MERT BELL YAZDI: 2020’NİN SON YAZ ŞARKILARI

GZone müzik yazarı Mert Bell, 2020 yazının son şarkılarını kaleme aldı.

Yazın son günlerinin avucumuzdan kayıp gidişiyle aynı hızda bitirebileceğiniz bir yazı yazdım bu defa.

Önceki yazının finalinde KÖFN’nin yeni şarkısı “EL”den ve bana getirdiği dans etme ve yaşama sevincinden bahsetmiştim. İkili “DANS” isimli 4 şarkılık EP’lerini de hemen arkasından patlatıverdiler. Süper cool “EL”in haricinde sanki bir Nazan Öncel şarkısını dans pistine atmış hissi veren (ve mutlaka kliplenmesi gereken) “GERİ DÖN” ve tempoyu güzelce yükseltip manik bir seans sundukları “ZAR ZOR” başta olmak üzere kusursuz bir dört şarkı ile karşı karşıyayız, mutlaka tüketiniz.

Gülşen ve Edis’in ‘seksi’yi satmak için über bir çaba sarf ettikleri “Nirvana”nın daha iyi bir şarkı olmasını ve ikisinin (en azından Gülşen’in) kariyerlerinin bu noktasında tiktok dansı yapmamalarını bekliyordum ama bu durumdan çok da şikayetçi değilim (nihayetinde bizi güldürmeyi becerdiler). Bir tek Gülşen kedi gibi mırlarken Edis’in boşluğa bağırır gibi şarkı söylemesine anlam veremedim.

Hadise’nin Mete Özgencil ve Devrim Karaoğlu ile işbirliği “Küçük Bir Yol”a da ilk dinleyişte bayılmadım. Hatta böyle ağır şarkıları Türkçe sözlerle söylerken Hadise’nin ıkındığı hissine kapıldım yine. Ancak örneğin geçmişteki “Visal”e de benzer bir şekilde sonradan ısınmıştım, Hadise ıkınıyor falan bilmemne belki ama şarkısılarına kendi damgasını vuruyor. “Küçük Bir Yol”un da aynı ikilinin Hande Yener’le yaptıkları, benzer bir tattaki “Leyla”dan daha iyi bir şarkı olduğu kanısına vardım.

Eğer daha rafine bir müzik kulağıma gelsin diyorsanız; Selin Sümbültepe’den “Dalgakıran”ı öneririm. Sümbültepe’nin “Sor”u 2019’da en çok dinlediğim şarkılardan biriydi. Bu kez, o şarkının akustik sularından uzakta, daha elektronik bir pop örneği sunmuş şarkıcı, aranjör Bora Çifterler’in yardımıyla. Sakin bir yalnızlık hikayesi anlatan şarkının önümüzdeki sonbahar aylarına da yakışacağına eminim.

Daha çok müzisyen ve aranjör kimliğiyle tanıdığım Erkin Arslan’ın yeni teklisi “Bilinmez” tesadüfen kulağıma çalınan şarkılardan biriydi geçen ay ve kendisinin hem yumuşacık yorumunun hem de hafif hüzünlü bestesine tezat heyecanlı sözlerinin hayranı oldum denilebilir. Devrim yapmaya niyetlenmiş bir şarkı değil kesinlikle “Bilinmez” ama çok tanıdık bir yerden ve nezaketle yakalıyor sizi.

Rümeysa’nın 4 yıllık bir aradan sonraki ilk şarkısı “Dünya Telaşı” da yine tanıdık hisli (beni gençliğimin zirvesine, 2000’lerin başına uçurdu), sağlam yazılıp söylenmiş bir şarkı ve doğru tanıtım yapılırsa büyük bir hit olabilir. Rümeysa daha önceki şarkılarında Sezen Aksu ile çalışmıştı hatırlarsanız (hatta vokalistliğini de yapmıştı); bu defa kendi şarkısını Serkan Ölçer’in aranjesiyle söylüyor ama şarkıda Aksu’nun etkisini hissedebiliyorum ben (ve bu köşede bu durum her zaman artı bir puandır).

Zeynep Bastık ve Emir Can İğrek’in söylediği “Dargın”ı sevmedim, ikilinin seslerini yakıştıramadım, şarkıyı da güçlü bulmadım, yani “BİR DAHA”dan sonra müthiş hayal kırıklığına uğradım. Bastık acaba düet olayına girmese mi; çünkü ağırlıkla iyi şarkılar söylese de henüz tarzını tam olarak oturttuğunu düşünmüyorum ve her düet yaptığı kişinin alanına kendini teslim edişi de bu durumu iyileştirmiyor.

Yine müthiş sözler yazan Sedef Sebüktekin’in “Uzaktan”ı da mutlaka deneyimlenmeli. Ben henüz “Gözün Doysun”un etkisinden ve hüznünden çıkamamışken eli kolu bağlı bir aşk hikayesi ile kalbimi yeniden kırmayı başardı kendisi. Cihangir Aslan ile birlikte yaptıkları düzenlemede Sebüktekin’in vokalleri ve gitarların buluştuğu anlar göz yaşartıcı diyeyim, anlayın.

Mert Demir’in 22 şarkıdan oluşan ikinci albümü “KİMİM LAN BEN?”in 7 şarkılık ilk bölümü de kısa süre önce yayınlandı. Akıcı ve tuhaf şekilde iddiasız bir şarkı olan “BENİM SUÇUM GÜNAHIM NE?” ile açılan albüm Demir’in kendine referans verirken olağanüstü komik bir dizeyle beni haykırttığı (“Müziğimde vardır biraz arabesk ama istemem asla kafama halıfleks”) “TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ” ile havalanıp patlama noktası “GÖM BENİ ÇUKURA”ya geliyor. Bu hip-hop punk kırması şarkıda Demir’in vokalini daha önce hiç duymadığım şekilde duydum ve temaları kimlik/gerçeklik buhranı ve kendinden sıkılma olan bu albümde bu farklılık beni ferahlattı açıkçası. Sıradaki “KAFAM Bİ DÜNYA” ve “YAŞARKEN ÖLMEK” de iyi şarkılar olmakla birlikte Mert Demir’in şarkılarında alışık olduğumuz dramatik iniş çıkışlara sahip olmadıklarını belirtmem gerek. Onların yerine, bunalımlara boğulmadan alaya aldığı, tatlı bir ‘itlik serserilik’ dalgası yayan “PARANOYA”yı çok daha fazla sevdim.

*YABANCI POP GÜNCELLEME: Troye Sivan’ın 6 şarkılık “EP”si “In A Dream”i öneriyorum, içindeki 2 şarkıyı (“Take Yourself Home” ve “Easy”) daha önce övmüştüm buralarda zaten ama esas dikkat çekmek istediğin eser form değiştirip duran nefis dans pop şarkısı “STUD”.

Katy Perry sonsuz gibi gelen hamileliğinin ardından doğurdu ve bu doğum nasıl şahane ayarlanmışsa yeni albümü “Smile”ın çıkışına denk geldi. Perry, biricik bebeğinin üstüne rahatlıkla düşebilir çünkü burada üstüne düşebileceği çok fazla şarkı yok. Her şarkı başka bir şeylere fazlaca benziyor sanki.

Dua Lipa’nın “Future Nostalgia”nın ömrünü uzatma çabası –ki bu çabaya hiç gerek yoktu, prodüktör ve dj The Blessed Madonna destekli kulüp/remix albümü “Club FN” ise fena değil; fakat remixsever iseniz Spotifydaki tam versiyonları dinleyiniz derim, bazıları albümün akışına kurban gitmiş çünkü. İlk kez duyduğumuz şarkılar “Love Is Religion” ve “That Kind of Woman” ise albümün en süperleri.

Kendinizi tam olarak teslim etmenizi istediğim tek albüm ise Disclosure’ın 40 dakikalık yüksek enerji deposu üçüncüsü “ENERGY”. Favoriler: Watch Your Step, Lavender, My High, Who Knew?, Birthday

Mert Bell’in seçtiği GZone Top 50 listesi aşağıda: