ÖZEL RÖPORTAJ: BARTU BEN’İN EŞCİNSEL KARAKTERİ MERCİMEK’İ CANLANDIRAN OKAN URUN

Tiyatro sahnelerinin ödüllü oyuncularından, "Bartu Ben" dizisinin eşcinsel karakteri Mercimek'i canlandıran Okan Urun, GZone Dergi'nin Ocak-Şubat 2019 sayısının konuklarından biri oldu. İşte bu röportaj:

Tiyatro sahnelerinin aranan oyuncularından, “Bartu Ben” dizisinin eşcinsel karakteri Mercimek’i canlandıran Okan Urun, GZone Dergi’nin Ocak-Şubat 2019 sayısının konuklarından biri oldu. İşte bu röportaj:

-Kariyerini incelediğimizde tiyatronun büyük yer kapladığını görüyoruz, sadece oyunculuk değil yazarlık, yönetmenlik de yapmışsın. Tiyatro senin için neden bu kadar önemli?

Bilmiyorum, başka bir işim olmadığı için olabilir. Bizimkiler, ben dokuz yaşındayken aşırı enerjimi başka şeye kanalize edeyim diye beni tiyatro kursuna yazdırmışlar. O zamandan beri hayatımda tiyatro. Sanırım bir noktada tiyatrodan başka bir şey yapamam hissi oluştu bende. Bir yandan da sadece tiyatro yapıyor değilim.  2006’dan beri Melis Tezkan’la birlikte “biriken” adı altında ortak çalışıyoruz. Çoğunlukla tiyatroda olsa da başka disiplinlerde de işler üretiyoruz. Geçen sene birlikte bir klip dahi çektik. Saydığın o farklı şapkaları da projelere göre takıp çıkarmak hoşuma gidiyor.

-İz’deki trans rolün ve Kıyamete Kadar Kapattım Kalbimi oyunları ile çok sevildin. Rol aldığın projelerdeki bu kuir içerik neden bu kadar önemli?

“İz” içinde sadece oyuncu olarak yer aldığım Galata Perform’un bir oyunuydu. Üç sezon oynadık ve sanırım Tarlabaşı’nda bir dairede üç farklı dönemin iç içe anlatılıyor olması çok hoşuna gidiyordu seyircinin. Çok sevildim mi bilmiyorum ama bana biri Sadri Alışık olmak üzere üç ödül kazandırdı oynadığım Sevengül rolü. Orada Ahmet Sami’nin 1955’ten başlayıp 2000’lere uzanan zaman dilimindeki öyküsü ve yönetmen Yeşim Özsoy’un reji fikri benim için önemliydi.  “Kıyamete Kadar Kapattım Kalbimi” ise Melis’le birlikte ürettiğimiz, yazımında ve sahnede yer aldığım bir işti. Sanırsam, orda da bir pavyonun içindeki karakterlerin dünyasına girmek ilginç oldu seyirci için. Geceyle birlikte cinsiyetler dahil her şeyin muğlaklaştığı bir alanda aşk, yabancı, kayıp hissi üzerine bir oyundu.  O oyunu ne yazık ki çok az oynayabildik ama seyircilerden genelde çok güzel geri dönüşler alıyorduk. Hatta geçtiğimiz ay oyun metninin Fransızca çevirisi Paris’te Théâtre Ouvert’de okundu. Kuir içerik ya da nasıl tanımlarsan, hayatımın içinde olan bir şeyin ürettiklerimde olmaması tuhaf olurdu.

-Uzun zamandır oyunculuk yapmana rağmen dizilerde seni BluTV’de yayınlanan Bartu Ben’de ilk kez izledik. Bir web dizisi olduğu için mi sana sıcak geldi? Mercimek rolünü kabul etme sebebin neydi?

Bence Bartu Ben’in var olma sebebi öncelikle senaryosu. Tolga (Karaçelik) beni aradığında yeni filmiyle ilgilidir diye düşünmüştüm. Sonra mailime Bartu Küçükçağlayan imzalı senaryolar geldi. On bölümü soluksuz, gülerek ya da duygulanarak okudum. Çok yakın bir arkadaşımı dinliyor gibiydim ama öte yandan Bartu’yla hiç tanışmıyordum. Mercimek rolü üzerinden bu çocuğun yakın arkadaşını oynayacaktım. E ben de kabul ettim. Durum budur

Fotoğraf:Morteza Atabaki

-Özellikle Türkiye’de yapılan dizilerde eşcinsellerin karikatürize edilme durumu çok var. Mercimek de aslında bazı açılardan karikatürize bir eşcinsel rolü olarak gelebilir. İnce bir çizgi var. Bu eleştiriye katılıyor musun?

Orada gerçekten ince çizgiler var. “Çılgın, efemine, gösterişli…” gibi sıfatların özellikle Türkiye’deki dizi ve filmlerde eşcinsel karakteri sıklıkla tanımladığını görüyoruz. Ancak çoğunlukla bu karakterlerin cinselliğine ya da ilişki dünyasına dair bir şey görmüyoruz. Burada önemli olan karakterin kendisiyle ve başkalarıyla olan ilişkilerinin karmaşıklığı ya da yalınlığının diğer karakterlerle eşit olması. Bartu Ben’de ben bunu eşit buluyorum. Tüm karakterlerin yeri geldiğinde aynı samimiyet, aynı derinlik ya da aynı yüzeysellikte buluştuğunu düşünüyorum. Karakterin giyimi, kuşamı, konuşması üzerinden yapılan eleştiriler ise bir süre sonra tuhaf bir şekilde başka türlü bir fobiye dönüşüyor. “Aman ne olur böyle temsil edilmeyelim” gibi serzenişlerin bende bir karşılığı yok. Çünkü Mercimek, Bartu’nun yazıp Tolga’nın yönettiği dizideki bir karakter; niçin dizideki diğer karakterlerin taşımak zorunda olmadığı sorumluluğu taşısın?

-Mercimek karakterini sen dilediğin gibi yazman gerekseydi neleri değiştirirdin?

Sanırım ben adı Mercimek olan bir karakter yazmazdım. Kendimi yer yer ait hissetsem de tamamen Bartu’nun yarattığı bir dünya bu. Oradaki dengelere dokunmak istemezdim. Ha dokunabileceğim tek denge Mercimek’in replik sayısında aşırı artışa gitmek olurdu! :)))

Fotoğraf: Morteza Atabaki

-Özellikle yerli dizilerdeki ve sinemadaki kuir temsili sence neden bu kadar önemli?

Ben hep karakter boyutunda bakıyorum. Bir değil bir sürü temsiliyet var. Çünkü insanlar ve hikayeleri var. Bu şekilde bakamadığımız sürece çok kısır bir yerde kalacak her şey. Yoksa biz,  içinde eşcinsel, trans vs. karakter olduğu için her seferinde Amerika’yı yeniden keşfettiğini sanan yönetmen demeçleri okuyup duracağız. Temel sorun hetero karakterler üzerinden bu toptancı temsiliyet fikri yokken kuir karakterlerde bunun aranması. Yönetmenler ve senaristler yaptıkları işi normalleştirdiklerinde hem bir sürü farklı temsil görebileceğiz hem de hikayeyi ya da karakterleri sıfatsız konuşacağız.

-Seni sinemada ve dizilerde daha çok izleyecek miyiz? Gelecekte ne gibi projeler var?

Kamera önü işlerinde hırslı ve azimli biri hiç olmadım. Bir ajansım, menajerim bile yok, buradan duyurulur. Bu durumda hoşuma gidecek bir şeyler gelirse tabii ki içinde yer alırım. Öte yandan ben işlerime devam ediyorum. “Biriken” olarak Fransa’da bir tiyatro oyunu sahneleyeceğiz. Bizim yazıp yönettiğimiz, Fransız oyuncularla yapacağımız iş bizim için bir ilk olacak.  Onun dışında geçen sene Onur Karaoğlu tarafından yazılıp sahnelenen, benim de oyuncu olarak yer aldığım “Işık Teorisi” oyunu devam edecek.

-Türkiye’de sanatını icra ederken kendini özgür hissediyor musun? Herhangi bir engelleme ile karşılaştın mı?

Geçmişte sahnelediğimiz “Yala Ama Yutma!” oyunu üzerinden zorlayıcı zamanlar yaşamıştık. Daha oyun prömiyer yapmadan hedef gösterilmişti. Günün sonunda o oyunu Türkiye’de ancak dört defa oynayabildik. Oyunu oynatmayacak somut nedenler ortadan kalktığında bile o tuhaf atmosfer insanı etkilemeye devam ediyordu. Genel olarak ise kendimi özgür hissettiğimi düşündüğümde bir süre sonra şu ya da bu nedenle sansürlediğimi fark ediyorum. Bu biraz buraların genel haleti ruhiyesi aslında. Kendime yarattığım tek özgürlük sevdiğim, anlaştığım insanlarla istediğim şeyleri, istediğim şekilde üretmeye çalışmak sanırım.

Dış mekan fotoğrafları & ana fotoğraf: Dilek Yaman