863269c786

“KALBEN” ÖZEL RÖPORTAJ: BİRBİRİNİ SEVEN İNSANLARIN YASAKLANMASINA KARŞIYIM

GZone Dergi’nin Mayıs 2018 sayısının kapağında çok özel bir şarkıcı var: KALBEN. 2016’da çıkan ve kendi ismindeki ilk albümüyle müzikseverlerin kalbinde özel bir yer edinen ve geçtiğimiz sene sonunda ikinci albümü Sonsuza KAdar’ı yayınlayan Kalben, Erman İştahlı’nın nefis kareleri eşliğinde Mert Bell’in sorularını cevapladı. İşte bu özel röportaj:

Merhaba Kalben. İlk albümünün çıkışı öncesinde de ismin çokça duyulmuştu aslında ama 2-3 yıl içinde 2 albümü olan bir şarkıcı olacağını hayal etmiş miydin? Mesela bir ergenken de hayalini kurduğun bir şey miydi bu?

Merhaba tüm okuyan güzellere. Hayallerimden başka bir yerdeyim çünkü pek hayal etmeyi bilmeyen bir insan halindeyken bunca sevgiyle kucaklanma şansına eriştim. Mutluluk için her gün bir sebebim oluyor müzikle buluştuğumuz insanların yüzlerinde ve sözlerinde.

Ne zaman şarkı yazmaya başladın, bize ulaşana kadar hangi yollardan geçiyor şarkıların? Fikir danıştığın birileri var mıdır?

13-14 yaşındayken başladım gitarla birlikte. Hala gitarsız şarkı düşünmekte zorlanıyorum ancak birkaç tane yapabildim geçtiğimiz aylarda. Şarkılar genelde bir anda olageliyorlar. Sevgili Nil Karaibrahimgil’in deyimiyle: Bizler birer radyo frekansıyız ve belli şarkıları çekiyoruz.

Ben de senin gibi öğrenim hayatı sonrası Ankara’dan İstanbul’a gelmiş biriyim; o nedenle bu iki şehrİ arka arkaya yaşama deneyimini merak ediyorum. Hangi şehirde daha çok şarkı yazdın?

İstanbul’da Ankara’yı özlediğim zamanlarda yazdıklarımı Ankara’da yazılmış şarkılardan saysak mı? (gülüşmeler) İki şehir arasında çok basit ve büyük farklar var. İnsan sayısı, yaşama dair olanakların bulunabilme sıklığı, sanatsal etkinlik yoğunluğu, demografik yapı gibi… Ankara kendi içinde bir kara kutu ama İstanbul hep sesi yüksek çıkmak zorunda olan bir patron gibi. Öyle başkalar ki kıyaslamaya yahut aralarını tutturmaya hiç çalışamıyorum. Istanbul’da da Ankara’da da korkularım, aptallıklarım ve mutluluklarım oldu. Bu şehirleri kendimde bağlayabilirim, diye düşünerek müzik üretebildiğimi de Ateşböcekleri ve Yara’da özellikle görme şansına ulaştım. İki albümde de Ankara’da yazılmış şarkılar var ve onların da kendilerine has bir havaları olduğunu görmek hoşuma gidiyor. Sessiz ve iddiasız bir ben de hayatının parçası olmuşum, artık burada olmasan gibi… Yahut aslında aynı anda iki şehirde olabilmek gibi Ankara’da yazılan şarkılar bu bağlamda. Sayısal olarak eşittirler.

Albüm öncesi dönemde, seni yalnızca Youtube ve canlı performansların üzerinden takip eden kitle için “it-girl” haline gelmiştin, sonrasında ise seni reklam oyunculuğuna kadar taşıyan bir popülerlik kazandın. O zamanki kitle ile şimdikini nasıl görüyorsun sen? Sence sana bakışları değişti mi?

Birbirimize o kadar güzel bakıyoruz ki. Sıcak ve dostane bakıyoruz birbirimize ve bu da beni çok umutlandırıyor. Teşekkür ederim dinleyip de kalbine yakın odalara koyan her insana.

Bu kadar geniş profilde dinleyici kitlesine ulaşabilmeni neye bağlıyorsun? Sence bunun sırrı ne?

Sırrını bilseydim menajer olurdum(gülüşmeler) John Lennon böyle cevaplamış bu soruyu zamanında. Ben de daha iyisini bilmiyorum.

Peki senin kendine bakışın nasıl değişti bu kısa zamanda? Ülkenin en büyük plak şirketlerinden biri ile anlaştın, albümler çıktı, konserler arttı… Nasıl hissediyorsun? Şöhret yordu mu? Klişe tabiriyle “herkesin gerçek yüzü göründü” mü?

Herkesin gerçek yüzünü görmek için herkesi en az bir sene tanımanız gerekir, diye düşünüyorum. Insanları tanıdıkça onları ya sevmeye devam edebiliyorum ya da onları kaybediyorum. Başka türlü ilişkilerim olamıyor. Müzikle alakası olan yerleri de oldu bazı sonların yahut kara öykülerin ama genelde hep insanlarla ilgisi var. Bizim kendimizi nasıl taşıdığımızla ilgili bu soru. Şöhretli bir insandan anladıklarımdan hep uzak duruyorum çünkü bu kavramın içine girmeye hazır değilim. Hiç olmayabilirim de. Kendimi inkar etmeden, rahat hissederek müzik üretmek istiyorum.

İlk albüm, öyle tahmin ediyorum ki, epeydir bekleyen şarkıların bir bütünüydü. “Sonsuza Kadar”da durum nasıldı, son yıllarının ne kadarı var bu albümde?

Müzik üretirken geçen üç seneden çıkıp gelen şarkılar var, 10 senelik şarkılar var, kendini seneler içinde tamamlayan şarkılar var. Yine karmakarışık bir albüm, hani doksanlarda karışık kasetler olurdu ya, biraz Kalben’in karışık kaseti gibi…

Devreden ikramiyeler, otobüste yer vermeyen hergeleler, üst komşunun ağlayan kızı, pencerelerdeki eski erkekler, bankalar ve ofisler…Bu denli sana ait şeyleri ve hikayelerini tanımadığın milyonlarla paylaşmak nasıl hissettiriyor, ne kadarını açık edeceğine nasıl karar veriyorsun?

Hiç karar vermiyorum çünkü biraz yukarda anlattığım gibi şarkılar bir anda geliyorlar genellikle. Oturup üzerinde yazıp çizmelerin olduğu az şarkı vardır. Onlar da benim deyimimle büyük şarkılar, yani uzun metinleri olanlar… Paylaşmanın boyutları hoşuma gidiyor şu an. Dilerim hep bu sevgimiz baki olsun.

Bir şarkıyı, albüm favorim ve kariyerinin şimdilik en iyisi olduğunu düşündüğüm “Yara”yı bilhassa sormak istiyorum. Nasıl ortaya çıktı bu şarkı?

Çok teşekkür ederim. Bu şarkı bir gün masada oturmuş bir cümleden şarkı yapmaya karar alırken çıktı. Ve o saat içinde artık yaşamaktaydı. Onu söylemeye başladım ve durmadım bir süre. Hoşuma gitti. Yaralarımdan bahsedebilmek de hoşuma gitti sonra. Ben de Yara’nın hikayesini paylaşıyorum her insanla. Artık yalnız değilim sonunda. Ne mutluluk.

İkinci albümde daha çok enstrüman, daha çok farklı ses var bir de. İlk albümde şarkılara davul ekledin diye bile kızan kitleyi karşına almaktan korkmadın mı (ben asla onlardan biri değilim)? Kalben müziği nereye doğru gidecek, kafanda bir rota var mı?

İnsanların düşünceleri çok kıymetli ancak hisleri bana göre, daha kıymetli. Bir şeyi beğenmeyen birinin hisleri doğrultusunda onunla yollarımızı ayırmaktan yana biraz hüzünleniyorum ancak sonuçta aynı yerde durmak zorunda değiliz. Bu, müzik. İnsanın en özgür ve mutlu olabileceği yer. Toprak. Orada birlikte duruyorsak güzel oluyor. beğenmediğim her şeyden uzak durmaktan yanayım bir başka deyişle. Müziğin içindeyken de o anın getirdiklerine, aklıma takılan hikayelere ve sözlere ve seslere odaklanmayı seçiyorum. Kafamda yine içimden gelen sesleri dinlemek var üçüncü albümde. Daha da sıcak bir yer hayal ediyorum müzikal olarak.

Sen yorumcu olarak çok kendine ait bir yerden şarkı söylüyorsun ama bu albümde yer yer (özellikle “Efendi” ve “Kapı”da) Hümeyra’yı hatırlattın bana. Onu dinler misin? Ya da daha genel sorayım kimleri dinliyorsun ve kimlerden etkileniyorsun?

Hümeyra’nın sesini iğne ucu kadar andırmak bile ne büyük mutluluk ki sen çok güzel sözler etmişsin. Teşekkür ederim. Hümeyra’nın şarkılarını çok severim. Nil Karaibrahimgi, Göksel, Nazan Öncel, Sevinç Tevs, Nina Simone, Candan Erçetin, PJ Harvey dinlerim.

”Keşke ben yazmış olsaydım” dediğin bir parça var mı?

Soner Arıca – Ben Olmadan

Sevinç Tevs – Ve Ben Yalnız

İmaj konusuna da değinmek istiyorum. Seni “gitarıyla şarkı söyleyen (neredeyse hep üzgün) kız” gibi sundular ama sen gayet ateşli kadın şarkıları da yazıyorsun. Bunun görsel olarak da etkisini göstermeye başlamış olması güzel. Senin fikrin nedir bu konuda?

Hahahahah ben o kadar üzgün değildim hiçbir zaman, doğru. Şarkılarda hüznü paylaşıyoruz ve de bunun görüntülerle alakası pek olmamalı bana göre. Görüntüler de dilediğim gibi olmalı. O gün nasıl hissediyorsam, birileri öyle hükmetti yahut doğru buldu yahut güzel diye onu seçti gibi argümanlar üzerinden kendi görüntülerimi değiştirmekten hoşlanmıyorum.

“Sonsuza Kadar”ın çıkışının erken olduğunu düşünüyor musun? Çünkü ilk albüm o kadar doluydu ki sen 4 video çekmene rağmen daha devamının geleceğini düşünüyorduk.

Erken çıktığımızı biliyordum çıkarken çünkü konserlerde bu şarkıları da çalmak ve söylemek istiyordum artık. Bana göre erken değildi, bazı kriterlere göre erkendi ve ben o kriterler yerine şarkıları birlikte söyleme arzumu seçtim.

Bir de TRT tarafından yasaklanan pek şahane şarkın “Doya Doya” var. Sanıyorum “O Ye Bebek” ve “Mitoz Mayoz”u dinlemediler Nedir fikrin bu hususta?

Beni yine güldüren bir soru. O şarkıları dinlemesinler bari, şşşş (gülüşmeler)

”Kendi cinsinden birini sevdiği için el ele sokakta özgürce yürüyemediği halde artık el ele özgürce yürüme cesaretini bir şarkıdan aldığını söyleyen insanlarla tanıştım”  diyorsun TED konuşmanda, LGBT özgürlükleri hakkındaki düşüncelerin nedir, sence önümüzde karanlık günler mi yoksa umut dolu günler mi var?

Son yıllarda umut etmeyi öğretmekteyim kendime. Her gün yeniden kırılmayı ve toparlanmayı anlıyorum. Mecburum iyi olmaya, umutlu olmaya, mutlu olmanın peşinde olmaya, her seferinde evrensel olarak doğru ve erdemli olanı seçmeye: Erdemden anladığım da sevmek. En güzeli bence sevmek, sevgiyi kabul etmek, seven insanları sevmek. Seven insanların yasaklanmasına karşıyım. Bundan da utanmıyorum. İnsanların özgürlüklerini ve haklarını savunmak için onların yaşam hikayeleriyle birebir özdeşleşmek, onlarla birebir aynı yolda yürüyor olmak da gerekmiyor bana göre. Hepimiz birbirimizin daha mutlu ve iyi yaşayabilmesi için çabalıyor olmalıyız. O zaman gerçekten sosyal refah seviyemiz yükselecektir ve eşitlikten, özgürlükten, kardeşlikten, adaletten anladıklarımız güneş gibi parlamaya başlayacaktır. Bence önümüzdeki günler keşif günleri olacak. Diliyorum ki birbirimizi ne kadar çok sevebileceğimizi keşfediyor olacağız.

Bu tatlı söyleşi için çok teşekkürler, tüm ekibinize ve okuyucularımıza da sevgiler.

GZone Dergi’nin Mayıs 2018 sayısının tüm içeriklerine aşağıdaki kapak görselini tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Ayrınca Bakın

İZLE: FREDDIE MERCURY’NİN HAYATINI ANLATAN BOHEMIAN RHAPSODY’NİN FRAGMANI

Bryan Singer’ın yönetmen koltuğuna oturduğu yapım 1960’lı yılların sonunda Londra’da kurulan ve tüm zamanların en ...