ahmetsami

MASTURİ KABARE’NİN YAZARI AHMET SAMİ ÖZEL ROPÖRTAJ

Türkiye LGBT edebiyatındaki az sayıdaki romanların en yenisi MASTURİ KABARE ve bu gönül çelen kitabın yazarı AHMET SAMİ G ZONE Dergi’nin özel konuğu oldu…

“İz” adlı oyunuyla Avrupa’nın en genç oyun yazarı ve Afife Jale Tiyatro Ödülleri kapsamında “Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’ ödülünü alan Ahmet Sami Özbudak, “Masturi Kabare” isimli romanıyla Türkiye LGBT kütüphanesine yeni bir eser ekledi. Ana karakteri eşcinsel bir erkek (Aziz) olan roman, sadece LGBT referanslarıyla değil, İstanbul’la ilgili yazılmış son dönemdeki en iyi eserlerden biri olma özelliğiyle de dikkat çekiyor. 

Fotoğraf çekimlerini Hande Göksan’ın gerçekleştirdiği röpörtajda Murat Renay, Ahmet Sami’ye kitabıyla ve kendisiyle ilgili en çok merak edilenleri sordu.

-Bu röpörtajdan önce Masturi Kabare’yi okumanızda fayda var-

 

-Yazarlık serüveni nasıl başladı?

Alanya’lIıyım. Yazarlık hikayem o döneme uzanıyor. İlk oyun yazarlığı yaparak başladım ama aslında bütün metinlerin arasında ortak bir payda var. “Dert anlatma” olayı. Benim de bunun için seçtiğim yollardan birisi edebiyattı. Hasta ruhların bir iyileşme yolu olmalı. Kimisi bunu müzikle yapar kimisi başka bir şeyle. Ben yazıyı seçtim.

 

-Peki tam burada şunu sorayım. Yazarlık bir meslek olmalı mı? Öyle olunca dert anlatmaktan çıkıp iş fabrikasyona mı dönüyor? Mesela Elif Şafak’ın kitap kapakları için verdiği pozlar veya Ayşe Kulin’in eşcinsellerle ilgili ticari kaygı taşıyan kitapları gibi?

Bu tartışılması gereken bir konu aslında. Bu bir yazarın vicdanına kalmış bir şey. Haruki Murakami’yi örnek verebilirim. Yaptığı işe büyük aşkla yaklaşıyor mesela. Bence evet bir meslek olmalı ancak o samimiyet çizgisini bozmadan. Bu tamamen duygu his ve enerji işi.

 

-Kitapta çok renkli karakter var ve çok fazla karakter var. Bunlarla ilgili nasıl hazırlandın nasıl çalıştın? Nelerden ilham aldın? Aslında Masturi Kabare özelinde değil, seni hangi dert kitap yazmaya itti?

Maskelerimiz, iki yüzlülüğümüz ve cumbalı ahlak anlayışımız. İki yüzlülük yani kendin olamama hali bu kitabın en büyük derdi aslında. Zaten hepimiz bir kabarenin içindeyiz. İş yaşamı ilişkiler ve aile içinde hepimiz bir oyunun içindeyiz.Baş karakter Aziz eşcinselliğini saklamak zorunda, Eren daha özgür bir ruh olacakken başka yollara gidiyor, Ceylan özgür bir kadın olacakken başka yollara gidiyor. Aslında bu 3 karakterin de kendi olamama hali var. Kitapta kimse istediği hayatı yaşayamıyor.

-Bu “kimsenin istediği hayatı yaşayamamak” Türkiye’nin özeti değil mi aslında?

O  biraz iddialı olabilir ama benim çevremde gördüğüm cidden bu. Çoğunluk bu şekilde yaşıyor. Hep bir “elalem ne der?” korkusu bizleri yönetiyor. Açık olamıyoruz bir türlü. Bir yandan da sümen altı edilen şeylerin ne kadar kötü olduğunu ve aslında çılgınca bir ahlaksızlık içinde olduğumuzu da görüyoruz.

-Hepsi gerçeğe çok yakın karakterler. Peki cidden bunların içinde gerçek hayatta yaşayan biri var mı yazarken esinlendiğin?

Bire bir yok ama Ceylan mesela tanıdığım çoğu kadının karması. Aziz ise bildiğim çoğu eşcinsel bireyin karması. Eren ise tüm kötülüklerin taşıyıcısı gibi. Kendini ele vermemek için her şeyi yapan kötücül şeyleri taşıyan bir karakter.

-Eren’e LGBT düzleminden bakarsak onun gibi karakterler çok var. Heteroseksüel bir hayat yaşayıp sadece yatak odasında eşcinsel olan karakterlere çok rastlıyoruz.

Evet Aziz’le gözünü kırpmadan eşcinsel ilişki yaşıyor. Ve birçok erkek var Türkiye’de buna “fantezi” olarak bakabilecek. Aktifse kendini eşcinselden saymayan.

-Mummi karakteri de yaşlı eşcinsellerin bir temsili. Aslında tek başına bir kitap karakteri. Özellikle Mummi’yle ilgili nasıl araştırma yaptın?

Yaşlı eşcinsel arkadaşlarımdan dinlediğim hikayeler var. Aslında yaş da değil. Mummi yaşlı ama çocuk kalmış birisi. Yaşlanan sadece bedeni. Onun yaşadığı aşk kendini hep taze tutmuş. Bu aslında hepimizin hikayesi.

-Türkiye’deki LGBT edebiyatında şöyle bir şey görüyorum, tabi kitabın sonunu da açık etmek istemiyorum ama genelde bizim kitaplarımızda karamsarlık ve kötü sonlar hakim. Sence neden?

LGBT gerçekten dünyaya kötü ve karamsar bakıyor. Bu da ana politikaların etkisiyle oluşan bir şey. Ben yazarken kendimi karakterlerin beni nereye götürdüğüne göre özgür bırakıyorum aslında.  Benim karakterlerim hızla kötü bir sona doğru gitti ama kitaptaki her karakter böyle değil. Kimisi de “kaç yaşında ol her zaman kazanabilirsin” mesajını veriyor.  

-Kitabın üretimi ne kadar sürdü ve nasıl bir süreçte ortaya çıktı?

1 yıl kadar sürdü. Ben günde 1-2 saat ev dışı mekanlarda çalışıyorum. Oranın kokusunu ve seslerini duyacağım. Arkamdan birileri geçecek, hissedeceğim. Çok yürüyorum zaten. İstanbul şehrinin gazetecisi olduğum için o şehrin dokusunun da kitapta hissedilebildiğini düşünüyorum.

-Kitap çok sinematografik bir kitap bence. Katılıyor musun? Kitapta çok detaylı tasvirler olmamasına rağmen ortamı rahatça gözümüzde canlandırabiliyoruz.

Evet o dil var. Herkes bunu söylüyor. Çok aslında sadık bir sinema izleyicisi değilim aslında ancak dergicilikten önce fotoğraf arşivciliği yaptım. Hayatı fotoğraf olarak görüp resim çekiyorum ve bunu da yansıtabiliyorum sanırım. Aslında herkes kafasında kendi filmini çekiyor kafasında. Gerçekten film olsa çok kayba uğrayabilir.

-Peki bu gerçekten bir sinema filmi olsa hangi rolü kimler oynardı sence ve neden?

Aziz’i Okan Ürün oynar bence. Eren’i Fırat Çelik oynayabilir. Ya da gözümüzde esmer canlandırdıysak Kenan Ece de oynayabilir. Ceylan’ı kesinlikle Funda Eryiğit oynar. Muammer çok önemli bir karakter. Onu Haluk Bilginer ya da Yılmaz Erdoğan oynayabilir. Yılmaz Erdoğan’dan çok lezzetli olabilir. Ressam karakterini Nihat İleri muhteşem oynar bence. Ceylan’ın babası Cengiz beyi Mustafa Alabora oynar.

 

GZONE DERGİ’Yİ MOBİL CİHAZINIZA İNDİRMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ BAĞLANTILARI KULLANABİLİRSİNİZ:

google play

appstore

İlginizi Çekebilir

bfi-flare-five-films-4-freedom

İZLE: İŞTE DİJİTAL FİLM FESTİVALİ FIVE FILMS 4 FREEDOM’DAKİ 5 KISA FİLM

Dünyanın ilk global, dijital LGBT film festivali  16–26 Mart 2017 tarihleri arasında, Londralı sinemaseverler; lezbiyen, ...