MERT BELL YAZDI: OCAK 2021 TEKLİ VE ALBÜMLERİ

Mert Bell 2021'in ilk ayında çıkan tekli ve albümleri yazdı.

2021’e güzel bir başlangıç yaptık. Yeni albüm müjdeleri, uzun bir aradan sonraki dönüşler, hiç özletmeden mutlu edenler ve pek şahane sürpriz şarkılar sıralandı. İçinizi baymadan ve lafı dolandırmadan hepsine değineyim.

Melike Şahin, resmen yıllardır beklediğimiz ilk albümü “Merhem”in ilk şarkısı olan “Uykumun Boynunu Bükme”yi saldı kulaklarımıza nihayet. Bu şarkı Şahin’in bugüne kadar çıkardığı solo teklilerden çok Kutiman ile yaptığı ortaklıkları hatırlatıyor. O nedenle ağır tempolu bir hıçkırık krizi arıyorsanız burada bulamayacaksınız. Ama Şahin’in sözleri pektabii gönülden yaralı ve Uri Brauner Kinrot’un 70’lerden ilhamlı aranjesi oldukça havalı.

Albümü “Sudaki Çığlık”ın üstünden bir sene bile geçmeden yeni şarkısı “Bekledim”i çıkaran Lara Di Lara verimli bir dönem geçiriyor belli ki (nazar değmesin). Yine prodüktör Levni ile yapılan bu şarkı rahatlıkla “Sudaki Çığlık”ın bir parçası olabilir; dolayısı ile o albümü sevdiyseniz “Bekledim”i kaçırmamanızı öneririm. Sakpınar’ın ‘bu dünyadan değilmiş gibi’ kulağa gelen vokaline bayıldım.

Murat Dalkılıç 2019’da aradığını bulamadığı “Afeta”dan sonra yayınladığı teklilerle hız kesmiyor. Çok sevdiğim “Orta Yol”un ardından bir kaç eski şarkısının akustik kayıtlarını yayınlayan Dalkılıç; şimdi de Rıfat Güneş ile yazdığı “Yerin Dibi” ile karşımızda. “Orta Yol” ne kadar aranjör Ozan Bayraşa’nın kendi niş tarzında başarılı ise burada Miraç Kutlu’nun işi o kadar piyasaya yönelik ve iddialı. Bu da iyi bir şey, zira Dalkılıç’ın bir süredir böyle yumruk gibi bir şarkıya ihtiyacı vardı sanki.

Oğuzhan Koç ve Çağrı Telkıvıran ikilisinin yine arabesk bir sancıyı havalı bir pop/r&b altyapıyla bize yedirdikleri (yedirmekle kalmayıp beynimize bulaştırdıkları) “Hepsi Geçiyor”u da sevdim. Oğuzhan Koç ucundan biraz rep falan da yapsa ‘Türkiye’nin Drake’i’ olmaya soyunur bu gazla.

Çok başarılı ilk albümü “Nokta”nın ardından ne yapacağını merak ettiğim Ersay Üner birdenbire yenisi “Seni Soruyorlar”ı çıkarıverdi. Albümdeki tarzına kıyasla (orada oldukça farklı ve enteresan bir sentez elde etmişti) daha geleneksel ama daha dans edilebilir bir pop şarkısı bu; ilk dinlemede biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf edeyim. Ama sonradan aranjesindeki hoşluklar (üflemeli enstrümanların süper tatlı kullanımı) kalbimi çaldı. Üner’in kötü şarkı yazmadığını biliyoruz zaten artık bu noktada.

Bu ay boyunca daha önce duymadığım iki sesi de keşfetmiş oldum; bunlardan ilki Nil Ergun. Hakkında fazla bilgiye sahip değilim ama Ergun fazlasıyla umut vaat eden bir şarkıcı, Güneş Ergun tarafından yazılan “Çiçek” ise Ergun’un tüm hünerlerini sergilediği bir egzersiz değil belki (ki öyle olmasına da gerek yok) ama harikulade bir aşk şarkısı. Her yaptığına tav olduğum Genco Arı’nın aranjesi de çok şık. Dinlerken bana 90’lar Sibel Alaş’ını hatırlattı “Çiçek” ve bu elbette ki çok iyi bir referans. İkinci isim Damla ise 2017’den beri şarkı yayınlamasına rağmen ilk kez yolumun kesiştiği biri ve söz konusu şarkısı “Elim Kaydı”üzerinden konuşursam tanıştığımıza çok memnun oldum. Sürekli derbeder sözleri olan şarkılar dinleyen biri olarak bu ‘ex’ini görüp heyecanları tavan yapan kadın beni de harekete geçirdi açıkçası. Damla’nın kendi yazdığı bu şarkı güzel bir enerjiye sahip; Orhun Sevindik’in aranjesi de besteyi güzelce taşıyor.

Mete Özgencil’in desteğiyle yoluna devam eden Görkem Sengel’in yeni şarkısı ise aslında çok eski bir hikayesi olan, 1966 yılında Hildegrad Knef tarafından Almanca yorumlanan “In Dieser Stadt” şarkısının Türkçe çevirisi olan “Bu Şehir”. Bu şarkı seçimi; Sengel için daha olgun ve oturmuş bir tarzın alameti, Özgencil ile birlikte Türkçeleştirdiği sözler ise herkesin kendi anılarını yakalayabileceği kadar samimi olmuş. Tomek Garber de düzenlemede 1966’yı 2021’e getirirken hem kontrollü hem de modern bir iş çıkarmış.

Gelelim 3.5 yıllık bir aradan sonra aramıza dönen Gizem’e. Onurr ve Ozan Çolakoğlu imzalı yeni şarkısı “Tabu” öncelikle bu iki isim nedeniyle bile bir iddia taşıyor. Ama projedeki daha da iddialı taraf; bu şarkının tek başına Gizem’i bir önceki işi “Aşk Uykusu”nun şarkıları toplamından daha çok yansıtması ve ona daha çok yakışmasında. Onurr’un bu marş yürüyüşlü şarkılarına “Çak Bir Selam” ve “Olmamış mı?” gibi büyük hitlerden aşinayız; ama rahatlıkla söyleyebilirim ki Gizem’in yorumunda bu şarkıların yorumcularının mesafeli tavrını hatırlamanız imkansız; Gizem’i ön plana çıkaracak olan da bu sıcaklığı ve bu şarkıyla üstüne oturan yeni cesareti olacak.

Geçtiğimiz ayın en tatlı sürprizlerinden biri ise Merve Deniz’in ilk olarak Haziran ayında yayınladığı karantina şarkılarından oluşan “Dünya Evim” albümünün dijital platformalara aktarılması oldu. Karantina süreci hepimiz için yeni bir durumdu ve bu durumun yaratıcı insanların ruh hallerine yansıyışını deneyimlemek açısından bu albüm iyi bir fırsat. Benim en çok hoşuma gidense Deniz’in “Sevmem” ve “Humus” gibi şarkılara yazdığı sözlerle tuhaflıklarını korkusuzca sergileyebilmesi oldu. Evet, albüm ilk şarkı “Günümsün” ile ‘Nil Karaibrahimgil günlüğü mü okuyacağım?’ hissi veriyor en başta ama nefis nakaratı ile bir sinyal müziği gibi ayıltan “11 Dakika”da işler değişiyor. Deniz ve aranjör Can Oflaz albümde bir tarihi figürden etkileyici bir hikaye çıkarırken (“Lady Godiva”) bir yandan meditatif sayılabilecek harikulade bir şarkıya da (“Kapı”) imza atmışlar. Yine de benim favorim bu koleksiyonun en romantiği olan ve Deniz’in vokalini en muhteşem duyduğumuz “Son Damla” oldu.

Dinleyip pek umduğumu bulamadığım bir albüm ise Nova Norda, Sedef Sebüktekin, Birkan Nasuhoğlu ve Canozan’ın karantinada bir eve kapanıp beraber kaydettiği “Evde” isimli albüm oldu. Bu albümün Merve Deniz’in albümünden farkı şarkıların karantina ilhamlı olmaması; bu elbette bir sorun teşkil etmiyor ama bu yetenekli dört insanın bir araya gelişinden ortaya bir sentez çıkmaması esas hüsran oldu benim için. Nasuhoğlu ve Canozan’ın dinleyicisi sayılmam zaten ve burada da bu dörtlü içerisindeki en iyi pop şarkı yazarının (“Bir Yol Buldum”) Nova Norda; en güçlü sözlerle (“Zehir”) burun direği sızlatanın da Sedef Sebüktekin olduğu bir kere daha anlaşılıyor.

Sertab Erener’in 1994 yılında bile muhteşem bir şarkıcı olduğunu deneyimlemek için o yıla ait “L’al” albümü konser kaydı “Ah Şişede La’l”i ve kendi yazdığı şarkısının bu zamana kadar en çok yakışanlardan biri olduğunu duymak için Aleyna Tilki’nin “Nehir”ini önererek sizleri salıyorum.

Mert Bell’in hazırladığı GZone Top 50 çalma listesi Spotify’da!

https://track.adform.net/C/?bn=47497305 1x1 pixel counter :