönüş vakti ☺ Sahneleri özledim, konserlere ve önümdeki çıkaracağım yeni single lara konsantre olacağım.

8- Türkiye’deki LGBTİ+ mücadelesini nasıl görüyorsun?

-Mücadele kelimesine çok üzülüyor hatta sinirleniyorum. Hayatın içerisinde mücadele edecek onca zorlu şey varken, eşcinsellerin bir de yaradılış biçimlerini karşıya anlatabilmek için yoruluyor ve yaralanıyor olmasını kabullenemiyorum. Bunun sadece Türkiye’ de değil dünyada yüzyıllardır dinsel ya da muhafazakar sebeplerle yok sayılmaya çalışılması, bir hastalıkmış gibi algı yaratılması da anlaşılır şey değil. Dünya sağlık örgütü WHO eşcinselliği 1970 li yıllarda hastalıklar ve rahatsızlıklar kapsamından çıkarmıştır. Artık bilimsel ve aklı selim resmi bir kural ve kanun koyalım dediler kendi kendilerine herhalde çünkü 1940 lı yıllarda sapkın insanlık, gayleri eksik erkek olarak görüp tedavi etmeye çalışmış insanlara erkeklik hormonu yüklemesi tedavileri yapmak gibi saçma sapan yollara girmişler. Bu, doğanın ve Allah’ın bize bahşettiği güzelim kırmızı çileğin genleriyle oynayarak maviye çevirmek gibi bir şey! Doğanın bize verdiklerini beğenmeyip değiştirmeye çalışmak bir tek had bilmeyen kendini beğenmiş insan türünde mevcut sanırım. Doğada tespit edilmiş 1000-1500 civarında eşcinsel hayvan türü var. Hiç birbirini bu sebeple dışlayan hayvan türü duymadım. Anormal olan, normal olanı yok saymaktır. Türkiye’deki mücadelenin, bir tarafı doğuya bir tarafı batıya bakan zor bir coğrafyada olmasına karşı güçlü bir duruşu olduğunu düşünüyorum. Doğaya, insan haklarına ve bilime sarılan insanlarla daha güçleneceğine inanıyorum.

9- İleride eşcinsel aşkı anlatan bir şarkı yazmak aklında var mıdır veya hali hazırda zaten yazmışsındır da bizim mi haberimiz olmadı? 🙂

-Ben yazdım, dinlemiş olmalısınız ☺ Eşcinsel bir aşık da karşısındakine ‘’ Seni hastalığımda sağlığımda da yanımda görmeliyim ‘’ diyebilir ya da ‘’ Usta sen ol bu sefer çırağım ben’’ ya da ‘’ Sen de mi Brütüs’’ . Duygular birdir. Asıl duygu ya da hitap şeklinde kelime olarak bunu özellikle vurgularsam, normal olanı anormalleştirmiş olurum, ötekileştirme denen şeyi resmileştiririm fakat soruyu duyguda ya da kelimede değil görselde mesela bir klipte, romantizmi ya da bir durum halini temsilen canlandıran kadın erkek gibi eşcinsel bir çifti de kullanır mısınız? Olursa, elbette kullanırım, çok da güzel olur.