863269c786
MAVI-GZONE

MAVİ: POPÜLER FİGÜRLER KORKMADAN LGBT AKTİVİZMİNE DESTEK VERMELİ

Asıl mesleği avukatlık olan ve mavi gözlerinden dolayı arkadaşlarının ‘Mavi’ lakabını taktığı şarkıcı Ayşegül Turan , bir gün yaşadığı hayattan ve etrafındaki takım elbiseli adamlardan sıkılarak işinden istifa ediyor ve müzik macerası böyle başlıyor.

2010’da ’30’la yola çıkan şarkıcı, artık daha akustik şarkılara imza attığı  Mavi, ‘Saz Söz Mavi’ adını verdiği yeni projesiyle müzik yolculuğuna son hız devam ediyor.

Gelin Mavi’yi daha yakından tanıyalım.

Röportaj: Onur Özışık

Başta yeni projeniz ‘’Saz Söz Mavi’’ den bahsedelim isterseniz..

Evet, ‘’Saz Söz Mavi’’ benim besteci ve söz yazarı kimliğime konsantre olan, akustik ağırlıklı bir proje. Şarkılar tamamlandıkça her ay internet üzerinden videolarını yayınladığımız, Tv ve radyolar tarafından yayınlansın gibi bir önceliğimiz ve kaygımız olmayan bir proje.

Her ay İstanbul’un, birçoğumuzun bildiği ya da aşina olduğu gizli hazineleriyle şarkılarımı bütünleştirerek, internet için siyah beyaz ama TV’ler için renklendirerek servis ettiğimiz videolardan oluşuyor. Şarkıların birçoğunun alaturka temalı olması, aslında eski İstanbul’un ruhunu yansıttığına inanıyoruz. Balat’ta eski bir radyo tamircisinden tutun da hepimizin aşina olduğu Agora Meyhanesi’ne, bir mahalle berberi ya da bir kıraathaneye kadar, İstanbul’un unutulmaya yüz tutmuş mekanlarını yeniden izleyiciye hatırlatıyoruz.

İnternetten yayınladığımız videolar 10 şarkıya tamamlandığında, tahminen Şubat 2018 tarihinde, içerisinde henüz klibi yayınlanmamış yeni şarkılar da ekleyerek ‘’Saz Söz Mavi’’yi bir albüm olarak da servis edeceğiz. Kalan klipleri albüm yayınlandıktan sonra çekeceğiz. Bu sayede, ‘’Saz Söz Mavi’’ her şarkısı videolanmış bir albüm olarak dinleyiciyle dijital ortam dışında da buluşacak.

“Radyoların birbirine benzeyen şarkılara yer vermeleri, ürettiğiniz şarkıyı uzun zaman beklemeye almaları üretim kısmını zehir ediyor…”

Bu hem Türkiye, hem de dünya müzik endüstrisi için alışılmışın dışında bir yapım ve pazarlama şekli değil mi?

Ürettiğiniz eserin sistemin çarkları arasında fark edilmesini beklemenin üretkenliğinizi körelten bir şey olduğunu düşünüyorum. Ortada çok fazla, birbirine benzeyen, reklam jingle’ı gibi olmuş şarkı üretimi var. Medyanın, özellikle radyoların birbirine benzeyen şarkılara yer vermeleri, ürettiğiniz şarkıyı uzun zaman beklemeye almaları üretim kısmını zehir ediyor. Üretime iten şeyin aslında ürettiğinizi paylaşmak olduğunu düşünürsek, kendinizi tanıtmak, şarkılarınızın ana akım medyada yer almasını beklemek gibi durumların ürettiğiniz şarkılar üzerindeki heyecanınızı öldürdüğüne, ve üretiminizi negatif yönde etkilediğini düşünüyorum.

Hal böyle olunca, biz de teknolojinin bize sağladığı imkanları kullanarak, aradaki tanıtım kurumlarının üzerimizdeki önemini minimuma indirgeyerek, YouTube üzerinden kurduğumuz bir kanal aracılığı ile şarkılarımızı direkt dinleyiciye ulaştırma kararı verdik.

Peki sizce bu pazarlama tekniği işe yaradı mı?

Evet mesela Haziran ayında yayınladığımız ‘’Silmesinler İzlerimi’’ televizyonlarda çok az yer almasına rağmen sosyal medyada en çok paylaşılan şarkım oldu. Videonun altına gelen yorumlara da bakacak olursak, müzik adına bir şeyler yapıyor oluşumuzun farkedilmiş ve takdir edilmiş olması gerçekten çok güzel bir his.

Geçmişte müziğimi kitlelere ulaştırmak konusunda hatalar yapmış olabilirim, ancak bu projeyi böylesi özgür bir şekilde insanlara ulaştırmak adına verdiğimiz kararın gerçekten de kariyerim adına verdiğim en doğru kararlardan olduğunu düşünüyorum.

Müzik endüstrisi içindeki duruşunuz için Alternatif Pop diyebiliriz. Peki siz müziğinizi ve kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir röportajımda ‘’Alternatif Pop’’ açıklaması yüzünden bir müzisyen arkadaşım ‘’Pop olan şey alternatif olamaz’’ diyerek beni oldukça sert eleştirmişti. Aslına bakarsanız ben bayağı pop müzik yapıyorum ancak ülkemizde pop müzik olarak sınıflandırdığımız müzik dalı o kadar garip yerlere gitti ki, benim müziğim bu bahsi geçen pop müziğe alternatif kaldı diyebilirim.

Yani özetlemek gerekirse, ana akımın dışında kaldığım için benim müziğime alternatif pop diyoruz, ancak müzikal olarak bakacak olursak ben standart pop müzik yapıyorum.

“Gezgin ruhlu olmam, özgür düşünmem, ya da tipimin çok klasik olmaması insanlarda benim Nordik elektro pop müziği yapmam beklentisi yaratmasın istiyorum…”

Duruşunuza baktığımızda ben sizi daha maceraperest, özgür, ayakları üzerinde duran bir kadın imajınız var. Ülkemizde pop müzik yapan başka kadınlara baktığımızda başka kriterlerle anılıyorlar. Bu noktada kendinizi dünya müzik normlarında ve Türkiye’de nerede görüyorsunuz?

Dünyada çok daha doğru algılanabilir olduğumu düşünüyorum. Türkiye’de birçok insan özel yaşantım, duruşum ve imajım sebebiyle benden daha alternatif bir müzik beklediklerini açıkça belirtiyorlar ancak ben bu ülkede doğdum ve bu toprakların kültürüyle harmanlandım. Bu sebeple de içerisinde alaturka normlarını barındıran bir müzik üretiyorum.

Dürüst olmak gerekirse bende ne Gaye Su Akyol’un metalik pelerinleriyle sahneye çıkacak ne de bir Yasemin Mori şarkısı besteleyebilecek bir alternatiflik mevcut, hatta oldukça düz bir insanım birçok yönden. Hatta belirli bir alkol oranını aştıktan sonra binlerce dansöz şarkısında eller havada dans edebilirim, kimseyi kandırmayayım. Uzaktan iki tarafa da yakın görünsem de, içimde alaturka tarafımın daha baskın olduğunu düşünüyorum. Kısacası gezgin ruhlu olmam, özgür düşünmem, ya da tipimin çok klasik olmaması insanlarda benim Nordik elektro pop müziği yapmam beklentisi yaratmasın istiyorum.

Türkiye’deki müzik dinleyicisindeki değişimi nasıl buluyorsunuz?

Güzel bir yere doğru değiştiğini düşünüyorum. Bu konuda bir örneklendirme de yapabilirim. Bundan beş sene önce Pasaj Müzik’e götürdüğüm, tamamıyla akustik bir albüm vardı, tamamen gitar, bas, davul ve bir renk enstrümandan oluşan bir albümdü. O dönem patronum bana bu albümün birkaç albüm çıkarıp, sektörde kendisini kabul ettirmiş bir ismin hazırladığı deneysel bir çalışma olduğunu ve bunu henüz kariyerinin başındayken yapma lüksüm olmadığına beni ikna etmişti. Haklıydı da. Ancak şu anki duruma bakacak olursak, bu bahsettiğim albümün bir benzerini, henüz kariyerinin en başındayken Kalben yaptı ve bu iş başarıya ulaştı. Demek ki bazı şeylere erken ya da geç kalabiliyoruz.

Şu anda müzik dinleyicisinin kendisine dayatılanı dinlemeyi reddettiği, internet üzerinden kendilerinin keşfederek viral yolla yayılan bir müziğin sükse yaptığı bir dönemdeyiz. Gönül isterdi ki bu dönem beş yıl önce de olsaydı, o zaman belki beraber çalıştığım ekibimin beni daha anlaşılabilir, imajımı daha ülkemizde pop olarak algılanan tarafa çekmemiş olurdu.

Dinleyicinizin yaş grubu olarak nerede görüyorsunuz?

Bu konuda da ülkemizde bir prodüktör hatası olduğunu düşünüyorum. Hani video izleyen, dijital müzik satın alan kitlenin 25 yaş altı olduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz, ancak görmezden geldiğimiz, ya da unuttuğumuz bir gerçek var ki, bizler Sezen Aksu şarkıları ile büyümüş bir toplumuz. Ben, henüz elime erkek eli değmemiş, 7 yaşındayken Sezen Aksu’nun ‘’Bırak Beni’’ şarkısında ‘’Unutmak istedim esmer ellerini’’ benzeri aşırı tutkulu sözleriyle duygulanıyordum. Bence yeni jenerasyon da aynı durumda, bu bizim genimize işlenmiş bir aşk, keder ve melankoli hali. Şarkıların genci ve yaşlısı olduğunu düşünmüyorum, tam aksine benim en can yakıcı, en damar şarkılarımı dinleyenler şu anki 14lükler.

“Azınlıksan ya da siyasi düşünce olarak ana akımdan uzaksan ezildiğin ve mümkün mertebe bir bahaneyle itildiğin bir düzen söz konusu..”

Bir taraftan hukukçu bir geçmişiniz var. Türkiye’de insan özgürlükleri ve sanatın bu konudaki tutumu sizce nedir?

İnsan özgürlüğü konusunda, hangi insan özgürlüğü diye sormak istiyorum. Öyle bir şey olduğuna inanmıyorum. Bir şekilde ana akım yine, politikada ana akımın yakınındaysan her türlü işinin güzel yürüdüğü ama diğer tarafta azınlıksan ya da siyasi düşünce olarak ana akımdan uzaksan ezildiğin ve mümkün mertebe bir bahaneyle itildiğin bir düzen söz konusu. Dünyada da belki biraz öyle ama ülkemizde şu anda hem siyasi hem de sosyal olarak haksızlığın, hadsizliğin, vasatlığın hüküm sürdüğü, altın çağını yaşadığı bir dönemdeyiz, dolayısıyla bu her şeyi etkiliyor. İnsanların yaşayışlarını, zevklerini, dinledikleri müziği de ne yazık ki bu durum fazlasıyla etkiliyor.

Örnek verecek olursak, dizilerin 3.5 saat sürdüğü, ve dizi sektörü dışında hiç bir sanatsal sektörün önemsenmediği bir dönemdeyiz. Artık insanlar dizilerde oynayarak ünlü oluyor, şarkılar dizilerde çalınarak kitlelere ulaştırılıyor. Ne acı ki edebiyat, sinema ve müzik gibi sanatsal alanlar artık önemsenmiyor ve kaale alınmıyor. Bu da ünlülerimizi bile vasat kılıyor.

Gidişata gelecek olursak, hiç iyi görmüyorum ama bir taraftan parlak insanların da bir şeyler yaptığını görüyorum. Umarım şans yanımızda olur, bir şeyler değişir aksi halde böyle yaşamayı sürdüremeyiz.

Sizce sanatın ülkemizde insan özgürlükleri üzerindeki etkisi nedir?

Uyanış sağlıyor. Bence sosyal medyada erişimi yüksek olan biri çıkıp çok güzel bir şeyler yazabiliyor ve bu bir uyanış sağlıyor. Geçtiğimiz haftalarda Elçin Sangu’nun Twitter üzerinden yaptığı çıkış örneği de bunun gibi bir örnektir. Senin gibi düşünen ve kitlelere ulaşabilen insanların hala var olabilmeleri gerçekten de yüreğinize su serpiyor ve kenetlenmenizi sağlıyor. Bunun bir örneği de müzik dünyası için Mabel Matiz’dir. Aydınlık insanların varolduğunu bilmek yaşamak için hem motive ediyor hem de düzene karşı sizi kenetlendiriyor.

Yeni jenerasyon hakkındaki düşünceniz nedir?

Şanssız olduklarını düşünüyorum. Bir yandan internet gibi bir fırsatları var, dayatılan hiç bir medya baskısıyla yüzleşmek zorunda değiller ama diğer tarafta kötü bir eğitim görüyorlar, bu da büyük bir sıkıntı. En taze zamanlarında büyük bir beyin yıkamaya maruz kaldılar, sanırım bu durumların sonuçlarını önümüzdeki yıllarda göreceğiz.

Peki müziği ve sanatı yönlendirişleri?

Bilhassa metropollerde yaşayanların sanat ve özellikle müzik adına daha Batı’ya yönelmiş bir jenerasyonla karşı karşıyayız. Bu da gayet umut verici. Özellikle moda, görsel iletişim, video ve müzik konusunda genç yeteneklerin en çok parladığı dönemdeyiz. Keşke düşünsel alanda da biraz daha varoluş gösterebilseler de geleceğin liderleri şimdiden çıkış yapabilse.

“İçimde bir erkek var ve bu iyi bir şey. Kadın olmayı çok seviyorum, ama kadın gibi davranmak kalıbına çok karşıyım…”

Afrika’da köle çocuklarla ilgili sürdürdüğünüz bir proje var, bundan bahseder misiniz?

Afrika’da, yaşladı 6 ile 13 arasında değişen, ailelerinden kaçırılarak köle olarak çalıştırılan çocuklar var. Orada, bu durumun kurbanı bir rehber öğretmenin çabaları sonucunda oluşturulan bir yapının içindeyim. Kahvelerden toplanan, bu işe gönül vermiş amcalar ekip halinde çocukları geri kaçırıyorlar. Biz ise bu çocukları ailelerine teslim ederek, onların eğitim konusunda kaybettikleri süreci geri kazanmalarını sağlıyoruz. Afrika hem çok sömürülmüş, hem de her konuda çok unutulmuş bir yer ve her türlü yardıma ihtiyaçları var.

Sadece Afrika’da değil, ülkemizde de özellikle kız çocukların eğitim görmesini sağlamak adına çalışıyoruz. Kısacası hedefimiz herkesin hakettiği eğitimi alabilmesini sağlamak, ben ve arkadaşlarım bu konuda tamamen gönüllü hem maddi, hem de manevi yardım topluyor ve ihtiyacı olan çocuklara ulaştırıyoruz.

Bu durumun duyulmasıyla bu oluşuma destek olmak isteyen birçok insanla karşılaştık, bu organizasyonun artık daha kurumsal olması gerektiğine karar verdik ve sonuç olarak dernekleşiyoruz.

Müziğinizde LGBT etkisi var mıdır? Varsa nelerdir?

Düet yapmak istediğim bir kadın şarkıcı var, henüz kesin bir şey olmadığı için isim vermek istemiyorum ancak iki kadının bir aşk şarkısı yazıp söylemesi fikri beni çok heyecanlandırıyor. Cinsiyetlerin genel olarak fazla ciddiye alındığını düşünüyorum, heteroseksüelsen de içindeki karşı cinsi beslemek zorundasın. Ülkemizde eskiden Emel Müftüoğlu, Orhan Atasoy, Umay Umay gibi isimler çok cesur işlere imza attılar, son olarak Athena bu konuda ayakta alkışlanan bir video hazırladı. Bunların artması gerektiğini düşünüyorum.

Geleceğe doğru ilerlerken cinsiyet algısının artık önemini yitirmeye başladığını düşünüyorum. Mesela kendi hayatımda öyle bir önem hissetmiyorum, kendimi iki cinste de hissediyorum. Bence içimde bir erkek var ve bu iyi bir şey. Kadın olmayı çok seviyorum, ama kadın gibi davranmak kalıbına çok karşıyım. Kim kimden hoşlanıyorsa, mesela bu bir masaysa ve o masanın rızası varsa, masayla da sevişebilir. Rızası olan yetişkinler arasındaki her türlü yakınlık sadece kendilerini ilgilendirir. Kendinden farklı olanı ötekileştirmenin tamamen mutsuzluktan kaynaklandığını düşünüyorum.

Türkiye’deki LGBT aktivizmini nasıl buluyorsunuz?

Gezi’den sonra iyi bir yükselişte olduğunu düşünüyorum ancak sahiplenme konusunda halen bir sıkıntımız var. Ülkemizde popüler figürler kimliklerini sahiplenmiyorlar ve öyle olduğu için de yalnız kalınıyor. Son yıllarda Athena dışında bu konuda çıkış yapan hiç bir popüler figür yok, üstüne üstlük Athena bu konuda bir söylemi olan bir grup da değil. Heteroseksüel ya da eşcinsel, popüler figürlerin gey olarak anılmaktan korkmadan, LGBT aktivizmine destek olmaları gerektiğini düşünüyorum…

 

Ayrınca Bakın

kis-mekan-gezi-seyahat

BEDİRHAN TAŞÇI YAZDI: KIŞIN DA GEZMEYİ SEVENLERE İSTANBUL’DAN 10 ÖNERİ

GZone Dergi ekibinden Bedirhan Taşçı, yaklaşan kış mevsiminde de gezmekten vazgeçmek istemeyenler için İstanbul’dan 10 tane ...

Yorumlar