863269c786
gizem tuncer

ÖZEL RÖPORTAJ: GİZEM TUNCER: HİÇBİR ŞEYE KARŞI “FOBİK” DEĞİLİM

Geçtiğimiz yaza “Ayrılık Zamanı” isimli şarkısıyla damga vuran, sıcak enerjisiyle GZone ekibinin sevgisini kazanan Gizem Tuncer, Ocak 2018 GZone Dergi’nin en renkli konuklarından biri. Gizem’le Mert Bell söyleşti. 
İşte bu röportaj:

“Nasıl bir çocuktun?” sorusu ile başlayalım… Bugünlerin o günlerden belli miydi?
Dünyanın en yaramaz çocuğuydum. Ama öyle ağaca tırmanayım, sapanla cam kırayım yaramazlığı değil bu. Bildiğin planlı yaramazlıklar. Okulun demir tellerini bahçe makasıyla kesip okuldan kaçmışlığım var. Bir kere de okula eşya getiren nakliye kamyonuna girip okuldan kaçmıştım. Öyle bale yapan, tenefüslerde süt ve kek yiyen, saçı iki yandan örgülü kız değildim ben. Müzikte çok yetenekliydim. Hiç unutmuyorum bu anımı; okuldan kaçarken bir keresinde sınıf defterini de almıştım yanıma beni yok yazmasınlar diye. Daha sonra bu büyük bir suç diye uyarı alınca annem defteri evde bulup okula götürmüştü. Koro şefiydim, drama kolunda başrol oynardım. Lisede kendimi güzel sanatlara atana kadar sakin bir çocuk değildim. Zaten matematik ve fen karnemde 3 geldiğinde ailemin mutluluktan gözleri dolardı. Örnek çocuk değildim ben inan bana. Konservatuara da çocuk yaşta gittim. Evde hep kendi kendime şarkı söyler, org çalardım. Evin içinde de zaten öyle avukatlar, doktorlar olmazdı. Herkes sanatçıydı, misafirler, evde yaşayanlar… Bir de yetenek ya bu, önüne geçemiyorsun zaten, belli ediyor kendini. Tiyatro bölümünü bitirdim lisede. Daha sonra Haliç Üniversitesi Türk Musikisi Bölümü’nü bitirdim. Bütün bunlar olurken SAKM’de oyunculuk derslerine devam ettim. Uzun yıllar sahnede back vokal yaptım. Alaeddin Yavaşça, Yücek Paşmakçı gibi isimlerle çalışma fırsatı buldum. Aynı zamanda Nilgün Serimoğlu ile opera ve şan teknikleri üzerine çalıştım. Her yaz Londra’da dil eğitimi gördüm. Annem çok istedi donanımlı olmamı aslında. İyiki de istedi. Çocukları doğru yönlendirmek çok önemli. Yani anlayacağın o zamanlar belliydi ben de bunun eğitimini aldım çocukluğumdan beri.

Profesyonel anlamda müzikle uğraşacağına karar verip anne ve babanın karşısına dikilmeye nasıl karar verdin?
Süreç kendiliğinden gelişti aslında. Bizzat savaş verip ısrarcı olduğum bir konu değil bu. Babam biraz işin başlarında çekimser davrandı. Ama annem ve ablam her zaman beni bu anlamda desteklediler. Babalar kızlarını kıskanır diye mi acaba, o yüzden de olabilir bak… Hoş, benim çocukluğum da öyle pek tatlı değil, hele ergenliğim şahaneydi. Hani kız olduğum belli ama doğuluyum ben, esmerim, o kaşların M hali falan. Çocuğunuzu 12 yaşında konservatuara gönderirseniz zaten öğretmen olmasını çok da beklememek lazım. 18 yaşıma geldiğimde çalışmak istiyorum dedim. Kulis tozu yutmak önemli. Bir de ben şöyle düşünüyorum, mutfağını bilmediğin bir işe girmemelisin. Ben de öyle yaptım. Babamla çalıştım çeşitli sanatçılara stüdyoda vokal yaptım. Kendimi hazır hissettiğim noktada ortak karar aldık zaten. Hırslı bir kızım, istediğimi elde edene kadar asla durmam. Onlar da bana her zaman inandılar ve destek oldular, binlerce teşekkür.

İlk EP “Aşk Uykusu”nu oluşturma süreci nasıl başladı? Neden tek bir şarkı ya da LP albüm değil de bu ara formatı tercih ettin?
Bundan 4 sene önce başladı. İnan bak 1 sene bile insana çok fazla şey katıyor. Ben tabii zannediyorum ki dünyayı kurtaracağım. Herşey tamam, şarkı lazım diye gittim Ayla Çelik ile görüşmeye. Bana dedi ki “Gizemcim çok gençsin, heyecanını anlıyorum ama biraz daha zamana ihtiyacın var. Emin adımlarla ilerlemelisin.” Şimdi bakıyorum ki evet çok haklıymış. Sonra abla kardeş olduk zaten. 4 sene sürdü kendimi hazır hissetmem ve EP’nin bitmesi. Bu arada kilo verdim biliyorsun, 40 kilo. İnsanın kendine güvenini tam anlamıyla hissedebilmesi için çok gerekli bir durum. Ben bir EP istedim aslında sebep bu. Tercih meselesi. Tek şarkı da yapabilirdim ama ilk işim geriye dönüp baktığımda EP olsun istedim. Albüm yapmak da bir seçenek. Ama çok daha meşakatli bir seçenek. O yüzden 5 şarkı işte. Çok da mutluyum. İyi ki diyorum her anında huzur var.

Aranjörün Erhan Bayrak piyasada çok eski, çok deneyimli bir müzik adamı. Şarkılarını aldığın Ayla Çelik, Ersay Üner ve Murat Güneş de… Hepsini birden nasıl tavladın, anlat bakalım…
Bu duruma en çok yakışan kelime; Maşalllaaahhh! Erhan Bayrak bana çok fazla şey öğretti. Bayrak’lar benim ailem. Şu hayatta bana verilmiş en güzel özellik insan ilişkilerim. Her zaman çok iyidir. Karşımdakine karşı saygılı ve sevgi doluyumdur. Kim olursa olsun. Ben bu saydığın isimlere bir network ağı olarak bakmadım hiçbir zaman. Ayla Çelik öz ablamdan ayırt etmediğim bir isim. Ersay Üner benim için çok değerlidir. Benimle teker teker duygularını paylaştılar. Müzik masa başı bir iş olmadığı için enerji uyumu çok önemli. Biz de sevdik birbirimizi. Tabii babamın referansı bana çok destek oldu. İnsanlar hep yüzünde gülümsemeyle karşıladı beni. Madem konusu geçti bir kez daha ayrı ayrı teşekkür ederim. Var bende de demek ki birşey, kendimi sevdiriyorum.

Neticede ortaya çıkan işten memnun musun? Albüm çıkalı da neredeyse 4 ay oldu, bu şarkıların seni iyi tanıttığına inanıyor musun?
Ortaya çıkan işten fazlasıyla memnun ve gururluyum. “Ayrılık Zamanı” çok güzel bir şarkı. Bu gün yine bana gelse havada kapardım. Sevildi yahu bi’ enteresan duygu. Bu konuda bişeyler söylerken hep kendimi az ifade etmişim gibi geliyor nedense. Zaman isteyen şeyler tabii. Önce şarkını dinliyorlar, sonra sen kimsin diye bir dönüp bakıyorlar. Ben de aslında biraz ters işledi mesele sanki. İlgi çekici bir durumdu tabii. Babamdan gelen bir ilgi gördüm sonra beni de sevdiler. Güzel duygular bunlar. “Yapmak istediğin herşeyi yaptın mı Gizem?” dersen hayır. Ne yaparsam yapayım hep daha iyisini istiyorum. Burdayım ama işte. Birlikteyiz artık bir merhaba dedim. Uzun yıllar kalıcı olmak niyetindeyim.

Şarkıların arasında bir favorin var mı?
Aslında var. “İki Damla Gözyaşı” benim pek kıymetlim. O şarkının naifliği de çok fazla. Ben de biraz “İki Damla Gözyaşı” kadar hassasım. Ama bazen “Bi’ Şey Mi Dedin” kadar senin saçını başını yolarım hallerim de var. Sus bu hassaslığımdan kimseye bahsetme, ikimizin arasında kalsın 😋🙈.

Bir de çıkış şarkın “Ayrılık Zamanı”na ait senin bir su perisi misali salındığın harikulade videon var. Onun ortaya çıkışı nasıl oldu?
O gorilden de su perisi çıktı ya, Şeyda Coşkun’u anmadan geçmeyelim. Şaka bir yana hayatımda kendimi hiç bu kadar güzel gördüğümü hatırlamıyorum. Çocukluğumdan beri hayalimdi Nihat Odabaşı. Tabii bunu içimde bir yerde yaşıyorum. Bu isimle bir araya gelme fikri beni bi’ havalara uçurdu zaten. Kalktık, gideceğiz ben evde hazırlandım, giyindim, giderken yolda bi heyecan bende tabi. İçeri girdiğim an çok sevdim Nihat Odabaşı’nı. İnanılmaz pozitif bir elektriği var. Sevgimiz karşılıklı, en güzel yanı da bu. Ben fotoğraf ve klip çekimlerinde kendimi gözüm kapalı tesim ettim kendisine. İyiki de öyle yapmışım, hiç bir şeye karışmadım. Ortaya şahane bir iş çıktı. Beni çok doğru yansıttığına inanıyorum. Klipteki favori sahnelerim tabii ki havuzda olanlar. Kamera beni sevdi sanırım. Ben de kamerayı sevdim.

 Müzik dışındaki vakitlerde nelerle uğraşıyorsun? Sosyal medyandan anladığım kadarıyla evinde ailenle ve hayvanlarınla olmayı seviyor gibisin. Neden eve bu düşkünlük?
Doğru, aileme çok düşkünüm. Hayvanları çok seviyorum. Dostum da öyle 3-5 taneyi geçmez. İnsanlara çok fazla güvenmiyorum ben. Evimde mutluyum, huzurluyum. İşlerimden dolayı çok fazla sokakta oluyorum. Boş zamanlarımı evimde geçirmek daha tercihim. Bir de Zekeriyaköy’de oturuyorum ben. Uzağım şehrin gürültüsünden, pisliğinden. Sahte bir bağ var insanlar arasında. Çok farkındayım. Kaçıyorum o tiplerden. Özelimde sakinliği seviyorum. Ama haftanın 4 günü mutlaka sokaktayım. İstanbul’a da aşığım, sahili çok severim. İyi yemek yemeyi çok severim. Hele ki bu aralar iştahım bir açık sorma, ağzıma sığmayanları burnumdan sokacağım utanmasam.  Ben kahve, sohbet, sinema kızıyım. Gece kulüplerinde, barlarda olmayı sevmiyorum. Oralar benim iş yerlerim. Ama şimdi arasan desen ki Gizem gel seninle sahilde bi’ balık yiyelim sonra da güzel bi kahve içeriz. Bak ona hayır diyemem.

Kimleri dinleyerek büyüdün? Sen kimlere hayransın? Nasıl bir şarkıcı olmak istediğinle alakalı seni etkileyen birileri olmuştur illa…
Ben iyi olan her işi seviyorum, dinliyorum. Çocukluğum Yıldız Tilbe, Ebru Gündeş dinleyerek geçti. Bon Jovi de severim Anna Vissi çok severdim. Andrea Bocelli de. Keman duyduğum zaman çok etkilerinim mesela. Duygusunu ön planda tutan insanlardan çok etkileniyorum. Sıla mesela. Onu izlerken ve dinlerken çok etkileniyorum. Sahnede olmak çok acayip. Bizden olanı severim ben. Kendimden bişeyler bulduğum insanları severim. Ben de kendim gibiyim. Aşırı olan herşeyden irite oluyorum. Doğalında güzel. Herşey doğalıyla güzel. Bütün benliğiyle şarkı söyleyen insanları çok seviyorum. Şarkı zaten öyle söylenir arkadaşım.

Türkçe pop müzikten bir 10 yıllık dönem seçsen bu hangisi olurdu? Neden?
Ah ya 90’lar tabii ki! Doksanlar samimiyeti diye bir şey var. Yabancı müzik olsaydı 80’ler derdim mesela. Ama Türkiye’de pop müziğin zirvesi 90’lı yıllardı bence. Ben de 92 doğumluyum. Çocukluğumdan da tuhaf bir bağım var o yıllara. Kerim Tekin çok severdim. Babamın bir konser turnesinde birlikte bir fotoğrafımız bile var. Beni omuzlarına almış adını da “Cici Baba” zannediyormuşum.
İlk söylediğim şarkıymış “Cici Baba”. Bir de Oya Bora’nın “Ara Beni” şarkısı. Bir insana ulaşmak artık o kadar kolay ki. Düşünsene adını yaz, instagram’a ister resminin altına yaz ister mesaj at. Kolay ulaştığımız şeyleri de önemsemiyoruz. Doksanlar daha bir sevecen yıllar geliyor bana işte, gibi gibi sebeplerden dolayı. Belki de çocukluğum diyedir.

Yakın gelecekte neler yapacaksın? “Aşk Uykusu”ndan bir video daha mı? Yeni şarkı mı? Nedir müzikal planların?
Şarkı arıyorum. Çok fazla şarkı dinledim aslında. Ama aşık olmadım henüz. Şarkıyla ilk görüşte aşk yaşamam lazım. Çok acayip bir durum bu. Çok iyi bir şarkı sende çok iyi durmayabiliyor. Başkasının sevmediği bir şarkı senin hit şarkın olabiliyor. Aklımda şahane fikirler var. İstediğim ve beklediğim bir şarkı da var aklımda. Biliyorum duyduğum zaman “Heh işte bu!” diyeceğim. Hep en fazlasını hedefleyen bir ruhum var benim. Hırslıyımdır, çok kafaya taktıysam o dediğim olacak. Ama öyle pis kıskançlıklarım yok benim, hırslarım ve yarışım kendimle olur her zaman. İyi bir iş yaptım, iyi işler yapmaya da devam etmek istiyorum. Kalite önceliğim. Çok detaycıyım. Kolay kolay beğenmiyorum. Çok ani duygu durum değişikliklerim vardır mesela ama bu konuda değil. Dünyaya şarkı söylemek için gelmişim. İnsanlara kalbimle bişeyler anlatmaya çalışıyorum. Anlaşıldığımı da düşünüyorum.

Baban (Mahmut Tuncer) nedeniyle müzik sektörüne yakın bir ortamda büyüdün büyük ihtimalle. Bu piyasaya bakış açını nasıl etkiledi?
Kişiye göre değişir. Nelerden uzak durmalı, nelere yakın olmalıyım bunu iyi biliyorum mesela. Günün çıkarlarına uyuyorsa herkes herkesle iyidir. Ben maskeleyemiyorum kendimi bu anlamda. Sevmediğimi sevmem, belli de ederim. Görüşmem de zaten, mesafe koyarım arama. Çenem de durmaz, rahatsız olduğum şeyleri söylerim. O yüzden benim insan ilişkilerimde gri renkler yok. Sevdiğim insanlarla görüşüyorum, sevmediğim insanların yüzüne bakmıyorum. Zaten öyle herkesi de sevemeyiz. Bir insanı herkes seviyorsa koşarak kaçın ondan, kesin riyakar bir şeydir. Yani birine de ters gelmelisin, bazılarına da düşüncelerin uymamalı. Bu iş özel hayatından fedakarlık da istiyor. Babamın babası vefat ettiğinde babam sahneye hazırlanıyormuş, haber gelmiş, demişler ki babanı kaybettik. Gazinonun sahibi gitmesine izin vermemiş. İçerisi müşteri dolu, “olmaz şimdi gitmen” demiş. Babam hala dün gibi anlatır bunu. Ağlaya ağlaya 2 saat türkü söylemiş… İş anlamında ise babamdan aldığım en büyük ders “Canın ciğerin de olsa konu iş olduğu zaman başka. En çok kendini düşüneceksin. Çünkü zaten karşındaki daima öyle yapıyor.”

Peki müzik piyasasında geylerin, lezbiyenlerin, tüm LGBT bireylerin durumunu nasıl görüyorsun? Homofobi ne seviyelerde?
Ben etrafımda homofobik insanlara rastlamıyorum. Sosyal medyada, basında denk gelmişliğim var tabii ki. Bunlar çok kişisel durumlar. Ben çok hümanist bir insanım, hiç bir şeye karşı fobik değilim. Tabii belli sınırlar çerçevesinde değilim. Bir insanın kendi ile alakalı uygun bulduğu hayat biçimi bir başkasına zarar vermiyorsa bana ne yani. Bahsettiğim şu gibi durumlar; hayvanlara işkence eden insanlara karşı inanılmaz fobik haldeyim hem de çok!!! Ama yani bunlara herkes fobik olsun zaten. Kimin nasıl yaşadığıyla ilgilenmiyorum. İlgileneni de anlamıyorum. Karşımdaki insan dürüst karakterli, insanlara zarar vermeyen, yalan söylemeyen bir insan olsun. Ailede başlıyor her şey. Benim ailem de kendisinin dışındaki hayatlarla alakalı çok ilgili olmadı hiç bir zaman, ben de olmadım. Benim çok sevdiğim gey arkadaşlarım var. Yani şunu demek istiyorum benim için kötü niyetli insan ve iyi niyetli insan diye insanlar ikiye ayrılıyor. Bir insan iyi olsun yahu. Gerisini değerlendirmek ben de dahil kimsenin haddine değil.

Bir trans ya da gey kişinin annesi, kardeşi olma ihtimali sana ne hissettiriyor?
Anne olmak veya kardeş olmak ihtimalini hissettiriyor. Benim ailemden herhangi bir insan nasıl mutlu olacaksa öyle de mutlu olsun. Ailem mutluysa ben de mutluyum. Bana şu dünyada hiç bir güç dereotu yediremez çünkü bence korkunç bir tadı var, fabuloso gibi nefret ediyorum. Yemeyeceğim yani. Bu da beni ilgilendirir. Kimse bana Gizem sen dere otu nasıl yemezsin diyebilir mi? Hayır. Kimse bana zorla da yediremez. Çünkü bunu ben sevmiyorum, çünkü ben bir bireyim ve bu benim seçimim.

Bütün yaz boyunca çok fazla röportaj verdin ve baştan baban olmak üzere ailenle ilgili de bir sürü soru yanıtladın. Son olarak, eğer hala onlarla ilgili anlatmadığın enteresan bir anı, anektod varsa bizimle paylaşır mısın?
Komik bir aileyiz. Evde küfür eden papağan var. Düşün bu kuş babacık demiyor. Öyle anne baba formatı baskıcı bir aile değil. Herkes arkadaş bu evde. Bağlıyız birbirimize. Aman zaten hiç sevmem öyle çocuklara tatlım hafta sonu oyun oynayabilirsin hafta içi 6 dan sonra bilmem ne yapabilirsin. Aaa hayatım lütfen hemen özür diler misinler bişeyler. Dış dünya böyle değil. Evi bir hayaller ülkesine çevirmenin anlamı yok. Sonra insan çok çabuk inciniyor sanki. İlerde kimse sana öyle davranmıyor. Ben de öyle büyümedim. Ay anne olmak zor iş! Zaten de hiç gelecek planlamamda evleneyim, çocuklar doğurayım falan yok. Hiç istemiyorum. Belki daha sonra isterim, bilemem. Şu an halimden memnunum. Ben en çok kendime aşığım beybisi. Beyaz atlı prensle de alakası var bu durumun tabii ama yine söylüyorum at beyaz olsa nolur üstüne eşşek bindikten sonra… Aa bak yine konuyu aldım nerelere getirdim.

Ocak 2018 sayımızın tüm içeriklerini görüntülemek için aşağıdaki görsele tıklayın. 

Ayrınca Bakın

bohemian-rhapsody

İZLE: FREDDIE MERCURY’NİN HAYATINI ANLATAN BOHEMIAN RHAPSODY’NİN FRAGMANI

Bryan Singer’ın yönetmen koltuğuna oturduğu yapım 1960’lı yılların sonunda Londra’da kurulan ve tüm zamanların en ...