İŞTE BU BİZİM HİKAYEMİZ: ERDEM VE EMRE

GZone Dergi, eşcinsel aşka adadığı Haziran-Temmuz 2019 sayısında bu kez İzmir'den Erdem ve Emre'nin aşk hikayesini, virgülüne dokunmadan onların ağzından dinliyor.

Tam bir yıl bir birimizin instagram hesabında olup sa birbirimize selam vermeden geçen koskocaman bir yıl, belkide bizim en büyük pişmanlığımız budur şu ana kadar daki geçen süre zarfındaki .

Tabi Emre’yi severek yakından takip ediyorum ama tanımıyorum, tanımadığım birine ilk adımı atan taraf hiç olmadım bu yaşıma kadar.tabi bu asla ego gibi algılaması kişilik yapım böyle. Ama dedim ya yakın takibimde ilk storysine bakan benim paylaştığı fotoyu ilk beğenen de benim 😘. 

1 yıl geçti takip etmeye başlayalı Emre’yi. Klasik Taksim çocuğu, havalı, her ortama ayak uyduruyor görüyordum. E takipçisi de 16bin civarı, takip ettiği de 2bin olunca . bu kadar girişken birinin vardır diyorum konuştuğu kişiler deyip üzülüyorum kendimce.

Ve Emre, oda beni yakından takip ediyormuş hem de çok yakından, konuşmaya başlayınca çıkıyor ortaya. Her şey, e benimde 21bin’i geçmiş takipçim 37 kişi de takip ettiğim olduğundan ve her fotomun 4-6bin beğenisi olunca Emre benim ego manyağı olduğumu sanıp 1 sene boyunca yazmamış. Bir gün, sevgilisi olup ta eşçinsel arayış sitelerinde boy gösterenlere yönelik bir story paylaştım, 10 dk sonra Emre story e cevap yazdı. Ben de gördüğüm halde 5,10 dk sonra cevap verdim, Emre cevabımı gördü ama dönüş yapmadı sinir küpü oldum görüldü attı nasıl cevap vermez. 

Yıkıldım resmen hoşlandığım kişi cevap yazmadı. 

Nerden bilebilirdim ki Emre mesajımı görünce sevinç çığlıkları atmış, sevinçten ağlayıp yüzünü yıkamaya gitmiş. Görüldü attıktan 15 dk sonra yazmaya başladı. Bu sefer benim kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Konuşmaya başladık, konuştukça birbirimiz hakkındaki düşüncelerin yanlış olduğunu anlamaya başladık ne o Taksim cocuğu ne de benim ego manyağı olmadığımızı anlamamız uzun sürmedi. Günler günleri kovaladı hoşlanma aşka dönüşmüştü bile, konuşmadan geçen dakikaları sayıyorduk resmen. Dakikaları bırakın saniyeler bile bir anlam kazandı. Ben İzmir, Emre İstanbul, zor oluyordu tabii ki görüşmek yüz yüze. İnsan sevdiğinin gözlerine bakmalı, sıcaklığını hissetmeli, kokusunu içine ciğerlerine çekmeli. Ve uzun zaman geçmedi biz aynı eve çıkmaya karar verdik bile. 21 Haziran günü İstanbul’a Emre’yi almaya gittim. Saatler süren yolculuğun ardından sabah 9 gibi oradaydım. Ama bekleyiş bitmedi çünkü Emre işten akşam 19:00’da çıkacak. Saatler geçmek bilmiyor, akşam olmuyor, zaman durmuş gibiydi. Aynı duygular Emre için de geçerli tabiki. Kocaman kırmızı gül buketi yaptırdım gelmesine yakın. Artık gelecek ve biz el ele yuvamıza doğru yola cıkacaktık. Ve derken Emre gözüktü uzaktan tabi o da beni görmesiyle koşarak gelmesi, ellerindeki valizleri yere atıp boynuma sarılması belki de dünyanın durduğu sanki sadece ikimiz varmışız gibi bir ortamın oluşması hayatımda tadabileceğim en nadir, en emsalsiz anlardan biriydi. 10 dakikadan fazla kalmıştık tır sanırım o halde. İnsan bir kahve içer değil mi ama biz bunu yapmadık hemen bir taksiye atlayıp otogara gittik biletimizi alıp otobüse atlayıp İzmir’e doğru yola koyulduk. Ve bizim hayat yolundaki ilk adımımız böylelikle başladı.

Şimdi dönüp geriye bakıyoruz da geride kalan 11 aya acısıyla tatlısıyla neşeyle hüzünüyle çok şey sığdırdık. Ve muhteşem planlarımız var bu hayat için. Ve en önemlisi de “başkaları ne der” diye yaşamayı secmedik. Bu hayat bizim hayatımız ve biz edep ahlak kurallarını aşmadan hayatın bize biçtiği bu rolü yüzümüz ak boynumuz dik yürüyeceğiz ve rüce Rabbim izin verirse birlikte sonlandıracağız.

Erdem & Emre