MERT BELL YAZDI: BENİ BU RÜYALARDAN UYANDIRANLAR

GZone Müzik yazarı Mert Bell, 2020'nin son günlerinde dikkatini çeken şarkıları yazdı.

Bu ciddi şekilde sınandığımız yılın kafası bana nedense yeni yeni geliyor sanırım; biraz zorlanıyorum bu aralar; kafamı toplamakta, bir şeyler dinlemek ve anlamak için kafamı açmakta ve en zoru da elbette keyif almakta. Bu bakımdan içeridekini çok da beğenmediğim şu günlerde beni kendi zihninin içine sokabilen isimlerden bahsetmek istiyorum.

Bu yaz çıkardığı “Karşında” ile çekim alanıma hızlı bir giriş yapan Melis Güven’in “İşaretler” EP’si ile başlayalım. Güven; “Karşında” dahil hepsini kendi yazdığı 5 şarkıda prodüktörler Doğucan Çamlı ve Eren Erdol’un yardımıyla altlı üstlü bir bilinç yolculuğuna çıkarıyor bizi. Temponun düşük ila orta seviyede devam ettiği şarkılarda favorilerimden ve arada hafif çıkıntılık yapan “Çocuk”ta Erdol’un yarattığı puslu/hülyalı atmosfer dışında keskin ve soğuk bir bütünlük var. İki prodüktör de gerek piyano gibi canlı enstrümanları gerek buz gibi efektleri kullanarak Güven’in ılık ve hatta yer yer sıcaktan uyuşuyormuş hissi yaratan sesine tezat bir sound yaratmışlar.  Güven’in yazdığı sözlerde ise kendi çocukluğundan yetişkinlik rüyalarına kadar aklının, kalbinin ve hatalarının izleri var. Bu sözler bir ders verme kaygısı da taşımıyor şükür ki; örneğin “Karşında”da ‘sevimsiz bir yerde kalakalmışlık’ anını belgelerken; “Ağıt” ve “Mavi”de bitişlerin iki zıt anlama (yeni bir başlangıç ya da sadece bir bitiş) gelebileceğini anlatıyor. EP’nin kırılma noktası “Çocuk”ta ise Güven yine hayal ve gerçek arasında bir yerde geçmişiyle vedalaşıyor sanki (yani ben öyle yorumladım) ve kalbim paramparça oluyor. Farklı bir pop albümü dinlemek istiyorsanız, “İşaretler”in içine düşün derin; dalış gerektiren bir macera bu.

Gülçin Ergül’ün beni çok şaşırtan ve memnun eden “Davet”ine gelelim. Ergül’ün Hepsi sonrası kariyerinin 10.yılındaymışız meğer. Bu 10 yıl boyunca, sesi ve şarkı söyleme stilini düşünerek ona en çok yakışacak türün ne olduğu apaçık ortadayken arabeskten latin popa kadar olan tüm denemelerini elbette ki dinlenemez bulmamıştım ama bu duruma bir anlam da verememiştim. Elimizdeki albüm “Davet” ve içinde biri hariç tamamı Ergül tarafından yazılan şarkılardan anladığım kadarıyla nihayet bu r&b-pop albümde şarkıcı evinin yolunu bulmuş görünüyor. Açılışı yapan ve sanki açılış şarkısı olsun diye yazılmış “Davet” dışındaki her şarkıyı çok beğendim ben. İlk klip şarkısı 2020’nin en büyük trendi olan disko tarzında tasarlanmış “Beni Bu Rüyadan Uyandırma” Ergül’ün üstüne rahatça oturmuş bir kere. Ferah ve radyo dostu romantik pop “Bulut Falı” da keza öyle. Bu noktadan sonra albümün temposu düşüyor ama hiç sıkıntı etmeyin; sıkıntı verecek bir düşüş değil bu. Ergül’ün “Bi’Kahve”de olduğu gibi en gündelik konuları dahi yazarken hiç zorlanmayan, akıcı bir kalemi var. Bu doğal ve kolay hissedilen sözler albümün dinlenebilirliğini yükseltirken ilişki sırlarının ortaya döküldüğü “Aşk Sanrılarmış” ve “Kapalı Kutular” gibi şarkıları türkçe sözlü r&b şarkılar klasmanında A kategorisine çıkarıyor kanımca. Ergül’ün zeki ve zehirli oklarla had bildirdiği “Öküz”den usul usul sevişmeye çağırdığı “Hadi”ye kadar hakim olduğu tüm duygu skalasında gustosundan bir şey kaybetmediğini de söyleyebilirim. Albüm finalinde, çoğunu Anıl Piyancı’ya emanet ettiği düet “Kalbime Sorsam”da Piyancı’nın serserisi karşısındaki ‘iyi kız’ı da başarıyla oynuyor ama esas vuruşu finaldeki Yıldız Tilbe imzalı “Sana Aşığım” ile yapıyor. Tilbe’nin başka bir yorumcuya verdiği şarkılar arasından uzun zamandır duyduğum en güzeli olabilecek “Sana Aşığım”da Ergül ve Tilbe’nin başta alakasız görünen tarzları o kadar yakışmış ki birbirine hem içten ve incelikli yorumu için Gülçin’i hem de genel olarak albümdeki tüm düzenlemelerde gayet iyi iş çıkaran aranjör Emre Bayar’ı tebrik etmek gerek.

Bu yıl kulaklarımı mest etmeye devam eden Selim Sümbültepe’nin “Güz”üne de mutlaka kulak veriniz. Yaz sonunda bolca dinlediğim dingin “Dalgakıran”ın hüzünlü kardeşi sayılabilecek “Güz”de yine aranjör Bora Çifterler ile çalışılmış. Sümbültepe’nin katmanlı vokallerini harikulade kullanan, “Dalgakıran”a kıyasla daha minimalist sayılabilecek düzenlemesi ile çok başarılı bir şarkı daha yaratmış bu ekip.

Bade Nosa’nın Behçet Necatigil’in şiirinin üstüne Emre Can Sarısayın ile yazdığı yenisi “Küskün Yolcunun Türküsü” de içimizi daraltmaya müsait bu karanlık günlerde elimizi sıcaklıkla tutabilecek bir şarkı. Bade Nosa’nın yayınladığı üçüncü şarkı bu ve ne güzel ki üç şarkı da birbirine hiç benzememekle beraber şarkıcının karakteri hakkında çok net ve tutarlı bir fikir veriyor. İster kendi yazdığı sözler isterse dillendirdiği bir şiir olsun; müziğimiz çok başarılı bir hikaye anlatıcısı kazanmış gibi hissediyorum. Şarkının hüzünlü melodisine yoldaş kabak kemanenin tercihi, bir önceki şarkı “28”deki işiyle yine beni çok etkileyen aranjör Emre Malikler’e ait.

En sevdiğim ikili KÖFN’nin sesi Salman Tin’in büyüme hikayesi “Rüzgar Beni Savururken” evin yolunu unuttuğumuz yılların bizi hırpalaya hırpalaya nasıl büyüttüğünü ama bir tarafımızın da inadına aynı kalışını anlatıyor. Şarkıcının iki yıldır solo olarak şarkı yayınlıyor oluşunu öğrenmeme vesile olan bu şarkıyı KÖFN soundu beklentisi ile dinlemeyiniz; Tin burada daha iddiasız ve akustik bir dünyanın peşinde.

‘Hep gam, hep keder’ dediğinizi duyar gibiyim ama vallahi çok da neşelendirecek bir öneride bulunamıyorum. ”Huyu Suyu” ile İngilizce’den Türkçe’ye yağ gibi akarken herkesin yeni gözdesi olan emir taha’nın “Baka Baka”sında şarkıcı “Hoppa pt.1”daki şarkılarından çok farklı bir yöne sapmıyor; hatta üstüne rakı sofrasına geçiyor aşktan; öyle diyeyim. Güzel şarkı ama dinleyiniz mutlaka!

İrem Derici ile ilgili yazmaktan sıkıldım. Yakında ilgimi çekmediği için hiç yazmayacağım isimlerin arasına girecek. İki yeni şarkısından Ayla Çelik’ten aldığı flamenko “Senin Hastan”da artık alıştığımız üzere çokça bağırıyor Derici; Onur Özdemir’in “Güz Dönümü” ise seksi bir şarkı olmak istiyorduysa eğer çok daha sakin bir düzenleme ile sunulmalıymış.

*YABANCI POP GÜNCELLEME: Hah, bizler nonstop eğlenelim diye “DISCO” isimli albümüyle canımız Kylie Minogue imdadımıza yetişti. İsminin ele verdiği gibi, bu 16 parçalık albüm ağzına kadar disko-pop eğlencesiyle dolu. Ben alkol aldığımda bu albümü daha anlaşılır buluyorum sevgili okuyucular. Şaka bir yana, kemanları ayrı üflemelileri ayrı mutluluk veren “I Love It”, alkışlarla yaşatan “Magic” ve elektropop “Say Something” gösteriyor ki Minogue, otuz yıllık kariyerinden alıştığımız gibi, yine geçmişin en iyilerini özenle seçip kendi eforsuz çağdaşlığıyla bir araya getirmeyi beceriyor.

Ariana Grande de yeni albümü “Positions”ı birden hayatlarımıza sokuverdi. Tabii keşke “thank u,next”in sadece daha azgın olan versiyonunu yapmamış olsaydı. Albüm kötü değil belki ama hemen hemen aynı ekiple yaratıldığı için ‘ben bunu duymamış mıydım ya?!’ hissi veriyor maalesef. İlk dinlemede bile ayırt edilebilen minimal house “motive”; diskomtrak “love language”, tadından yenmeyen soul güzelliği “my hair” ve bal gibi damlayan ritminde The Weeknd ile vokal şov yaptıkları “off the table” benim favorilerim oldular. Onun dışında ne var bu albümde derseniz; masal gibi yaylı kullanımları (“shut up”, “positions”) ve saçmalık seviyesinde azgın sözler (“34+35”, “nasty”) var.

Billie Eilish’in ıptıs ıptıs ettiren yenisi “Therefore I Am”i oldukça beğendim, tam ondan beklediğim gibi buldum, hatta bomba gibi buldum, aferin ona ve ders niteliğinde altyapı yapan ağabeyi FINNEAS’a.

Mert Bell’in seçtiği GZone top 50 listesi aşağıda