863269c786
nusret

NUSRET: YENİ HEDEFİM DÜNYANIN EN İYİSİ OLMAK

Ünü dünyaya ulaşan ”sosyete kasabı” Nusret, Hürriyet Gazetesi yazarı Ayşe Arman’ın sorularını yanıtladı. İşte Nusret’in hayatına dair bilinmeyenler…

Nusret, bütün dünya seni konuşuyor. Ne diyorsun?

“Allah” diyorum, ne diyeyim…

Nasıl açıklıyorsun bu durumu?

Valla, açıklayamıyorum. Instagram’a bir video koyuyorum, 7 milyon kişi izliyor. 2 milyon takipçiye ulaştım, düşün. Yolda yürüyemez oldum, herkes benimle selfie çektiriyor. Anneler, “Oğlum mutfağa giriyor, bonfile yapıyor, sizin gibi tuzluyor ve videosunu çekip YouTube’a yüklüyor” diyor. Dünyanın en çok izlenen talk show’larında benden bahsediliyor.

Davet aldın mı?

Almaz mıyım? Hepsinden! Dil sorunum olmasa, çıkacağım. Reklam teklifleri yağıyor. Avustralya’da duvar resimlerim yapılıyor. Tamam, benim de hedeflerim vardı. İlk işe başladığımda, “Türkiye’nin en iyisi olmaya çalışacağım!” diyordum. Dubai’yi açtıktan sonra, “Ortadoğu’nun en iyisi!” dedim. Ama bu kadarını ben bile hayal edememiştim!

Yeni hedeflerin?

Avrupa’nın hatta dünyanın en iyisi olmak diye bir durum var artık! Bir buçuk aya kadar Doha’da, sonra sırasıyla Londra ve New York’ta restoran açacağız. Çalışmaya devam. Çünkü benim asıl işim şov değil, et. Ette iyi olduğum için bütün bunlar oluyor. Fakat sadece işimi iyi yapmam da yeterli değil. Artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, yaptığın işin bir hikâyesi olması gerekiyor. O hikâyeyi satman gerekiyor, insanları büyülemen, ilgilerini çekmen gerekiyor. Hepimizin kendimizden bir marka yaratmamız gerekiyor. Yoksa kimseye ekmek yok! İnanılmaz bir rekabet var, sıyrılmanın yolunu bulacaksın.

 

Kulağım sızde ğözüm ette

A post shared by Nusr_et#Saltbae (@nusr_et) on

 

Sosyolog gibi konuştun…

(Gülüyor) Yok yahu! Ne sosyoloğu? İlkokul mezunu adamım ben. Eğitimim yok. Ama her şeyi çabuk öğrenen bir adamım. Zaman içinde de kendimi geliştirdim. Hâlâ uğraşıyorum. Ama nereden geldiğimi de hiç unutmuyorum.

İnsanlar bazen unutuyor olabilir mi?

Olabilir. Sinir oluyorlar bana. Görgüsüz buluyorlar. İyi de kardeşim, ben bir maden işçisinin oğluyum. Annem-babam okuma-yazma bilmiyor. Maddi yetersizliklerden dolayı ben de okuyamamışım. Altıncı sınıf terk. Ama demek ki bir şeyler de varmış ki bende, su satarak, ayakkabı boyayarak iş hayatına atılmışım, 14 yaşında kasaba girmişim. Çırak olarak. Et benim tutkum oldu. Hakkımda atıp tutanların, bir ömür çalışamayacağı kadar çalıştım ben! Hâlâ çalışıyorum. Çalışmadan bir halt olmuyor. 34 yaşındayım, 20 yılda buralara geldim… Hiç de fena değil!

Kim ne derse desin, seninki bir başarı öyküsü. Peki sence, neden sosyal medyada bir mesajın milyonlarca paylaşılıyor? Neden milyonlarca insan seni takip ediyor?

Çünkü yapılmamış bir şeyler gösteriyorum. Orada, etle birtakım numaralar çeken bir adam görüyorlar. Ama el becerilerimi filan da görüyorlar. Bir de role giriyorum, karizmatik havalar basıyorum, kendimle dalga geçiyorum. E, hoşlarına gidiyor. Fark yaratıyorum yani. Millet, zaten oyalanacak bir şey arıyor, “Dur bakayım Nusret ne paylaşmış, biraz gülelim!” diyor.

Seninle dalga geçilmesi, ti’ye alınman canını sıkmıyor mu?

Yok canım. Ben de kendimi ti’ye alıyorum. Ne var bunda? Dünyadaki pek çok insan da kendisiyle dalga geçiyor. Bizim ülkemiz kasıntı dolu. Sosyal medyanın bu kadar ciddiye alınacak bir tarafı yok.

Bir sosyal medya ekibin mi var? O videoları kim çekiyor?

(Gülüyor) O anda bizim garsonlardan hangisi boştaysa, o çekiyor. Fikri buluyorum, birinin eline telefonu veriyorum, çekiyor. Benim menajerim yok, PR’ımı yapan yok, akıl danıştığım biri yok, her bi haltı kendim yapıyorum.

Bu geldiğin noktayı nasıl değerlendiriyorsun?

“Nusret” deyince, “Türkiye” diyorlar. Bu hoşuma gidiyor. Bir Türk kasabı olarak, sunduğum etle, bir dünya markası olmak istiyorum. Eskiden insanlar, “Ben kasabım!” demeye utanırlardı. Şimdi herkes kasap olmak istiyor. Bu da hoşuma gidiyor. Ben garsonlarıma diyorum ki, “Sizden ilk beklentim, işinizi iyi yapmanız, çok iyi yapmanız! Bu, olmazsa olmaz! Ama sonra şu: Sıradan olmayın. Hepiniz, birbirinizden farklı olun. Kendinizden karakterler yaratın. Tertemiz olun ama isterseniz saçınızı uzatın, küpe takın, ilginç bıyık bırakın. Bir tarzınız olsun!” Bizim ekip böyle…

 

Bana trump'bı bagla

A post shared by Nusr_et#Saltbae (@nusr_et) on

 

Aslında sektöre büyük bir faydan var…

Sadece sektöre değil, bence turizme de var. İnsanlar İstanbul’a geldiğinde, uçaktan inip daha bagajlarını otele bırakmadan Nusret’e geliyorlar. Böyle söyleyince de, “Amma ukala adam, kendini övüyor!” diyorlar. Ukalalık ya da kibir değil, gerçeği söylüyorum. Dubai’ye açtık mesela, Araplar ölse ayakta beklemez. Bir ay sonraya rezervasyon vereceksin, “Tamam” diyecekler. Demezler! Ama burada da böyle bir durumumuz var. Rezervasyon yaptırmalarına rağmen gelip, bir saat de bekliyorlar. Ama biliyorlar ki değecek.

13-14 yaşında yola çıkarken neyine güvendin abi!

Ben iş şişirmem abla! Bu işe başladığımda, temizliği bile farklı yapıyordum. Yerleri bile başka türlü süpürür, silerdim…

Peki kendine koyduğun hedef neydi? Zengin olmak mı, ünlü olmak mı? Tüm dünyanın tanıdığı bir adam olmak mı?

Yok ya, ilk hedefim, yaptığım işi en iyi şekilde yapmak ve müşteriye de bunu yansıtmaktı. Günaydın’da çalışırken, “Ben dünya markası olacağım!” diye bir hedefim yoktu.

Ferit Şahenk’e kadar dünya markası hayallerin yoktu yani…

Evet. Günaydın’a girdikten 7-8 sene sonra kardeşlerimle beraber bir şeyler yapmak istemiştik. Elimizde bir değerimiz vardı ama sermayemiz olmadığı için beceremedik. Ama 2010’da Nusret’i kurduktan sonra, “İstanbul’un en iyisi olmak!” diye bir hedefim vardı. Sonra zaten Ferit Abi’yle yollarımız kesişti ve gerisi geldi…

 

İyi atliyorsun dediler (bu aksam Ankara nusretteyız

A post shared by Nusr_et#Saltbae (@nusr_et) on

 

Bu işte başarının olmazsa olmazları neler?

İnsan ilişkileri. Duygusal zekân gelişmiş olacak, empati yapabileceksin. Müşterine özel hissettireceksin. Müşteri olarak sen bir yere gittiğinde kendini özel hissetmek istemiyor musun? İstiyorsun. Sana isminle hitap edilmesini istiyorsun. Neyi nasıl sevdiğini bilmelerini istiyorsun… Her seferinde yeniden tekrar anlatmak istemiyorsun, sana evine gelmiş gibi davranılsın istiyorsun…

Sen de bunların hepsini yapıyor musun?

Tabii. Ne yer, ne içer, ne sever ya da nasıl pişmiş sever bunların hepsini bir şekilde aklımda tutuyorum ki, geldiğinde, “Ahmet Bey, hoş geldiniz!” dediğim zaman, misafirlerinin yanında onore olsun…

Dikkat ettim, otelde herkese “Merhaba” diyorsun. Bütün çalışanlar seni seviyor. Kimi görsen sohbet ediyorsun, kapıdaki adamdan  bell boy çocuğu kadar…

Bunu taktik olarak değil, içimden geldiği için yapıyorum. Karakterim bu. Ama bunun işime çok faydası var. İnsan seven bir adamım ben…

 

Zubizu her yerde dedi bide pis dalarim dedi

A post shared by Nusr_et#Saltbae (@nusr_et) on

 

Niye bu kadar çok yerde restoran açıyorsunuz?

Çünkü bir nokta geliyor, sen, istemesen de büyüyorsun. Diyorum ya, Türkiye’nin dünyada markalaşmış restoranı olmak istiyorum. Nasıl dünyanın her yerinde İtalyan restoranları var. Şahane bir Türk mutfağımız olmasına rağmen, markalaşmış bir restoranımız yok. Ben onu yapmak istiyorum işte. Seni marka yapacak, büyütecek, önünü açacak yerler de belli. İstanbul’da oldu, Dubai’de oldu, şimdi sırada Londra ve New York var…

 Peki sen ballı mısın? Şansın yardım ettiğini de düşünüyor musun?

Şans var tabii ki. Şansa inanıyorum. Ama insanlar, kendi şansını kendisi yaratır. Sen burada otururken, havadan, “Şanslıyım!” diyebilir misin? Başarılı olma şansın var mı? Oturarak başarıya ulaşan tek varlık tavuk! Ben sabah 7’de başlıyorum hayata. Bir saat sporum var, kendime ayırdığım vakit. Gerisi tamamen iş, gece saat 1’de hâlâ restoranda görürsün beni…

Sen aslında et seçiyorsun, kesiyorsun, pişiriyorsun, servis ediyorsun, masa masa dolaşıyorsun, şov yapıyorsun, sosyal medyada paylaşıyorsun, kendi restoranının bir de tanıtımını yapıyorsun…

Aynen öyle! Bu bir iş değil artık, benim hayatım. Benim başka hayatım da yok. A’dan Z’ye her şeyiyle ilgileniyorum. Şu ana kadar açmış olduğumuz restoranların hiçbirinde ne PR, ne tanıtım, ne de açılış yaptık. Sadece 2010’da yeni yere taşındığımızda küçük parti tarzında bir şey yapmıştık. Onun dışında her şeyi kendim yapıyorum.

Ferit Şahenk’le ortak olmasaydın bu kadar hızlı ve çabuk büyüyebilir miydin?

Benim bu hayatta üç tane şansım oldu. Ama  ben de çok iyi değerlendirdim. Birincisi, Cüneyt Asan. Benim ustam. Onun yanında yetişmemiş olsaydım, bugün burada olamazdım. Kendisine çok teşekkür ederim. İkincisi şansım, Mithat Erdem. İyi ki ortak olmuşuz. Beraber bir yola çıkmışız. Birbirimizi tamamlamışız. Üçüncüsü de Ferit Şahenk. Bana güvendi ve destek oldu. Bugünlere geldik…

 

Birsey demediler

A post shared by Nusr_et#Saltbae (@nusr_et) on

 

TÜRKİYE’NİN DÜNYA MARKASI OLMASINI İSTİYORUM

Sadece sosyal medya fenomenliği beni kesmez! Ben Türkiye’nin bir dünya markası olmak istiyorum. İstanbul’da başardım, Dubai’de başardım, sırada Londra ve New York var…

İŞTE BENİM İMZALARIM: SPAGETTİ, LOKUM, KAFES, NUSRET VE ASADO

Senin icat ettiğin, imzan haline gelen et türleri neler?

Birincisi spagetti, ikincisi lokum, üçüncüsü kafes, dördüncüsü Nusret spesiyal. Beşincisi ise Asado. Bunlar benim pişirme tekniklerimle, benim koymuş olduğum isimler.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayın…

İlginizi Çekebilir

kerimcan-durmaz

KERİMCAN DURMAZ: KENDİMİ AFİŞE ETMİYORUM, SAKLAMIYORUM DA

Türkiye’nin en büyük sosyal medya fenomeni Kerimcan Durmaz, Posta gazetesiyle yaptığı söyleşide kariyerinden cinsel yönelimine ...