“LGBTİ+’LAR İÇİN ATILAN BİR İMZA İLE NELERİ DEĞİŞTİREBİLİRSİN?” ÖZEL RÖPORTAJ: CHANGE.ORG’DAN ERHAN ÇOKKEÇECİ

GZone, dünyanın en büyük imza kampanyası projesi Change.org'un Türkiye ofisinden Erhan Çokkeçeci ile görüştü ve özellikle LGBTİ+'lar için atılan bu sanal imzanın neleri değiştirebileceğini sordu.

Son yıllarda haklarımızın gasp edilmesi, resmi olan/olmayan kurum ve kuruluşlarca hedef gösterilmemiz dahil bir sürü sıkıntılı olay yaşadık. Yasalardaki boşluklar ve benzer sıkıntılar yüzünden sesimizi duyuyrabilmemiz için haksız gördüğümüz konularda kişi ve kurumların, hatta çoğunlukla devletin kendisinin aksiyon almasını istediğimizde Change.org gibi platformlar üzerinden sanal imza toplayarak da aslında bu kurumlara tepkimizin ne ölçüde olduğunu gösterdik. Sesimizi duyurma konusunda bize yardımcı olan, herkese çevresinde görmek istediği değişimi gerçekleştirebilmesi için olanak sağlayan ve hızla büyüyen küresel bağlamda dünyanın en büyük imza kampanyası projesi olan Change.org’un Türkiye ofisinden Erhan Çokkeçeci’yle röportaj yaptık ve aklımızdaki soruları sorduk.

Seni tanımak isteriz. Change.org’da ne görevdesin ve bunun öncesinde nasıl bir kariyerin var?
Merhaba, adım Erhan Çokkeçeci. Change.org Türkiye’de Kaynak Geliştirme ve Kampanyalar Direktörüyüm. Beş yıldır buradayım. Bundan öncesinde 15 yıl Greenpeace’de çalıştım. Aralarda sivil toplum kuruluşlarına danışmanlık yaptım. Yani hep bir şekilde sivil toplum ve sosyal fayda için uğraş verdim. Bu tercihimden dolayı da tabi ki çok mutluyum. Umarım hep böyle devam eder. 

Change.org’un kuruluş amacı neydi, bize tarihçesinden bahseder misin? Durduğunuz yer neresidir?
Pek kimse bilmez ama Change.org aslında bir blog ağı olarak kuruldu. Stanford Üniversitesi’nde eğitim gördükleri 2007 yılında, Ben Rattray ve Mark Dimas adlı iki arkadaş, insanların önemsedikleri konularda değişim gerçekleştirmelerine olanak sağlama amacıyla ‘Change.org’ adını verdikleri bir blog ağı kurdu. Bu ağa daha sonra bir imza kampanyası kısmı eklendi. 
O dönemde Güney Afrika’da ‘Düzeltici tecavüz’ adı altında lezbiyen bireylere karşı işlenen suça hedef olan bir kadının açtığı imza kampanyasıyla Change.org dünyada onbinlerce kullanıcıya ulaştı. Kampanyada 192 ülkeden 171 bin 788 imza toplanırken, Güney Afrika hükümeti bununla ilgili özel bir eylem planı oluşturmak zorunda kaldı. Rattray ve Dimas yaşananlar üzerine blog ağını bir imza kampanyası platformuna dönüştürdü. Yani Türkiye’de LGBTİ+ aktivistleri kampanya ve iletişim aracı olarak Change.org’u pek kullanmasa da başlangıç hikayemiz başarıya ulaşmış bir LGBT kampanyası.
Durduğumuz yere gelecek olursak, öncelikle Change.org’un bir açık platform olduğunu vurgulamak lazım. Biz tam ortada duruyoruz. Her düşünceye eşit uzaklıktayız ve topluluk ilkelerimize uygun olduğu sürece her düşünceye açığız.  

Nedir bu topluluk ilkeleri? 
En önemlisi ve en sık karşılaştığımız ihlal “nefret söylemi” konusu. Bizler ifade özgürlüğüne inanıyoruz ama nefret söylemine izin vermiyoruz. 

Siz nefret söylemini nasıl tanımlıyorsunuz? 
Nefret söylemi, tipik olarak yaşları, renkleri, engelleri, etnik kökenleri, cinsel kimlikleri, milliyetleri, milli kökenleri, ırkları, dinleri, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri veya tıbbi durumları gibi özelliklerine göre bütün bir insan sınıfına sözlü saldırı, aşağılama, tehdit, ve ayrımcı uygulamaların savunuculuğudur.

Diğer topluluk ilkeleri neler? 
Herhangi birine karşı zorbalık, şiddeti körükleyen, öven veya teşvik eden içeriklere de izin vermiyoruz. Bunun dışında kampanya içeriklerinin başkalarının özel hayatına saygılı olması ve kimseye sataşmaması, karalamaması gerekiyor. Bunlar dışında tabi ticari içerikler oluşturmak ve sakıncalı görseller kullanmak gibi tahmin edebileceğin ilkeler var. 

Change.org’un topluluk ilkelerinin tamamına ulaşmak için buraya tıklayın

Change.org’da bir kampanya açıyorsak amacımız ne olmalı? Neyi değiştirmeyi hedeflemeliyiz?
Bence insanlar değiştiğinde onları en çok ne mutlu edecekse o konuda kampanya başlatmalı. Ben ayrıca bu kampanya konusunu sadece başarıya ulaşan yada ulaşmayan kısır döngüsüne hapsetmek istemiyorum. Change.org bundan çok daha fazlası. Değiştirmek istediğin konuda kampanyana destek vermiş onbinlerce kişi ile beraber kamuoyu yaratabilirsin ve uzun vadede kampanya konun ile ilgili farkındalık yaratabilirsin. 
Örneğin LGBT hakları konusunda internet üzerinden de örgütlenen yüzbinlerce insan olduğunu düşünsene. Herhangi bir hak ihlali olduğunda karar vericiler üzerine baskı oluşturabilen yüzbinlerce kişi. Bu tweet atmanın yada hashtag çalışması yapmanın ötesinde bir durum.

Herhangi bir kampanyayı sansürlediniz mi veya yayından kaldırdınız mı? Eğer öyle ise sebebi neydi?
Daha önce de söylediğim gibi Change.org açık ve herkesin özgürce kampanya başlatabileceği bir platform. Açılan kampanyaları ve yapılar yorumları tek tek okumamız olanaksız. Facebook’un yazılan tüm yorumları okuduğunu düşünsenize. Bu imkansız. 
Ama kullanıcılarımız yanlış buldukları içerikleri her kampanya sayfasında olan “ilkeler ihlali bildir” linkine tıklayarak bildiriyor. Biz de onlara bakıyoruz ve gerçekten de topluluk ilkeleri ihlal edilmişse içeriği siteden kaldırıyoruz. Sansürlediğimiz içerik ise elbette olmadı.  

STK’lar ile dirsek temasında mısınız yoksa Change.org’un daha bireylerin dertleri ve onların çözümlerine yönelik bir yol arayan bir platform olmasını mı hedefliyorsunuz?
Buna dirsek teması demek pek doğru olmaz. Biz tarafsız bir yerde duruyoruz. Ama STK’lar Change.org’u kullanmak isterse ve bizden de yardım talep ederlerse elbette seve seve bu desteği veriyoruz. Tema Vakfı’ndan Uluslararası Af Örgütü’ne, yerel çevre platformlarından sendikalara kadar pek çok oluşum Change.org’da kampanya başlattı. Bence bir kampanya aracı olarak Change.org’u kullanmak çok akıllıca.

Niçin?
Çünkü Türkiye’de 18,5 milyon kullanıcımız var ve bunlardan 3 milyonu aktif. Örneğin Tema Vakfı, Altın madenleri ile ilgili Kirazlı’da yapılanlarla ilgili başlattığı kampanyası kaç imzaya ulaştı biliyor musunuz? 654 bin imza. Yani Tema Vakfı artık bir tuşla bu yüzbinlerce kişi ile tekrar iletişime geçebilir. Bu kişileri yeni kampanyalarına dahil edebilir. Bu çok önemli bir kampanya gücü. 

Değişim yarattığınız konulardan ve kampanyalardan hangisi veya hangileri senin için unutulmazlar arasına girdi?
Değişimi yaratan biz değiliz, bireyler ve kurumlar yaratıyor, Change.org sadece isteyen herkese muazzam bir kampanya aracı sunuyor. Ben şahsen her kampanya başarısından çok mutlu olan biriyim. Çünkü hepsinin arkasında oturup şikayet etmek yada beklemek yerine harekete geçmeye karar vermiş birinin hikayesi var. Ama mutlaka bir örnek vermem gerekirse azınlık kampanyaları beni en çok etkileyen kampanyalar. Başarılı olup olmaması çok farketmiyor. Oradaki dayanışma ve mücadeleyi birlikte adım adım örmelerine şahit olmak beni çok etkiliyor. 

Bugüne kadar otoriteden veya farklı kurumlardan kampanyalarınızdan herhangi birinin kaldırılmasına dair baskı gördünüz mü?
Hayır hiçbir baskı görmedik. Sadece TC Mahkemelerinin verdiği kararlar elbette bizim için de bağlayıcı. İçerik kaldırma kararları geldiğinde bunu uygulamamız gerekiyor. Ancak bu konular politik konular olmuyor. 

LGBTİ+ hakları konusunda çalışan STK’ların Change.org’u çok kullanmadığını söylemiştin. Biraz kızgınlar galiba size, bu konuyu biraz açar mısın?
Evet bazı örgütlerin ve aktivistlerin geçmişte Change.org’a kızgın olduklarını ve kullanmadıklarını biliyorum. Türkiye’deki ilk yıllarımızda nefret söylemi içeren kampanyaları kaldırmamız iç prosedürler nedeniyle zaman alıyordu. Biz içeriği kaldırdığımızda ise kampanya yayılmış oluyordu. Change.org aslında bir start-up. Belli şeylerin oturması zaman aldı. Yani bize kızmakta haksızlardı diyemiyorum. Örneğin Boston Gay Korosu’nun Türkiye’deki konserlerinin iptali için başlatılmış facia bir kampanya vardı. Orada tek kelimeyle çuvalladık. Kampanya çok hızlı büyüdü ve biz tüm prosedürleri işletip içeriği kaldırmayı başardığımızda kampanya çoktan yayılmıştı. Çok üzülmüştük ama bu işler üzülmekle olmuyor. O kampanyanın katkıda bulunduğu linç ve nefret kültürü nedeniyle incinmiş herkesten özür diliyorum. Geçmişteki hatalardan ders çıkardık. Artık benzer içerikleri tespit etmek ve aksiyon almak konusunda daha hızlıyız. 

Nasıl hızlısınız; ne değişti?
İç işleyişler oturdu. Türkiye’deki ekip sayımız arttı. Küresel ölçekte çalışan ve ülke ofislerine destek veren politika departmanımız büyüdü. Daha hızlı reaksiyon verebilir olduk. Örneğin Netflix’in yerli yapımı Aşk101 dizisiyle ilgili LGBTİ+’leri doğrudan hedef alan ve  nefret söylemi içeren onlarca kampanya başlatıldı. San Francisco ofisimizle koordineli çalışarak nefret söylemi içeren tüm kampanyaları büyümesine fırsat vermeden kaldırdık ve kampanyaları başlatan kişilere içeriklerin nefret söylemi nedeniyle yayından kaldırıldığını bildirdik.
Change.org onur haftası boyunca logosunu tüm dünyada gökkuşağı renklerine dönüştüren bir yer. Umuyorum ki Türkiye’deki LGBTİ+ aktivistleri ve örgütleri zamanla bir kampanya aracı olarak Change.org’u daha çok kullanmaya başlarlar. Yıllar içinde yaptıkları onca başarılı işe, verdikleri mücadeleye bir tuğla da Change.org ile koyarlarsa ne mutlu bize.

Röportaj: Sencer Piyancı – GZone