OBEN BUDAK’LA YENİ KİTABI, KRAL TV VE LGBTİ ÜZERİNE KONUŞTUK

GZone Dergi'nin Ocak-Şubat 2019 sayısındaki sürpriz konuğu Oben Budak, iki aylık sayımızın Şubat kapağında yer aldı.

VJ, DJ, Dergici, Yazar, Köşe Yazarı, İşletmeci ve Şarkıcı olarak çok yönlü kariyeriyle gündemde olan Oben Budak, 11 Şubat’ta raflarda olacak yeni kitabı “Ben De Seni Sevmiyorum” öncesindeki ilk röportajını GZone’a verdi.

RÖPORTAJ: MURAT RENAY

FOTOĞRAFLAR: AYTEKİN YALÇIN

MODA EDİTÖRÜ: ALEXANDER KOKO

-Çok yönlü ve farklı alanlarda üretiminin olduğu bir kariyerin var. Aslında kariyerin demek de itici geliyor, “hayatın” diyelim. Yazar, köşe yazarı, DJ, VJ, dergicilik, şarkıcı, işletmeci. Peki sen en çok hangi alanı sevdin ve en çok hangi alana verdiğin emeklerin karşılığını alamadın ya da gücendin?

Ne güzel bir yaklaşım oldu, hayatımdaki bu çeşitliliği uzun süre kimseye açıklayamadım. Birbirinden farklı işler gibi gözükse de aslında hepsi de eğlence etrafında dönen işler. Bir zamanlar ülkemizde gece hayatı inanılmaz hızlıydı ve ben de eğlence hayatı yazarıydım. Sonra eğlenmeyi sevdiğim için partiler düzenlemeye başladım. Müziğin hayatımdaki yeri konservatuvara gidecek kadar büyük bir tutku halinde olduğundan milletin çaldığı şarkılar yerine kendi seçimim olan şarkıları çalmak istedim ve düzenlediğim partilerin DJ’liğini de üstlendim. Sonra o da yetmedi giderek kötüleşen gece hayatına inat istediğimiz gibi eğlenebileceğimiz mekan açalım dedik. Ama en kötüsü oydu galiba, ortağımız biraz aç kalmış, hepimizin hakkını yedi bitirdi. 

“Günümüzde insanlar birbirlerinin üzerine basarak statü değiştirmeyi kariyer olarak adlandırıyor.”

-Artık çoğunlukla Atina’dasın. Aslında bildiğimiz sebeplerdir eminiz 🙂 ama neden oraya yerleşme kararı aldın?

Atina’ya gelmeden önceki sene fark ettim ki İstanbul’daki hayatımda insanlardan çok hayvanlarla, bitkilerle vakit geçirmeye başladım. Yeni ilişkilere ayak uyduramıyorum ben. Günümüzde insanlar birbirlerinin üzerine basarak statü değiştirmeyi kariyer olarak adlandırıyor. Fırsatı olan karşındakinin gırtlağını sıkacakmış gibi geliyor. Hal böyleyken İstanbul’a biraz ara vermek istedim. Atina, benim hayatımda, dört mevsim gidilen bir yazlık gibi. İlişkimiz taze olduğu için şu an büyük aşığım kendisine. Umarım o da bana karşı boş değildir. 

-Gündemdeki bir konuya dalalım. Kral TV’nin kapanması hakkında ne hissediyorsun? Senin zamanındaki Kral Tv ile son 10 yıldaki Kral TV arasında büyük farklar var. O zamanki deneyimini ve bu kanalın son dönemlerini değerlendirmeni istesek?

VJ olduğum dönemde Kral tekeldi. O kadar çok izleniyorduk ki, reyting sıralamasında ilk 10’a girdiğim günleri bilirim. Müziğe çok şey kattı ama yeniliklere açık olmaması nedeniyle zamanın gerisinde kaldı tabii ki. O dönemki patronların arkadaşıysan ödül alıyordun, klibin daha çok çalınıyordu falan. Bir keresinde Sezen Aksu törene gelmedi diye ödülünü alıp Yonca Evcimik’e verdiler, düşünsene sistemin çarpıklığını. Günümüzde hala böyle yayınlar var, arkadaşına ödül verip komik duruma düşenler 2019’a gelindiğinde de yaşıyor valla, kurtulamadık. 

-Müzik kanalları müziği değil de isimleri destekledi öyle mi?

Tek suçlu müzik kanalları değil aslında. Türkiye’deki müzik şirketlerinin başında esnaf zihniyetli patronlar bulunmakta. Müzikten anladıkları tek şey; bu satar-bu satmaz! Yeni ama güzel olanı keşfetme gibi bir durumları yok ama tıpkısının lacivertinden onlarca kopya üretmeyi iyi biliyorlar. Yenilemiyorlar kendilerini. Sırf kral da değil, Powertürk diye bir televizyon hala var mı bilmiyorum ama en son rap şarkıları çalmıyordu, akıllarını yitirmiş olmalılar. Ezhel, Şehinşah yeni nesli ele geçirmişken sen onlara kucak açmıyorsan git kendine süpermarket aç, paranı oradan kazan. Müzik kanalı dediğin şey müziğe destek vermeli.

“Canının istediği gibi davranmak istesen hemen ağzının payını alıyorsun”

-Elbette bu soru o dönemki ve şimdiki özgürlükleri (!) akla getiriyor. Sence o zamandan bu zamana hayatımızda ve özellikle de ikili ilişkilerde neler değişti?

Özgürlük sadece evin içinde yaşanabilen bir şey haline geldi. Herkesin koyu giyindiği bir ülkede sen renkli bir şey giyin, hemen marjinal oluyorsun. Canının istediği gibi davranmak istesen ağzının payını alıyorsun. Tek tip olmamız istenirken keyfine göre yaşamak isteyenler hemen yaftalanıyor. Sen öyle yaşa ben de böyle yaşayayım, ne var bunda? Olmaz, sen de benim istediğim gibi yaşayacaksın. Bir sürü raporsuz deliyle birlikte yaşıyoruz, üstelik sayıları o kadar fazla ki “çoğunluk böyle istiyor” sözünün arkasına sığınabiliyorlar. Çoğunluk öyle istese ne olacak, futbol takımı değiliz ki biz, hepimiz ayrı bireyleriz. 

-Yeni kitabına gelelim: Bir kadının ağzından yazmışsın hikayeni. Neden bunu tercih ettin?

Kahramanım Defne bir kadın evet, oturup kendi hayatımı yazmadım. Tabii ki yaşadığım majör hikayeleri kitabıma aldım ama sadece benim yaşadığım hikayeler yok, arkadaşlarımın başına gelenler de var. Kitabımdaki hikayelerin %80’i gerçek! Ortak problemlerimizden bahsediyorum aslında. Hepimiz toy dönemlerimizde birileri tarafından kandırılıyor, kullanılıyor ve sonrasında bir kenara atılıyoruz. Ben de Seni Sevmiyorum’da kolay kandırılan birinin kendini ve aşkı bulma hikayesini anlatıyorum. İnandırıcılık bakımından karakterin kadın olması gerekiyordu. Bize göre daha naifler, daha çabuk etkilenebiliyorlar. Bu yüzden Defne üzerinden anlattım olayı, bu şekilde komedisi daha fazla oldu. Çevremde o kadar çok Defne gibi özel hayatında haksızlığa uğrayanlar var ki, kendi yaşadıklarımı da ekleyince ilham almak zor olmadı. 

OBEN BUDAK’tan yeni kitabı BEN DE SENİ SEVMİYORUM hakkında:
Kadın-erkek, erkek-erkek hiç fark etmeksizin nasıl kandırıldığımızı yazdım. Aşkın form değiştirip artık neredeyse sadece çıkarları doğrultusunda birleşen yeni nesili anlattım. Bir tür kişisel gelişim kitabı da denebilir. Bilirsin beni, pozitifimdir, hikayelerimle birilerinin hayatını pozitif etkileyebileceksem -ki bana öyle geliyor- ne mutlu. Kapağımı Emre Yusufi yaptı. Hayranı olduğum sanatçının kapağımı yapması benim için çok özel.

-Kitabın ana karakteri Defne kendisini beraber olduğu insanlara göre tanımlayan hatta mutluluğunu da onlara endeksleyen biri gibi geldi bize. Peki ya sen, mutluluğunu birlikte olduğun insanlara göre mi tanımlarsın?

Evet, çok uzun bir süre hayatı bu kafada yaşadım. Ekseninde biri olmayınca yaşadığını hissedemeyenlerdendim. Aşkı hayatın merkezine değil de anca dördüncü ya da beşinci sıraya koyman gerektiğini daha yeni öğrendim. Kitabı da bu yüzden yazdım aslında. Ben yandım, siz yanmayın kafası. Özellikle hayatı hakkında bocalayanların okudukları zaman “Evet ya, neden öyle olmasın ki” sorusunu kendilerine sormalarını arzu ettim. Ben bu olaya biraz geç uyananlardanım çünkü. 

“Sırf cinsel yönelimleri farklı diye suçsuz yere insanların öldürüldüğü bir ülkede rol yaparak huzur içinde başını yastığa koyuyorsan söyleyecek söz bulamam”

-Kitabında kendisini gizleyen eşcinseller de var. Gerçek hayatımızda da bu tiplerden çoğunlukla var. Bir hayati tehlikesi olmadığı halde cinsel yönelimini gizleyenler için ne düşünüyorsun?

Kendi içinde yaşayabilirsin bunda bir problem yok ama benim derdim kendini olmadığı biri gibi gösterenlerle. Eşcinsel olmadığı halde -mış gibi davranıp kendine hayran olanları kullanan bir sürü tip var piyasada. Aynı şekilde eşcinsel olup da çıkar uğruna kadınları parmağında oynatanlar da var. Her ne olursa olsun karşındakini kullanan insan türünü sevmiyorum ben. Kitabımda bu tip karmaşık ilişkilerden bolca bulunmakta.

-Peki ya ünlülerin birçok kişiye örnek olabilecekleri halde kendilerini gizlemelerine ne diyorsun? 

Ünlü ve sevilen biri olup da cinsel yönelimini gizlemeyi anlarım, sonuçta bu bir seçim. Kimsenin kimseye böyle bir bilgiyi açıklama zorunluluğu yok fakat hayatının gerçeğini sanki kötü bir şey yapıyormuş gibi  örtmeye çalışmayı zavallıca buluyorum. Bana göre birçok dengeyi değiştirecek güce sahip olup da susmak ayıp bir şey. Sırf cinsel yönelimleri farklı diye suçsuz yere insanların öldürüldüğü bir ülkede rol yaparak huzur içinde başını yastığa koyuyorsan söyleyecek söz bulamam. Hayran kaybederim, para kaybederim diye düşünüp hayatlarını yaşamıyorlar, çok acayip. Belki bir on sene sonra Caitlyn Jenner gibi ortalığa saçılan starlarımız olur, neden olmasın. 

-Eski Türkiye ve Yeni Türkiye’yi düşünürsek, gece hayatını da hesaba katarak “gay life”ta sence neler değişti?

Türkiye’de toplum normları her dönem bir takım engeller koydu gaylerin önüne. Bir noktada eskisi, yenisi yok bunun. Gay olmak her zaman mücadele gerektirdi. Ancak diyebilirim ki şu an gayler kendilerini geçmişe kıyasla çok daha net biçimde ortaya koyabiliyorlar. Bir kere daha cesurlar. Eski starlar daha politikti şimdi en azından kendini gizlemeyen isimler var. O dönemde iş bulamayan birçok gay yeni açılan sektörlerde para kazanabiliyor. Gay life diyerek aslında fark etmeden ayrımcılık yapılıyor. Hani artık ödül törenlerinde kadın erkek ayrımı yapılmadan ödüller verilmeye başlandı ya, bu dalga gelişip gay-straight ayrımcılığını da ortadan kaldıracak gibi geliyor bana ama tabii ki bir hayli zaman var. Aynı duyguları hissediyor, aşkı aynı şiddette yaşıyorsan hayatları neden ayırıyorsun ki? 

“LGBTİ topluluğu ne kadar haklarını bilir, okur eder, mesleğine dört elle sarılırsa o kadar toplumla bütünleşir”

-LGBTİ topluluğu daha çok özgürleşmek için sence neler yapmalı?

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığından kurtulmamız gerekiyor acilen. Bir taraf rahat rahat hayatına devam ederken diğer yanda hayatı kabusa dönüştürülen bireyler var. Gençler Instagram’dan yazıyor; ailem beni tedavi ettirmeye çalışıyor, ne yapabilirim diye… Bu durum karşısındaki çaresizlik ağır geliyor bana. Önce bu durumu çözmek gerekiyor galiba, Fazla iyimser düşünüyor olabilirim ama eşcinselliğe hastalık gözüyle bakanların ne kadar cahil olduğunu onlara anlatabilsek eşit yaşam hakları kazanılacak gibi geliyor bana. İnsan bilmediği şeyden korkar ya, bu durumun ucu cehalete dayanıyor. Özgür olmak için de çok klişe olacak ama eğitim şart. LGBTİ topluluğu ne kadar haklarını bilir, okur eder, mesleğine dört elle sarılırsa o kadar toplumla bütünleşir. Yani bence özgürlüğün temelinde bu yatıyor. Sadece karşı tarafı değil kendini de eğiteceksin.

-Kitap sonrası 2019’da seninle ilgili neler bekliyor bizi? Planlarını anlatır mısın?

Ben de Seni Sevmiyorum aslında 2018 Ocak ayında çıkacaktı ama bitmesine çok az bir süre kala yepyeni laptopumdan yazdıklarım uçtu gitti. Notlarımı toparlayıp yeniden yazmam uzun bir süre aldı tabii. Kitabı bitirip editörüm Berin Yavuzlar’a teslim ettiğim gibi yeni romanıma başladım. Zamanın gerisinde kalmaktan hoşlanmıyorum. Bu sene için planım Atina’daki küçük adaların birine kapağı atıp romanımı bitirmek. O sırada romanımda anlattığım gibi bir aşk hikayesine rastlarsam da fena olmaz tabii.