GZONE ÖZEL RÖPORTAJ: SİNAN TUNCAY

Sezen Aksu'nun "Vay" ve "Manifesto", Mabel Matiz'in "Sarmaşık" ve "A Canım", Gaye Su Akyol'un "İstiklarlı Hayat Hakikattır" kliplerini yöneten, fotoğraflarını kolajladığı ve çizdiği modern sanat eserleriyle dikkatimizi çeken Sinan Tuncay, GZone Dergi'nin Mart-Nisan 2019 sayısının kapak konuğu oldu.


Sinan Tuncay ile hem ufkumuzu açan şahane işleri hem de Kuir Oryantalizm’e bakış açısını konuştuk.

SİNAN TUNCAY KİMDİR?

Fotoğraf ve video çalışmalarını New York’ta sürdüren Sinan Tuncay, 1986 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğtimini Sabancı Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünde tamamladıktan sonra, New York’taki the School of Visual Arts’da fotoğraf ve video üzerine yüksek lisans eğitimi gördü. Sezen Aksu’nun Vay isimli parçası için hazırladığı video, 18. Türkiye Müzik ve 39. Altın Kelebek Ödülleri’nde 2012’nin en iyi müzik videosu seçildi. 2013 yılında, ‘Annem Evde Yok’ isimli video enstalasyon projesi İstanbul Modern’deki ‘Yakın Menzil’ grup sergisi kapsamında sergilendi ve de ardından müzenin kalıcı koleksiyonuna dahil edildi. ‘Mahrem-i Umumî’ isimli projesiyle, 2015’de Musée de l’Elysée tarafından İsviçre’de düzenlenen ‘reGeneration3: Fotoğrafta Yeni Perspektifler’ isimli sergi projesine davet edilen 50 uluslararası sanatçıdan biri oldu. ‘Üzgünüm Leyla’ isimli ilk kişisel sergisini 2016’nın Nisan ayında New York’ta açan sanatçı, en son olarak New York Sanat Vakfı tarafından burs ile ödüllendirildi. Sinan, Türkiye’de C.A.M. Galeri tarafından temsil ediliyor.

Fotoğraf: Rehan Miskci

Röportaj: Recep Özdaş – Murat Renay

Haber fotoğrafı: Rehan Miskci

-Sizi daha çok popüler işlerinizle, video kliplerinizle tanıyoruz ancak sanat hayatınızı başlangıcından bugüne kadar nasıl özetlersiniz?

Yönettiğim müzik videoları hep daha ön planda gibi gözükseler de, kendi sanatsal üretimimle paralel ilerliyorlar aslında. İlk müzik videomu Sezen Aksu’nun ‘Vay’ şarkısı için hazırladığım 2011 senesi, aynı zamanda fotoğraf ve video üzerine master yapmak için New York’a taşındığım yıldı. O günden bugüne aktif olarak fotoğraf ve video işleri üretmeye ve bunları farklı ülkelerde açılan kişisel ve grup sergilerinde sergilemeye devam ediyorum. Osmanlı minyatür estetiğinden yola çıkarak hazırladığım kolajlardaki görsel dil ve cinsiyet meselesi, ister istemez yaptığım video klip calışmalarını da şekillendiriyor. 

-Birkaç yıldır Sezen Aksu ile çalışmalar yaptınız. Sezen Aksu sizin için ne ifade ediyor?

Zor soru! Müzikal dehası ve popüler kimliği bir yana, Sezen Aksu, benim için yaratıcı zekanın sınırsız üretimle buluşması ve ortaya çıkarttığı eseri hiç bir ayrım gözetmeden toplumun farklı kimliklerine aktarabilmesi anlamına geliyor. Müzisyen olmamama rağmen, yolun başından beri onu örnek almamın temel nedeni ortak bilince bu denli seslenebilme gücü olsa gerek. 

-Size göre Sezenizm queer kültürün neresinde duruyor?

Divalık müessesesi, queer kültürün olmazsa olmazıdır malum. Fakat bana kalırsa Sezen’i ‘diva’ ya da ‘kraliçe’ gibi sıfatların üzerinde tutan temel nokta üretimindeki sahicilik. Onu queer kültürün en kilit noktasına konumlandıran ise, bir önceki soruda da bahsettiğim gibi, müziğini ve hayat felsefesini yaş ve cinsiyetten bağımsız bir formda, asla ötekileştirmeden sunuyor olması. 

-A Canım ve Sarmaşık gibi iki şahane iş yaptınız Mabel Matiz’le. Yollarınız nasıl kesişti? Bu iki video klibin yaratım süreci nasıl oldu?

Mabel Matiz ile ‘Gök Nerede’ albümünü yayınladığı sene tanıştık. Ben onun dahiyane müziğini keşfederken o da benim sergilediğim işlerimden haberdar olmuştu. Senelerce ikimiz de birlikte üretme hayalleri kurduk. Derken en beklenmedik anda ‘Sarmaşık’ çıkageldi. Bana ne zaman Türkiye’ye gelecegimi sorduğu sırada Döşemealtı’nda bulduğu o halı tarlasının fotoğrafını gönderdi. Kendimi hemen bir kaç gün sonra Antalya’da, 30 bin halının ortasında buldum. Çekim öncesi orada geçirdiğim 2 gün boyunca klibin hikayesi oluştu. Çekerken başka bir boyuta geçtiğimiz, bize bütünün bir parçası olduğumuzu hissettiren, ender yaşanacak türden bir deneyimdi. Hemen sonrasında yine birlikte çalıştığımız ‘A Canım’ klibinin hikayesini ise, Mabel daha şarkıyı yazarken kafasında oluşturmuştu. Senaryoya bir kaç ekleme yaptıktan sonra Yaraş Köyü Kadın Tiyatro Topluluğu kadınlarının enerjileriyle hayat verdiği bu videoyu çektik. Ortaya, hem onu Maya’ya ulaştıran müzikal yolculuğa, hem de toplumsal cinsiyete dair eğlenceli bir değiş tokuş hikayesi çıktı. 

–Sarmaşık klibi neredeyse açık havada sanat, kamusal sanat gibi… Bi yandan da o halıların o yörede böylece kurutulduklarını yani orada işlevsel anlamlarının olduğunu biliyoruz. Bir halıyı simgeleştiren, başka anlamlara büründüren şey nedir? Dil mi, ona dokunan kişinin kültürel konumu, sınıfı ve amacı mı?

Şüphesiz klibi özel kılan noktalardan biri, çekildiği olağandışı mekanın gerçekte de var olmasıydı. Halı, üzerine ayakkabıyla basmaktan kaçınılan yarı mahremiyet sembolü aslında. Öyle ki, dış mekana dahi yerleştirilse üzerinde yerel ve kişisel bir dünya yaratıveriyor. Belki de bu yüzden klipteki gibi binlercesi bir araya geldiğinde ortaya kişiselle kamusalın içice geçtiği sembolik bir coğrafya çıkıverdi. 

-Oryantalizm coğrafyanın sanattaki karşılığını güç ve hegemonya üzerinden kurarak başlattı. Yani doğudan bir figürü batılı bir gözle tanımlamak tahakküm kurmak anlamına geliyor. Ama doğuda yapılan sanatın (ısrarla doğulu öğelerle) batıda kolaylıkla kabul göreceği kanaatine nasıl yaklaşmalıyız? 

Sırf ‘dogulu’ gözüksün diye biçimsel kaygılarla yapılan fakat içeriği zayıf kalan işler oryantalizm tuzağına düşüyorlar diye düşünüyorum. Ya da tam tersine, sanat, fazla yerel kodlarla tanımlanıp içe kapanık kaldığında, onun dışında kalanlara dokunamıyor. Batıda kabul görme meselesi derin bir tartışma konusu ama kişisel fikrim, biçim ve içerik, bir bütün halinde yerelden evrensele ulaşabildiği ve dışından bakanlara da alt metinler sunabildiği ölçüde batıya açılıyor.  

Fotoğraf: Pinkyellow Studio

-Önceki soruya da eklenirse; Queer sanat bedeni coğrafya kılabilir mi? Bu durumda bölgelerden, ülkelerden özgürleşmek mümkün müdür? 

Kesinlikle. Bedeni, içinde bulunduğu toplumun kodlarından bağımsız düşünmek mümkün degil. Coğrafyaların kendi içinde verdiği sınavlar tekil bedenler üzerinden de açıkça okunuyor. Bedenle kurduğu yoğun ilişki bakımından, queer sanatın önemli bir toplumsal özgürleşme aracı olduğunu düşünüyorum.

-Instagram estetiği demokratikleştiriyor mu yoksa aynılaştırıyor mu? Sizce sosyal medyanın bir sanatçıya katkısı veya zararı nedir?

Sosyal medya, demokratikleştiği ölçüde tektipleşen görsel bir akış sunuyor. Instagramda, kendini istediğin personayla servis edebilirken bir yandan geçerliliği olan emoji ve efekt trendlerini de gözetmen gerekiyor. Sosyal medyanın sanatçılara sonsuz bir görünürlük sağlayabildiği aşikar ama bu noktadaki en büyük tehlike, sanatsal üretime, beğeni ve takipçi sayısıyla üzerinden bir değer biçilmesi bana kalırsa.   

Fotoğraf: Pinkyellow Studio

-Queer gelecekten bahsedebilir miyiz? (Cevap evet ise gelecek belirlenebilir bir şeydir ve queer in bitmemiş-sonlanmamış anlayışıyla örtüşüyor mu? Cevap hayır ise; bugünden geleceği kurmuyor muyuz zaten, niye şimdi ve burada queer gelecek tahayyülümüz olmasın?)

Nasıl queer bir geçmişten söz edebiliyorsak, queer bir gelecekten de bahsedebiliriz. Özellikle yeni kuşakla birlikte gelişen, heteronormatif yapıya karşı duran, eşitlikçi, açık fikirli bir algı var. Yani o gelecek düşündüğümüzden de yakında!  

– Son olarak Gaye Su Akyol’un yeni albümünün ilk müzik videosunu ‘İstikrarli Hayal Hakikattir’ şarkısına çektiniz ve klip 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yayına girdi. Bu projeden bahseden misiniz? 

Gaye Su Akyol, yolumun yakın zamanda kesiştiği, vizyonuna çok hayranlık duyduğum bir müzisyen. Son bir kaç aydır yoğun biçimde bu video projesi üzerinde çalışıyorduk. Gaye, klipte, hem bir minibüs şöförünü, hem de kendi sahne personasından da izler taşıyan karikatürize bir süper kahramanı canlandırıyor. Minibüsüyle, birbirlerinden farklı etnik kökenleri, inançları ve cinsel yönelimleri olan yolcularını, Istanbul’un parallel evrenlerinde, hayalle hakikat arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Çıkan engellere rağmen, araç değil amaç uğrunda yola devam etmeyi başarıyorlar. Minibüs ya da diğer tüm kamusal alanlarda, en nihayetinde aslında her birimiz kendi kimliklerimizle bir arada yaşayabilmeyi istiyoruz. 

-Hedeflerinizden bahsedelim. 2019’da ve önümüzdeki sene sizden ne gibi çalışmalar beklemeliyiz? 

Üçüncü solo sergimi bu Eylül ayında İstanbul’da, C.A.M Galeri’de açmayı planlıyorum. Sergi sonrasına dair henüz net bir plan yapmıyorum ama aklımda bir kısa film projesi var:)

Sinan Tuncay’ın eserlerinden bir seçki aşağıda

Fraternal FilmStill
Out
Pardon Our Appearance

Public İntimacy – Bridal Bath
Public Intimacy- Illegimate
Public Intimacy-Wedding Night

Self-Portrait
Whole Retrieval