ONUR HAFTASI EKİBİ: EŞCİNSELLERİN KURTULUŞU HETEROSEKSÜELLERİ DE KURTARACAK

Bu sene 23.sü yapılacak LGBTİ Onur Yürüyüşü’nün ekibi, bir süredir harıl harıl çalışıyor. Sadece 28 Haziran’daki yürüyüş değil, onun öncesindeki Onur Haftası boyunca gerçekleşecek tüm etkinliklerin organizasyonunu yapan ve tamamı gönüllülerden oluşan bu çalışkan ekipten Elif, Kağan, Özge ve Sertan GZone’un sorularını yanıtladı…

Röportaj: Murat Renay
Fotoğraf: Merve Çay

-Bu sene LGBTİ Onur Yürüyüşü’nün 23.sü yapılıyor. İlk Onur Yürüyüşü’nü bildiğiniz kadarıyla anlatır mısınız? Kaç kişiymiş? Nasıl ve ne şartlarda gerçekleşmiş?

İlk Onur Haftası, Beyoğlu’nda 2 Temmuz 1993’te ‘Cinsel Özgürlük Etkinlikleri’ adı altında yapılmak istendi, ancak bu Onur Yürüyüşü ve üç günlük etkinlik programı, İstanbul Valiliği tarafından “Örf ve adetlerimize, toplumumuzun değer hükümlerine aykırı” olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. Yürüyüşten önceki gece polis, aktivistlerin kapılarını kırıp evlerini basmış, yürüyüş günü de İstiklal Caddesi’ni ablukaya almıştı. Caddede eşcinsel olduğundan şüphelenilenler gözaltına alınmış ve yurt dışından gelen katılımcılar sınır dışı edilmişti. İlk Onur Yürüyüşü ancak on sene sonra 2003’te, yaklaşık 40 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirildi. Bugün yürüyüşün 13. yılında İstiklal Caddesi’ndeki kalabalık her yıl büyüyor ve on binlerle ifade ediliyor. Onur Haftası ise 23. yılında bir haftaya yayılan dolu dolu bir etkinlik programıyla yapılıyor, Türkiye’nin birçok ilinden LGBTİ’ler haftaya katılıyor.

-İlk yürüyüşten bu yana değişen çok şey var elbette. Peki bu yürüyüşün o zaman temsil ettiği değerlerle bugün temsil ettiği değerlere neler eklendi? Özellikle Gezi’den sonra anlamının daha farklı olduğuna inanıyor musunuz?

O yıllarda, çok az kişiyle yapılan bu yürüyüş gerçekten cesaret isteyen bir başkaldırıydı, bugün o insanların ortaya koyduğu cesaret sayesinde çok daha kalabalık yürüyoruz ve artık yürüyüşte kendimizi güvende hissedebiliyoruz.

“Temsil ettiği değer” doğru bir tanım mı emin değiliz ama temsil ettiği mücadelenin belki yıllar içinde harekete katılan varoluşların çeşitlenmesi ile çoklaştığını söyleyebiliriz. Gezi’den sonra bir anlam kaymasından ziyade, toplumsal hareketlerin Gezi sayesinde birbirleriyle temasının artması ile bu yürüyüş de daha fazla insan için anlam kazanmaya başladı.

-Kaç kişilik bir ekiple nasıl bir görev dağılımı yaparak Onur Haftası’nı organize ediyorsunuz?

Her yıl organizasyon ekibi farklılık gösteriyor. Şubat ayında yaptığımız çağrılarla, haftayı organize eden ekip şekillenmiş oluyor. İş bölümünü, kişilerin becerilerine ve isteklerine göre belirliyoruz. Broşür tasarlamadan, Hormonlu Domates gecesini organize etmeye, lolipop çakmaktan slogan attırmaya çok fazla gönüllüye ihtiyaç duyuyoruz.

Bütün bir hafta gönüllü emeği üzerinden inşa ediliyor. Organizasyon ekibindeki herkesin çokça emeği var.

23lgbtionurhaftasi

-Onur Yürüyüşü LGBTİ olan ve olmayan bireyler için ne ifade ediyor, ne anlam taşıyor? Özellikle LGBTİ olmayan bireyler bu yürüyüşü ne olarak okumalı?

Bizim bir sloganımız var: “Eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de kurtaracaktır” diye. LGBTİ hakları için yapılan her yasa değişikliği ve demokratikleşmeye doğru atılan tüm adımlar; cinsiyet zindanlarında farkında olmadan kadınlık ve erkeklik rollerini oynamaya mahkum olmuş tüm ‘normalleri’ de özgürleştirmeye yakınlaştıracaktır. Bunun farkında olanlar zaten bizimle beraber yürümeyi seçiyor. Kaderimizin tüm toplum olarak ortak olduğuna inanan ve farklı alanlarda insan hakları için mücadele eden bir kesim de destek için orada hazır ve nazır bulunuyor. Bunun dışında LGBTİ’lerin anne, baba, abla, kardeş, çocuk ve diğer akrabaları da destek için pankartlarla beraber yürüyorlar. LGBTİ sorunu doğrudan onları da ilgilendiriyor çünkü. LGBTİ olmayan bireyler bu yürüyüşün onların da yürüyüşü olduğunun farkına vararak renklerimize renk katmak için de bize katılmalı.

Onur Haftası kolektif iş üreten bir ekip. Kendi imkanlarımızla, kendi kontaklarmızla ürettiğimiz işlerin sonuçları bizi daha fazla tatmin ediyor. Bütçe yaratma konusunda, yıllardır sürdürdüğümüz metodlar bize istediğimiz bir hafta ve yürüyüş çıkartmakta yeterli oluyor. Aslında bu da LGBTİ hareketine bir kazanım olarak geri dönüyor. Daha fazla kişiye ulaşabiliyoruz, daha iyi örgütleniyoruz.   Herkesin bu sayede yemekte tuzu olmuş oluyor. Örneğin ulaşım masraflarını karşılamak için yaptığımız partide, hem insanlar eğlenir hem de dayanışmış oluyor.

Bu yüzden prensip olarak, sponsorluklara karşıyız. Kimlik mücadelesi yaptığımız bu dönemde, bir markanın altında, onların belirlediği sınırlar çerçevesinde yürümeyi kabul etmiyoruz.

-Sizce İstanbul’daki bir onur yürüyüşünün, Berlin’deki veya San Fransisco’daki Onur Yürüyüşlerinden farkı nedir? Bizim coğrafyamız gereği daha siyasi ve daha politik göndermeler ve grupların olduğu Onur Yürüyüşleri ortaya çıkıyor. Bunun nedenleri ne olabilir?

Türkiye’de LGBTİ hareketi hiçbir zaman salt kimlik mücadelesinden ibaret olmadı, hareket içindeki LGBTİ bireyler aynı zamanda farklı etnik ve sınıfsal kimlikleri üzerinden de benzer ayrımcılıklara ve hak ihlallerine maruz kaldılar. özellikle feminist, anti-militarist, anti kapitalist, ekolojist…vb. gibi hareketlerle organik bir bağı kalarak geliştiği ve içinde bu mücadeleleri veren insanları da barındırdığı için zulme uğrayan halklara da, sınıflara da kör kalmadılar, homofobi, transfobi ile milliyetçiliğin, ırkçılığın aynı kaynaktan beslendiğinin bilincinde olarak tek başına kurtuluşun olmadığını haykırdılar. Elbette ülkenin koşulları ve insanların birden fazla aidiyetlerinin olması LGBTİ hareketi içinde diğer ülkelere kıyasla daha kapsamlı bir politik duruş ortaya çıkardı.

-Bugüne kadar hiç Onur Yürüyüşü’ne izin verilmemesi gibi engellemelerle karşılaştınız mı diye sormuyoruz, elbette karşılaşmışsınızdır. Bu engellemeler ne oldu?

Önceki yıllarda birkaç kez polisin İstiklal Caddesi girişine barikat kurması ve yürütmek istememesiyle karşılaştık, oturma eylemi yapıldı ve daha sonra yürüyüşe izin verildi.

-Hayal gücünün sınırı yok diye düşünürsek Onur Yürüyüşü’nde sizlerle birlikte yürümesini istediğiniz isimler Türkiye’den ve dünyadan kimler olurdu? Kimleri bu yürüyüşte görmeyi mutlaka arzu edersiniz?

“Beni neden çağırmadılar?” diyen Hande Yener olabilir belki… Onun dışında mutlaka arzu ettiğimiz, bu soruları yanıtlayan kişiler olarak aklımızda yok.