HEBUN LGBT: BİZ LGBT’LERİN DE BİR SOKAK HAYVANINDAN FARKIMIZIN OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUZ!

Gzone Dergi yazarı Yeşer Sarıyıldız, Diyarbakır gibi zor bir coğrafyada eşcinsel hakları peşinden koşan Hebun LGBT’yle yaptıklarını ve yapacaklarını konuştu.

Röportaj: Yeşer Sarıyıldız
Bu Röportaj GZONE DERGİ Mayıs 2015 sayısında yayınlanmıştır

Diyarbakır gibi zor bir coğrafyada eşcinsel hakları peşinden koşan Hebun LGBT’yle yaptıklarını ve yapacaklarını konuştuk.

LGBT mücadelesi Türkiye’de her zaman zor; ama özellikle Diyarbakır merkezli bir LGBT oluşumu, Türkiye şartlarında insanı gerçekten şaşırtıyor. Çıkış noktanızı tabi ki biliyoruz, ancak nasıl cesaret ettiniz?

Buralarda LGBT örgütlenmesi, aslında pek de yeni bir şey değil. 2007 yılından beri bir örgütlülük mevcuttu. 2011 yılında bizden iki arkadaş bir araya gelerek Hebun’u kurdu. Daha sonra 2013 yılının Şubat ayında resmiyet kazanarak dernek oldu.
Cesaret LGBT’lerin yabancı olduğu bir sözcük değil. Sustukça sıra bize gelmesin dedik ve start’ı verdik.

Hebun LGBT’yi kurarken ve kurduktan sonra, tehdit ya da daha aşırı tepkiler aldınız mı?

Olmaz mı…
Bu topraklarda sadece siyasi dinamikler yok tabi…

Web sitemizin ve diğer sayfalarımızın mesaj kutularına ayetler yollayan mı istersiniz, yoksa Lut Kavminin hikâyesini yollayan mı? Seç beğen… Ama bunlar bizi korkutan şeyler mi düşünmek lazım. İlk duyduğunda insanlar genelde şok oluyorlar; ama bakıyorlar ki biz uzaylı değiliz, sonradan çözmeye başlıyorlar durumu. Bize katılmak için sadece insani vasıflara sahip olmak, Irkçı, türcü, cinsiyetçi olmamak yeterli oluyor. Biz bağımsız bir kuruluşuz, kimseye bağlı değiliz ve herkese eşit mesafede durmaya çalışıyoruz; fakat bu yukarıda saydığım türdenseniz, aramızda yeriniz yok!

Diyarbakır’daki insanlar artık sizin varlığınızı biliyor ve kabul etmiş durumdalar mı? Kurulduğunuz günden bu yana, neler değişti? Destekçileriniz arttı mı?

Evet, bilen çok insan var; ama kabul etmeyenler de çok. Destekçilerimiz günden güne büyüyor, gerek yurtiçi gerek yurtdışında… Bazen Irak, Suriye gibi yerlerdeki LGBT bireylerden destek mailleri alıyoruz. Bu bizi çok mutlu ediyor.

Kurulduğumuz günden bu yana önemli değişimler oldu. En azından bazı kurumlarda kırılmalar oldu.
Eskiden bize selam vermek istemeyenler, bugün kurumun müdavimlerinden oldu. Bunu da bizim başarımız olarak değerlendiriyorum.  Siz şusunuz busunuz demeden, insanlara etiket yapıştırmadan LGBT’yi anlatmaya çalışıyoruz.

Sokaklarda çok yer alabiliyor musunuz? Yoksa iletişiminizi daha çok online ya da kendinize ait mekanlarda mı sürdürüyorsunuz?

İlk zamanlar alanlarda yer almaya başladık, ancak 1 Eylül Dünya Barış Gününde saldırıya uğradık. Defalarca da tehdit mesajları alıyorduk. Hiçbir LGBT bireyin zarar görmemesi için bir kampanya düzenlemeye karar verdik.  Kampanya görünür olmadan görünürlüğü sağlama üzerineydi. Yani bireyleri görünür kılmadan LGBT bireylerin sorun, beklenti ve ihtiyaçlarını görünür kılmak üzerineydi.

Diyarbakır’da faaliyet yürüten birçok kafeye LGBT içerikli yayınlar bırakarak kampanyanın start’ını verdik ve konu hakkında birçok olumlu geri dönüş almaktayız. İletişim için ayrıca sosyal medyayı da kullanmaktayız ve sosyal medya çok önemli bir iletişim aracı.

Maddi olanaklar nedeniyle ofisiniz kapanma noktasına geldi, belediyeye başvurdunuz, süreç uzadı ve açlık grevine girdiniz. Bize biraz o günleri anlatır mısın?

Aslında derdimiz tanınma ve varoluş mücadelemiz içindi. Bu grevin maddi değil, manevi bir temsili var. Uzun süre randevu bekledik. Muhteşem yoğundular ve bize geri dönüş olmadı. Biz de bunun üzerine 3 arkadaş açlık grevine girme kararı aldık. Derdimiz bir provokasyon ya da karalama politikası değildi. Haykırıyorduk; fakat sesimizi kimse duymuyordu, biz de çığlık atmaya karar verdik.

Açlık grevi bir çığlıktı. Ya bizi duyun ya da burada kendi irademizle kendimizi yok edeceğiz demekti.
O süreçte, bizi üzen bazı kendini bilmezlerin, bize lahmacun pide vb şeyler yollamak istemesi oldu. 3.gün, kendi adıma konuşmam gerekirse her şeye güler, sese duyarlı hale gelmiştim. Yanımdaki ufak bir ses bile beni rahatsız eder hale gelmişti.

Peki, açlık grevi nasıl sonuçlandı? İstediğiniz haklar ve ödenekler size sağlandı mı?

Açlık grevi sürecinde çok büyük bir kitlenin yanımızda yer aldığını gördük. Dicle Üniversitesi öğrencileri, Türk Tabipler Birliği İnsan Hakları Komisyonu, aydın yazar ve şairler gibi…

Hepsine çok teşekkür ediyoruz.

Şu an temaslarımız devam ediyor ve dileğimiz verilen sözlerin tutulmasından yanadır.

Kırmızı Şemsiye Derneği, Diyarbakır’da seks işçilerine yönelik iki günlük bir cinsel sağlık ve haklar eğitimi düzenliyordu. Hebun LGBT olarak da haberlerde bu konuda adınız geçiyor. Bu eğitimin neresinde yer aldınız?

Kırmızı Şemsiye Derneği, Hebun’un kardeş derneklerinden biri diyebilirim.

Gerek çalışmalarıyla, gerek çıkardığı yayınlarla toplumdaki Seks İşçisi nefretini kırmayı hedefleyen, sadece seks işçilerinin değil, bütün cinsiyetlerin cinsel sağlığı üzerinde duran ve bu konuda çalışmalar yapan bir kuruluş.

Hebun olarak Kırmızı Şemsiye Derneği’nin etkinliğine ev sahipliği yapıp mekân sağladık.

Hem biz bir şeyler öğrendik hem de seks işçilerine kesilen para cezaları, ev baskınları ve mühürlenen evleri konuştuk ve cinsel sağlık ve üreme sağlığı üzerine eğitim aldık.

Sadece LGBTİ değil, hayvan hakları gibi konularda da aktif olarak çalışıyorsunuz. Diyarbakır’da yapmakta olduklarınızı sizden de dinlemek isteriz.

Hebûn, DiHayKo ile ortak çalışmalar yürütüyor.
Biliyorsunuz ki en son Uludere(Roboskî)’de katırlar katledildi. Birkaç gün önce DiHayKo temsilcimiz Sevgi Ekmekçiler oradaydı ve dağda mahsur kalan bir katırı ekiple birlikte kurtardılar.

Bir diğer olay ise askerin işkence yaptığı köpek. Onu da oradan almayı başardılar. Köpek şu an emin ellerde ve tedavisi yapılıyor.

Bunlar haricinde ise Diyarbakır Hayvan Bakımevi Rehabilitasyon Merkezi’ne zaman zaman gidip orada gözlem yapıyor ve yardım edebildiğimiz konularda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Çünkü yaşam hakkı bir bütündür ve bölünemez!

Biz LGBT’lerin de bir sokak kedisinden ya da köpeğinden çok farkımızın olmadığını düşünüyoruz. Onlar gibi şiddet görüp, öldürülüyor hatta insanların iğrenç dışlamalarına maruz kalıyoruz.

Çalışmalarınız ne yönde devam edecek?

Yine kaçık kampanya fikirlerimiz var. Henüz olgunlaşmasa da…

Şu an Hebun’a gelen LGBT bireylere danışmanlık veriyor; onları askerlik, eğitim gibi konularda yönlendiriyoruz.  Hebun’un dost kurumları da bu konuda ciddi rol oynuyor. Bugün bir türbanlı kadının kuruma gelip “yapabileceğim bir şey var mı “ demesi yine bizim ve bizi destekleyenlerin başarısıdır. Elbette ki yolumuz dikenli ve hırçın kayalarla dolu; ama bazen bir tek kişinin bir feryadı dağlarda yankı bulup her yeri sarabiliyor… umutsuz olmamak lazım.

Sanırım sizi en çok R.Ç davasıyla ilgili tanıdık. Ahmet Yıldız davası da benzer durumda. Daha fazla insana duyurmak için sizce neler yapılabilir?

Ahmet Yıldız için birçok kampanya düzenlendi ve en son sosyal medyada düzenlenen kampanya önemliydi. Şu an yapılması gereken katil babanın yakalanmasıdır. Bir babanın sadece eşcinsel olduğu için oğlunu öldürebilmesi sana nasıl hissettiriyor? Bunun hiçbir mantıklı tarafı yok.
Benim aklım bu konuda yetmiyor, almıyor. Ama batıda yaşayan bir aile de cinnet geçirip o an çocuğuna bir şey yapabilir, ki örneklerini görmedim değil… Erkekliğin baskın anlayışının coğrafi bir yönü yok. İstanbul’da da LGBT bireyler şiddet yaşıyor burada da ABD’de de…

Bu olayı sadece baba ile sınırlı tutmak yetersiz gelir. Çünkü akrabalar, toplum, öğretilmiş bilgiler, vs… Ama bu sebepler işlediği cinayeti asla mübah kılamaz. Bundan 6 – 7 yıl önce ben de Ü.M olabilirdim, bunun garantisi yok. Hayat incecik bir pamuk ipliğine, bir cinnet anına bağlı.

Özel olmayacaksa, senin aile ilişkilerini de sorabilir miyiz? Özgürce cinsel kimliğini paylaşabiliyor musun?

Ailemde paylaştığım insanlar tabi ki var. Beni birçok akrabam sever; çünkü iyi biriyimdir… Kimseye bulaşmam etmem, hemen hemen herkese birçok konuda desteğim olmuştur ve bu genelde manevi konulardır.  Ama birçok kişiyle de bağlantımı koparttım. Kocaman bir orman gibiyim, üstümü kesseler alttan köklerimi sökemiyorlar. Toprağa sıkı sıkıya bağlıyım. Bazen havayım savururum, bazen ateşim önüme kim çıksa yakarım, kendimi böyle tanımlıyorum.

Burada huzurluyum.  Fazla özelime girmek istemiyorum. Yeri ve zamanı gelirse başka bir zaman bunları da konuşuruz.

R.Ç davasında yaşadıklarınızdan da biraz bahseder misiniz? Mahkeme salonunda zor anlar yaşamıştınız…

Davanın düşmesinden çok korktuğum zamanlar oldu.  Ama bütün LGBT derneklerinden destek geldi. Bizi tanımayanlar Diyarbakır’ın ne kadar dikenlerle kaplı olduğunu ve dikkat etmezsen o dikenlerin her tarafına batabileceklerini gördüler. Çıkan arbedede 2 arkadaş yaralandı; ama ağır değillerdi. Diğer LGBT oluşumundan gelenler ise, davayı resmen provoke etmeye çalıştılar. Mahkemeye uygun olmayan kıyafetlerle gelmeler, çocuğunun isminin deşifre edilmesi gibi şeyler yaptılar. En çok da kendi cinsdaşlarıma orada kızdım. Biz bunları asla tasvip etmiyoruz.  Ama benim içimi en çok yakan annesinin gözlerindeki sitem ve yaşlar oldu. Bunu ona yaşatmaya hiç kimsenin hakkı yoktu.

Türkiye’deki LGBT derneklerinde ağırlıklı olarak eşcinsel erkekler öne çıkıyor. Kadınlar kendilerini gizlemek zorunda kaldıklarından daha geri planda duruyor. Hebun LGBT’ de eşcinsel kadınlar da yer alıyor mu ve aktifler mi?

Maalesef ki kadınlar görünür olmaya çekiniyorlar. Çünkü kabul edersiniz ki çok erkek bir coğrafyada her türlü şiddete açık olacaklar… Başvurularını aldığımız lezbiyen ve biseksüel kadınlar var. Fakat aktivizm hayatında olmak isteyen bir eşcinsel kadın henüz bize başvurmadı. Genelde bir sorunları olduklarında gizli şekilde gelip kuruma başvuru yapıyorlar.Hebun’un temel ilkelerinden biri de orada konuşulan orada kalır. Kişinin hassasiyetleri önceliğimizdir.

GZONE DERGİ’Yİ AŞAĞIDAKİ BUTONLARDAN AKILLI TELEFONUNUZA İNDİREBİLİRSİNİZ

google

apstore

Yeni sayımız IOS ve ANDROID platformlarındaki uygulamalarımıza 07 Mayıs 2015 akşamına kadar yüklenecektir.