MERT BELL’DEN VİDEOLU-MÜZİKLİ YAZI: BANA SADECE AŞKTAN SÖZ ET

GZone müzik yazarı Mert Bell, son günlerin dikkat çeken müzik çalışmalarını ele aldı. Tan Taşçı’nın yeni albümü, Hande Yener, Emrah Karaduman, Ariana Grande ve Gökhan Türkmen’den bahseden ve video kliplerle renklenen bu yeni yazıyı aşağıdan okuyabilirsiniz. 

Türkçe popun en iyi seslerinden birine sahip Tan Taşçı’nın son albümü “Bana Aşktan Söz Etme” bu ayın başlarında yayınlandı. Şarkılar albümün ismine inat ısrarla aşktan söz ediyor belki ama şarkıcının “bana aşktan söz etme” demesi harika bir 90’lar popu güzellemesi olan son şarkı “Yalan” ile gerçekleşiyor bir şekilde.

Albümün açılışını yapan ve ilk video için de seçilen “Aşksa Gel” şarkıcının diskografisi açısından önemli bir yerde duruyor. Bu, nağmeleriyle gürül gürül şarkı söylemesine alışık olduğumuz Tan için enteresan bir seçim, çünkü klavye temelli aranjesiyle bir chill-pop deneyimi sayılabilecek şarkı boyunca son derece sakin ve sınırlı bir performans deneyimliyoruz. Daha ilginci, ilk aranje deneyimi olan bu şarkıda Tan’ın sesini efektlere rahatlıkla teslim etmesi (hoş, kimsenin onun sesinin gücünden kuşkusu yok).

Bu yeni ve tazelenmiş anlayış, dj/prodüktör ikili Catwork ile kotarılan şarkı “Zora Sarıldık” ile devam ediyor. Hatta ikili “Aşksa Gel” için yaptıkları remake’i de Tan’ın orijinal aranjesi üzerine kurmuş. Şarkıcının alışık olduğumuz “damar” söz ve melodilerini daha serin ve elektronik bir halde servis etmek harika bir fikir diye düşünürken bir aşkın ölüm fermanı olan “Yar Elinden” başlıyor. Okan Akı’nın vokali ön plana çıkaran minimalist gitarlı aranjesi üzerinde Tan şarkıya hakkını fazlasıyla veriyor (benim favorilerimden biri ve aslında Tan’ı en çok duymak istediğim tarz/tavrın örneği bu).

“Old-school Tan” severleri mutlu etmek için yapılmış “Hafız” ise kötü bir şarkı değil, muhtemelen şarkıcının canlı performansları sırasında çokça istek alacaktır ancak nakarat bölümü bana Zakkum’un “Ben Ne Yangınlar Gördüm”ünü hatırlattı. Yine de, benzediği şarkı gibi gayet radyo-dostu olduğu ve bu albümün tıklanmasına fazlasıyla katkıda bulunacağı da aşikar. Benzer bir durum “Ne Olursan Ol Gel” için de geçerli.

Tan’ın kariyeri açısından bir U dönüşü sayılmasa da şahane vokalinin çok yönlülüğünü ve müzikal çeşitliliğin altından kalkabileceğini göstermesi açısından önemli sayılacak bir albüm. Artık kendi yapım şirketini de kurduğuna göre bir sonraki ve daha cesur hamlesini merakla bekliyorum.

Bir cesur hamle yaparak İngilizce şarkı söylemeyi deneyen Hande Yener’in “Love Always Wins”i şarkıcının elinde patladı sanıyorum. Homofobik bir ekipten çıkan LGBT sloganlı bir şarkının tutmasını da istemezdim açıkçası. Keşke yaz başında çıkardığı “Beni Sev” ile hatırlasaydık Yener’i bu yıl ama her zaman olduğu gibi bir tatsızlık çıkarmayı ihmal etmedi.

“Yeni altın çocuk” olarak gözümüze sokulan Cem Yenel’in ilk şarkısı “Aşk Bu Biter Mi”yi ise çok sevdim. Kendisi altın mıdır platin midir henüz bilemiyorum ama Murat Güneş ve aranjör Volga Tamöz’ün eseri olan ilk şarkısı son derece modern ve akıcı, şarkıcının yaşına uygun.

Altın çocuk olmadığını ispatlayan Emrah Karaduman’ın ikinci albümü “BombarDuman” ise popüler kadın vokallerin desteğine rağmen sıkıcı, tekrarlı ve demode (Oben Budak’ın tabiriyle “Nürnberg popu”). Aranjör nasıl becermişse ilk albümünden de daha zayıf bir işe imza atmış. Umudumuzu her daim diri tutan Aleyna Tilki’nin “Sevmek Yok”una ve Ebru Yaşar’ın bir parça çekilir kıldığı “En Güzel Yenilgim”e bir şans verin dilerseniz, diğer şarkılar bir kabus gibi çöküyor göğsünüze.

Her zaman iyi müzik yapmanın peşinde olan Gökhan Türkmen’in sentez projesi “Synesthesia” kendisinden beklediğim gibi son derece tatmin edici olmuş. İki şarkıdan oluşan bu proje Serhat Tekin’in yazdığı daha önce Türkmen tarafından söylenen “Dene” ve Yavuz Çetin’in kült klasiği “Yaşamak İstemem”i ile Nil Karaibrahimgil’in “Seviyorum Sevmiyorum”u ve Depeche Mode’un efsanevi “Personal Jesus”ını birleştiriyor.

Yabancı popta ise çıktıkları günden beridir Nicki Minaj, Ariana Grande ve Troye Sivan albümlerini döndürüp duruyorum. Minaj’ın albümü “Queen” bir klasik değil belki ama Cardi B ile sonu ayakkabı fırlatmaya kadar giden pr münakaşasına gerek bıraktırmayacak kadar güzel aslında ve hip-hoptan hızlıca sıkılan beni bile başından sonuna kadar oyalayabiliyor.

Grande hem satış ve tıklama açısından hem de eleştirel anlamda yılın pop albümünü (“Sweetener”) yapmış gibi görünüyor. Kendisine olan hayranlığımı beni biraz takip edenler biliyordur zaten. Eski sevgilisi Mac Miller’ın intiharı ile sarsılan Ari’nin kısa zaman içinde toparlanıp güzelim  albümüne video üstüne video yapması bekliyorum (ilk tercihlerim “breathin”, “everytime” ve “goodnight n go” ama her an değişebilir).

“Kesinlikle altın çocuk” Troye Sivan’ın ikinci albümü “Bloom” ise hiçbir yanlışı olmayan 10 şarkılık minik bir pop başyapıtı. Queer-pop’un peşindeyseniz kulaklarınızda olması gereken şarkılar bunlar. Eğer hala dinlemediyseniz bu yazının ardından Sivan’ın spotify sayfasına ışınlanıyorsunuz.

Her sonbahar bir şekilde hayatımıza girmeyi beceren Lana Del Rey’in yoldaki albümü “Norman Fucking Rockwell”den çıkan ilk iki şarkı “Mariners Apartment Complex” ve “Venice Bitch” kulaklara ziyafet iken yaz modunda kalmayı ısrar edenlere ise Childish Gambino’nun yine iki şarkılık “Summer Pack”ini hararetle öneriyorum. Bir de Eylül’de çıkmasına rağmen tüm yaz duyduğum şarkılardan daha çok yaz enerjisine sahip Dua Lipa, Mark Ronson ve Silk City ortaklığı “Electricity” var.

Sam Smith’in Calvin Harris’i drag queenler ve ballroom kültürü ile buluşturduğu yeni videosu “Promises”e de bir göz atmak lazım.