MERT BELL YAZDI: MÜZİKTEN İYİ HABERLER VAR

GZone müzik yazarı Mert Bell, salgın yüzünden moralimizin biraz bozuk olduğu şu günlerde bize müzikle ilgili "iyi haberler" veriyor. İşte bu yazı:

Herkese merhaba, umarım beni sağlıkla okuyorsunuzdur. En azından buradan iyi haberler vermek istiyorum. Hepiniz biliyorsunuz ki dışarısı çok karışık ve tehlikeli. Daha da kötüsü herkesi dışarıdan korumanın bir yolu yok, buna izin vermiyorlar. Ama bir kafa dağıtma, teselli bulma aracı olarak şarkılar var. Kendimizi istemeden izole ettiğimiz bu tuhaf zamanda bizi birleştiren çok az güzel şeyden birisi şarkılar. O nedenle sevdiğiniz müzisyenleri, şarkıcıları dinleyerek, onlarla bağınızı internet üzerinden bile olsa kesmeyerek destekleyin lütfen. Onların da bu ilişkiyi sürdürmeye ihtiyaçları var.

Aslında bu ara çok da şanslıyız, nefis yeni işlerle karşı karşıyayız. İlk bahsetmek istediğim şarkıyla ilgili tarafsız olmam mümkün olmayacak çünkü hayallerini benimle uzun zamandır paylaşan arkadaşım Hakan Kalgıdım’ın ilk şarkısı bu. “Derin Hatıra” hem çok iyi bir şarkıcıyla hem de çok yetenekli bir şarkı yazarıyla buluşmamızın müjdesi. Bende yarattığı ilk hissiyatıyla: ‘voguing yaparak kalbimizi onarmamıza yarayacak şarkı’. Ersen Kutluk tarafından düzenlenen şarkı synth kullanımıyla Hakan’ın yazdığı acı/tatlı sözleri 80’lerin (ve özellikle George Michael’ın) gözyaşı diskosu soundu ile buluşturuyor, göz yaşım gururla pıt damlıyor.

Lara Di Lara’nın ikinci albümünün ilk sinyali “Yelpaze” de taze çıktı. Bu şarkı Dilara Sakpınar’ın yazdığı en direkt sözleri içeriyor olabilir. Hep bir parça üstü kapalı ve mistik sözlerinden sonra bu farklılık bana uydu açıkçası. Bir aldanışı anlatan ve nefis bir bas kullanımına sahip “Yelpaze” için prodüktör Levni ile çalışmış Sakpınar ve sonuç Lara Di Lara’nın en dans edilebilir şarkılarından biriyle kulaklara ziyafet olmuş.

Geçen yılın en iyi albümlerinden birini (“Tepeler”) yapan KÖFN de arayı çok açmadı. “Taş Kalbinin Çöllerinde”de ikili yine son derece radyo dostu bir melodiyi buruk bir elektropop soundla sunmuş. Bu enteresan tarzları bana İzlandalı efsanevi ekip Röyksopp’u ve onların daha hüzünlü, düşük tempolu işlerini hatırlatıyor biraz. KÖFN’yi takibe alın derim.

Sena Şener’in alev almış yenisi “Teni Tenime”yi de öneriyorum hararetle. Şener’in karanlık müziğine her şarkıda ayılıp bayılmasam da içerik olarak beni doğrudan içine hapseden sözler yazmış bu kez ve Paul Wetz’in ateşi adım adım yükselten (ve sonunda titreten bir çığlıkla patlatan) kontrollü aranjesi sayesinde bu şarkı şarkıcının kariyerine yeni bir çentik atmış bence.

Kalben’in merakla beklenen üçüncü albümü “Kalp Hanım” da geçen hafta odalarımıza girdi. Arada çıkan “Aşk Çeşmesi” EPsi, bir takım düetler, remixler derken farklı bir şeyler yapacağı hissediliyordu Kalben’in ama beni bu kadar heyecanlandıran bir albüm yapacağına ihtimal vermiyordum. Zevkle yanıldım. “Kalp Hanım” dramatik ve görkemli bir başlangıç yapıyor “Yankılar” ile. Şarkı Kalben’in bir önceki albümü “Sonsuza Kadar”a hem bir veda öpücüğü hem de geçmişini yanlışıyla doğrusuyla sırtlanıp bir an önce ilerlemek istediğinin habercisi. Genco Arı’nın incelikle düşünülmüş kompozisyonları ile daha bu ilk şarkıdan önceki iki albüme benzemeyen bir şey dinleyeceğimizi anlıyoruz ama esas ikinci şarkı “Avrupa Var, Amerika Var” ile Kalben albümlerinde daha önce hiç şahit olmadığımız bir şeyle karşılaşıyoruz: seksilik. Evet, “Avrupa Var..” ayrılık sonrası ortada kalıvermeyi anlatıyor gibi başta ama esas derdi o birinin gidişinin ardından geliştirdiğimiz hastalıklı takıntı ve özlem. Bu takıntı hem şarkı boyunca alttan tıngırdayıp durmakta ısrarcı piyano ile hem de hala müthiş bir arzuyla kıvranan Kalben’in yorumunda hissediliyor.

Albümün en kolay içine girilen ve oyunsuz şarkısı “Son Bir Gece” kitleleri çekmek adına uygun bir tercih olacaktır diye düşünüyorum. Kalben’in 18 yaşında yazdığı iki farklı şarkıyı ustalıkla birleştirdiği ve ‘bir kırık gençlik hikayesi’ni heyecanla (ve biraz da hırsla) anlatan “Leyla’nın İzleri” ise albümün en iyi şarkılarından biri ve devamında gelen “Kasımpatılar” sayesinde bugünkü Kalben’in ayrılıkları artık çok daha başka göğüslediğini göstermesi açısında önemli. “Kasımpatılar” bambaşka bir dünyaya açıyor albümün orta kısmını ve nihayet dans eden Kalben ile tanışıyoruz. 70’ler diskosuna saygıyla harika aranje edilmiş bu şarkıda Kalben belki “Sing It Back”i söyleyen Róisín Murphy kadar cool değil ama “Bu Gece”yi söyleyen Sezen Aksu gibi ılık ve ihtiraslı. Mete Özgencil imzalı “Bende Kal” ile albüm tüm gücüyle sevişgen moduna giriyor ve Kalben’in sesini seksi baslara ve elektroniklere teslim ediyoruz. Bir sonraki “Seni Özlerim” ise Kalben diskografisinin en enteresan işlerinden biri; yazdığı sözler her daim bizimle konuşuyormuş gibi olan şarkıcının neredeyse günlüğünü okuyor gibiyiz bu defa. (Ve her nasılsa Genco Arı ve Kalben özlemeyi bir ada macerası üzerinden yine ihtiraslı hale getirmeyi başarıyor and #imhereforit )

Son çeyreğinde albüm; en büyük kozlarını oynuyor. En sevdiğim Kalben şarkısı olmaya aday “Gezegen” şarkıcının bugüne kadar yazdığı en güzel sözlere sahip (ya da ben şarkıda kendimi çok bulduğumdan müthiş bir irkilme yaşadım) ve sırf bu nedenle belki, sade bir piyano ballad olarak sunulmuş. Şarkıda bahsedilen şaşkınlığı hayatında bir kez olsun yaşamış herkesin kalbini kıracak “Gezegen”in ardından “Son Adalar” geliyor. Kalben bu şarkının ‘ölüm korkusunu geride bırakmayı seçmesi’yle ilgili olduğunu söylüyor ve dramatik yaylıları ve gitarları sayesinde bu korkunun son bir kez sarsmadan gitmediğini söyleyebilirim. Ölüm teması albümün son yeni şarkısı “Çiçekçi”de de devam ediyor. Kalben yine yüzleşmeci ama bu kez Genco Arı’nın piyanosu eşliğinde ölüme/acıya bakıp hipnotize olmuş gibi. Dolayısı ile şarkı bittiğinde onunla birlikte bir parça havada asılı kalıyorsunuz, neyse ki imdada “Kalp Hanım”ın daha umutlu ve daha akustik versiyonu yetişiyor. Normalde şarkıların akustik versiyonlarına bayılmam ama albümü sonlandırması adına bu çok isabetli bir seçim olmuş. Kalben’i müziğini 2020’lere böylesi bir zarafetle taşıdığı için tebrik ediyor, 2000’lerin başından beri ismine ve yaptığı işlere aşina olduğum müthiş müzisyen Genco Arı’nın böylesi kafa yorulmuş bir projeyle yeniden gündeme gelmesine çok seviniyorum.

*YABANCI POP GÜNCELLEME: Dua Lipa’nın geçen yıldan bu yana yayınladığı ve hepsi de ağzımızı sulandıran teklilerinin sahibi albüm “Future Nostalgia” şarkıların sızması nedeniyle erken görücüye çıktı. Aman boşverin, ne de iyi oldu! Şu sıkıntılı zamanlarda dinleyebileceğimiz en güzel albümlerden birine kavuşmuş olduk. Önceki tekliler sayesinde anlamıştık zaten hem 70, hem 80, hem de 90’lardan ilham alan bir dans albümü dinleyecektik. Ama “Future Nostalgia”nın bir tane bile boş şarkı içermemesini daha farklı şekilde genelliyorum ben. Bu; 90’ların sonu 2000’lerin ilk yarısında dinlediğimiz, EDM tecavüzüne henüz uğramamış muhteşem pop-dans albümlerine benziyor aslında. İçerdiği tüm harika şarkılar rahatlıkla bir Kylie Minogue (“Don’t Start Now”), Sophie Ellis Bextor (“Love Again”), Róisín Murphy (“Future Nostalgia”), Daft Punk (“Pretty Please”), Lily Allen (“Good in Bed”), Jamiroquai (“Levitating”) ve hatta Atomic Kitten (“Hallucinate”) albümünde yer alabilirdi örneğin. Zaten albüm “Break My Heart”ta INXS’ın efsanevi “Need You Tonight”ını, “Love Again”de ise bir başka kült şarkı olan White Town’ın “Your Woman”ını müthiş bir başarıyla sample olarak kullanıyor. Tüm bu esinlenmelerin sonunda ise asla taklit hissi vermeyen ve parıl parıl parlayan, dinleyicisine güç veren bir albüm ortaya çıkmış. Dua Lipa’nın A kategorisine geçiş biletini hemen dinleyiniz.

Bu danslar diskolar bana yaramaz diyenler için tüm yaşama arzusunu geride bırakmış gibi görünen The Weeknd’in son albümü “After Hours”u önereceğim. Weekend’in 80’ler tutkusu bu albümde de devam ediyor ama bu kez kariyerinin ilk dönemine daha yakın duran, bezgin bir albüm yapmış. Tuhaf şekilde albüm tempoyu yükselttiğinde benim ilgimi kaybetti, zaten tekli olarak yayınlanan şarkıları da beğenmemiştim. Onların yerine albümün ilk yarısındaki daha düşük tempolu ve atmosferik şarkılar (en çok “Snowchild” ve “Escape From LA”) ile albümün sonundaki “Repeat After Me” ve “After Hours”u sevdim.