HAYAL KÖSEOĞLU: ÇEVREMDEKİ BİRİ LGBTİ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ KISITLAYACAK BİR ŞEY YAPARSA ORTAMDAN AFOROZ EDİLİR

Aşk-ı Memnu ve Ufak Tefek Cinayetler'in dikkat çeken oyuncusu Hayal Köseoğlu'yla, GZone'un Kasım-Aralık 2018 sayısı için özel bir fotoğraf çekimi ve röportaj yaptık. 

İşte merak ettiğimiz sorulara verdiği cevaplar ve birbirinden hoş fotoğraflarıyla, güzel oyuncu/şarkıcı Hayal Köseoğlu.

Röportaj: Mert Bell

Fotoğraflar: Baturalp Yılmaz

Moda Editörleri: Bedirhan Taşçı & Serhat Pabuccu

Makyaj: Akın Sert

Saç: Tuba Mua

Mode Editörü Asistanı: Öykü Tanrıvermiş

Mekan: Mr.Cas Hotels (Beyoğlu)

Merhaba Hayal. Televizyon izleyen hemen herkes seni şu sıralar çok popüler olan “Ufak Tefek Cinayetler”deki rolünden tanıyorlar. Ama bu noktaya gelene kadar neler oldu, eğitim ve oyunculuk hikayenden başlayabilir miyiz?

Tabii başlayalım. UTC çok büyük kitlelere ulaşan bir yapım. Öncesinde İstanbullu Gelin’de Zeynep rolünü canlandırmıştım. Bir önceki projem şimdiye kadar en sevdiğim karakteri canladırdığım roldü: Arkadaşlar İyidir. O bir sıçramaydı. Tiyatro okuduktan sonraki ilk projemdi ve o projeye kadar kendime çok yatırım yapmıştım oyunculuğu çok ciddiye alarak. Tiyatroyu Aydın Üniversitesinde okudum fakat Arkadaşlar İyidir sırasında son sınıfta dondurmak zorunda kaldım çünkü okula gidebilmem imkansızdı. %100 bursluydum ve bursumu kaybetmiş oldum böylece. Ama hiç pişman değilim. Yine olsa yine yaparım.

Bir yandan müzikle de ilgilisin. Youtube kanalın üzerinden paylaştığın bir sürü şarkın var. Kariyerini müzik ve oyunculuk olarak ikiye mi böldün? Yoksa biri diğerinden daha mı ağır basıyor?

Hiç ikiye bölmek gibi düşünmüyorum. Zaten şu anda İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında Müzikal Tiyatro okuyorum. Oyunculuk, müzik, dans… Bunlar hep iç içe. Oyunculuk eğitimi alan birisi üç disipline de hakim bir şekilde mezun olmalıdır bence. Bizim okulda da öyleydi. Bildiğim kadarıyla müfredat hep bu şekilde. Birbirinden bağımsız değil tam tersi birbirini son derece besleyen şeyler. Ben üretebildiğim kanaldan üretmeyi seven bir insanım. Aynı zamanda yazmaya ve tasarıma da tutkum var diğerleri kadar baskın olmasa da. Zaten tiyatro okumadan önce 1 sene Bahçeşehir Üniversitesinde tasarım okumuştum. Bir gün bakarsınız o kanallardan da bana ait bir şey çıkar karşınıza.

Son şarkın “Venüs Akrep’te”den yola çıkarak yapmak istediğin ve dinlemeyi sevdiğin müziği anlatır mısın?

Ben genelde çok istisnai durumlar dışında karanlık tarafa yakın müzik dinlerim. Major sevmem mesela. Çok keyifli bir modda değilsem öyle neşeli soundlar beni çekmiyor. Alt tonda hep bir gizem, hep bir yaşanmışlık ya da yaşanamamışlık… Benim için müzik çok vazgeçilmez bir şey. Kulaklığım parçam gibidir mesela. Evimde de sürekli müzik çalar. Sanırım yaşadığım veya yaşayamadığım şeyleri başka insanların sadece bir enstrümanı kullanış biçmiyle veya kullandığı bir kelimeyle bana tekrar yaşatabilmesini seviyorum. Beni belli bir mooda sokabilmelerini, kendi hayatlarından bir kesite anlık da olsa hapsedebilmelerine bayılıyorum. Ama bence bu bilinçli olan bir şey değil. Benim için de değil mesela. Bu çok içgüdüsel, çok dürtüsel bir şey. Müzik yapma isteği. Ben mesela yüzleşemediğim duyguları, kaçmak istediğim deneyimleri içimden atmak için bir kanal gibi kullanıyorum müziği. Terapi gibi. İçim ne zaman ağırlaşırsa o zaman oturuyorum bilgisayarın başına ve saatlerce orada anlatmaya çalışıyorum derdimi. Bana muhteşem bir özgürlük tanıyor ve kendi deneyimlerime hem daha subjektif hem daha objektif bakabilme hazzı… Bazen bizleri çok şanslı buluyorum.

Kimleri dinliyorsun ve kimlerden, nelerden ilham alıyorsun?

Genelde hala ilk dinlerken ilhamlandığım yerlere dönüp dönüp duruyorum. Hiç grup/sanatçı insanı değilimdir. Discography insanı HİÇ HİÇ değilimdir. Hayatımda sanırım her şeyini dinlemeye en çok yaklaştığım grup Radiohead. Bir de lisedeyken deli gibi Muse dinlerdim. Onun dışında hep şarkılara aşık olurum ben. Şarkıyı bulurum, bir hafta boyunca başka bir şey dinlemem. Sonra sıkılınca rafa kaldırırım. Eski sevgili gibi biraz. O dönemi hatırlamak istediğimde de açıp bir iki kez daha dinlerim. Sonra yenisini bulurum. Şarkılardan ilham alıyorum yani, insanlardan değil. Ama mesela son zamanlarda bu şarkı: Banks – Fuck With Myself. Bir önceki Ashley Monroe – Hands On You. All time en ilham aldığım kadınlar dersek benim için Shirley Manson, Gwen Stefani (No Doubt zamanları) Ama Prodigy’den bile etkilenirim yani. Blur mesela o yüzden en sevdiğim grup. Her şarkısı başka gruba ait gibi. Bence benimkiler de öyle. Belli bir tarz yakalamaya hiç uğraşmıyorum. Benim bir tarafımı, bir dönemimi yansıtsın yeter.

”Ufak Tefek Cinayetler”e nasıl dahil oldun? Dizinin bu kadar tutacağına inanıyor muydun?

Çok komik ve anlatması çok eğlenceli bir hikayesi var dahil oluşumun. Ama bende kalsın. Bir ara off the record anlatırım. 🙂 Çok istemiştim ilk okuduğumda. Bir şey beni çok çekmişti. O his geldiği zaman sonucu düşünmüyorum. Öğrenilecek bir şeyler vardır o enerjinin seni çektiği yerlerde. Tutacağını kesinlikle hissetmiştim, hiç şaşırmadım.

Dizinin kadınlar arası düşmanlığı fişeklediğini konusundaki eleştirilere katılıyor musun? Bu düşmanlık gerçek hayatta da böyle mi sence, gözlemlerin nasıl? Sen ve kadın arkadaşların ne durumdasınız?

Yani dizi bir şeyi fişteklemiyor bence. Bir şeyi anlatıyor. Belki altını çiziyor. Bu belli bir çevreyi anlatan bir dizi. Belli bir çevrenin kanayan yarası. Uzak olmadığım bir çevre. Hatta liseyi Saint Benoit’da okudum ve biz de küçük bir Sarmaşıktık yabancı okullar çevresi olarak. Sürekli entrika, drama… Ama şimdi o dönemden pembe baloncuk olarak bahsediyoruz. Pembe baloncuğunu patlatamayan bir çok kadın var etrafta. Şaşırtıcı gelmiyor bana. İçine dönmekten, hayatla, güvensizliklerle yüzleşmekten korkan insanların başkalarının hayatlarına sarma ihtiyacı… Ben DasDas Sahne’nin “Yakaranlar” oyununda 27 kadınla birlikte oynuyorum. Volkan ve Mert bence çok dikkat etmişler seçtikleri kadınların kişiliklerine. Muhteşem bir uyum yakaladık. 25 yaşından sonra yeni bir kız tayfam oldu. Ama genelde benim kadın arkadaşlarım zaten hep lise hatta ilkokul döneminden kalmadır. Zaten o yüzden hayatımda hiç bir güven problemim yok arkadaşlarımla. Hepsi muhteşemler. Canım kadınlarım.

Dizinin ana dört kadın karakterinden hangisiyle evlenir, hangisiyle sevişir, hangisini öldürürdün?

Merve’yle evlenir, Merve’yle sevişir, Merve’yi öldürürdüm. Alpha severim, n’apayım?

Peki sence karakterin Derya bu entrika ağının içinden sağlam çıkabilecek mi?

Hiç bir fikrim yok. Bizde 5 dakikada değişir bütün işler.

Oyunculuk konusunda isteklerin neler? Televizyonda olmayı seviyor musun? Bir aktris/şarkıcı olarak Türkiye’de istediğin projeleri yapabiliyor musun?

Oyunculuk benim için obsesyon gibi. Aşırı iyi bir oyuncu olmak istiyorum. İşin şan şöhret boyutu beni o kadar da delirtmiyor. Tek derdim hakkaten çok iyi bir oyuncu olmak. Ve dediğim gibi o yüzden çok obsesifim. Aslında biraz rahat bırakabilmek lazım belki de. Neyse, hayat öğretecektir. Televizyonda olmayı seviyorum. Sevmiyorum dersem yalan olur. Kendimi izlemeyi de seviyorum. Ama işte ben şanslıyım. Oynadığım işler hep çok kaliteli, televizyona yapılan işlerin en iyilerinden oldular. Aşk-ı Memnu, Muhteşem Yüzyıl, Arkadaşlar İyidir, İstanbullu Gelin, Ufak Tefek Cinayetler… İyi cv. Ama sadece televizyon olsa kendimi kötü hissedebilirdim diye düşünüyorum. Tiyatro yaptım tüm sene ve yazın da bir sinema filminde oynadım. Sadece televizyon oyunculuk tutkusu olan bir insana yeterli olur mu bilmiyorum. Arkadaşlar İyidir’de yetmişti ama. Rolüme aşıktım çünkü ve çok katmanlı bir kızdı Merve. Oynaması çok çok zevkliydi. En yakın partnerlerim de Ece Dizdar, Ali Rıza Kubilay, Cankat Aydos olunca zaten bir nevi kendi minik tiyatro sahnemiz gibi olmuştu.

Müzik konusunda şunu söyleyebilirim, şarkılarım konusunda gayet memnunum, hiç bir filtreye takılmıyorum ama klip konusunda kafamdaki şeylerin yarısını bile yapamıyorum çünkü sanat konusunda bütçe ve sponsor bulmak ülkemizde hakkaten zor. Vizyonum bütçe filtresinden geçtiğinde çıkan sonuç bende bir şeyleri yakma isteği uyandırıyor. Televizyon konusunda da ülkemiz özelinde şunu söyleyebilirim: Zor ve fedakarlık gerektiren bir sektör.

Müzikle ilgilenmediğin ve kamera önünde olmadığın zaman nasıl birisin? Boş zamanın oluyor mu, ruhunu ve bedenini nasıl besliyorsun?

Boş zamanım oluyor ama dediğim gibi müziği ve oyunculuğu düşünmediğin bir zaman olmuyor eğer bu iş içgüdüsel olarak sana yüklendiyse. Ağlarken bile aynaya bakıp ağlamamı izlediğim psikopatça anlar yaşamışımdır. Hele ki etrafın oyuncu/müzisyenlerle çevriliyse konu bir şekilde dönüyor dolaşıyor oralara geliyor. Ama ben eğlenmeyi çok severim. Tamamen dışa dönük bir insanım. Evde çok oturamam kendimi sokaklara atasım gelir. İnsan iletişimi benim için çok önemli. Benim ruhum içerde değil dışarda dinleniyor. Konuşarak, paylaşarak, deneyimleyerek. Dans etmeyi çok seviyorum. Boş zamanlarıma dans dersleri sıkıştırmaya çalışıyorum. Evde de direğim var bazen saatlerce pole dance yapıyorum hiçbir şey düşünmeden. Dediğim gibi sadece oturup müzik dinlemeyi de çok severim.

Türkiye’de LGBT hak ve özgürlüklerini ne durumda görüyorsun?

Yani dediğim gibi benim çevrem bununla ilgili yeterince gözlem yapmaya elverişli değil. Hala hafif bir pembe baloncuk duruma var. Benim çevremdeki herhangi biri zaten LGBTİ hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak herhangi bir şey yapamaz. Yaptığı anda aforoz edilir. Zaten hiç öyle zehirli bir insan tanımadım, şanslıyım. Ama bizim gibi olmayan, bambaşka yerlerde kendini tanımaya, anlamaya, ifade etmeye çalışan insanların Türkiye’de ne gibi sıkıntılar çekebileceğini tahmin edebiliyorum ve yüreğim acıyor. Zaten pride dünyanın çoğu yerinde bir festival havasıyla kutlanırken bizim ülkemizde Tomalar eşliğinde kutlanması benim için büyük utanç.

Peki “Aşk-ı Memnu”daki ‘Nihal saçmalama makyajın bozulacak’ repliğinin bilhassa geyler arasında kültleştiğini biliyor muydun? Sana bizlere harika bir şımarık sarışın kazandırdığın için teşekkür ediyoruz 🙂

Allahım bu birinin bana söylediği en güzel şeylerden biri! Umarım ilerde Madonna, Cher falan gibi bir yerden kültleşirim ama şimdilik bu bile okey. Love you bitches! 🙂