OBEN BUDAK: BAZI İLİŞKİLER GERÇEKTEN SADECE TEK GECELİK OLMALI!

Ağustos ayında, ”Falan Filan” adını verdiği kitap serisinin Soundtrack çalışmasıyla şarkıcılık yönünü de ortaya koyan, her konuda yetenekli ve şahane bir HAYAT GURUSU! Oben Budak, Gzone Dergi’ye çok özel açıklamalarda bulundu. 

Röportaj: Murat Renay & Onur Özışık
Fotoğraflar: Aytekin Yalçın
Moda Editörü: Alexander Kokoskeriye

Onu özel TV ve müzik TV’lerinin yükseldiği 90’lı ve 2000’li yıllardan bugüne, yaptığı farklı dallardaki işlerle ama en çok da hayatın içinde, hayatı dolu dolu yaşıyor olmasıyla tanıyoruz.

Oben, her an popüler bir mekanda veya bir Dj performansında veya yeni kitabıyla hatta bu günlerde yeni şarkısıyla karşınıza çıkabilir.

Seni, köşe yazarlığından da önce VJ’lik zamanlarından tanıyoruz. Türkçe müziğin en hareketli olduğu ve Türkiye’de özgürlüklerin en fazla yaşanmaya başlandığı  90’lar ve 2000’lerle ilgili neler söyleyebilirsin, o zamanları nasıl hatırlıyorsun, şimdiki hayatımızdan en önemli farkı neydi sence? Senin kariyerine neler kattı o dönem?

O zaman her şey çok güzeldi, müzik de Türkiye’deki hayat standartı da. Özgürdük açıkçası. Bir diğerinin hayatına musallat olanlar, ortam karıştırmayı seven kötü niyetli insanlar bu kadar palazlanmamıştı. Kariyerime harika başlangıçlar kattı o dönem. Yeni bir çevreye girdim, sürekli bir şeyler öğrendim.

VJ’likten sonra dergiler geldi. Pek çok dergiye katkıda bulundun ve erkek dergilerinin efsane markası FHM’in yayın yönetmeni oldun. O dönemlerde dergide hangi stratejiyi yürütmüştün?

Ben FHM’in başına geçtiğimde David Beckham yeni yeni dünya starı olmaya başlamış, metroseksüellik akımı henüz ortaya çıkmıştı. Bir baktım dünya erkekleri modaya, kendine bakmaya, yani günümüzdeki erkek anlayışını oluşturmaya başlamış. Türkiye’de ise o zamana kadar bütün erkek dergilerinde moda ve bakım bölümü sayfa doldursun diye yapılırdı sadece. Erkek çekimi yaparak, FHM’in arka kapağına koydum ve o bölümü sadece moda yaptım. Daha çok erkek modası yayınlamaya başladım ki “Bu dergi sadece seksi kadınlar için alınıyor” mitini yıkmış oldum. Çünkü satış anlamında çok iyi rakamlara ulaşmıştık.

BAZI İLİŞKİLER GERÇEKTEN SADECE TEK GECELİK OLMALI, UZATMAYA ÇALIŞMAK NEDEN?

Bir erkek dergisi artık günümüzde “heteroseksist” olma lüksüne sahip mi sence? Hitap ettiği kitleyi sadece “heteroseksüel erkekler” olarak belirleyen erkek dergisinin stratejisi sence doğru mudur?

Doğru tabi, çünkü bunlar ilgi alanı dergisi. Bir örgü, nakış dergisinde aradıklarını bulamazsın, FHM gibi erkek dergilerinin de sadece straight’lere hizmet etmesini doğru buluyorum. Gay dünyasını arayan GZone okuyor işte.

Kadınlar açısından yaklaşıyorsan eğer, FHM’e poz veren kadınlar o pozlarından çok mutlu, inanın bana

Köşe yazılarında çok sevildiğin kadar tepki aldığın zamanlar da oldu. Belki de lifestyle yazarlarının kaderinde bu tepkileri almak da var ama hiç yazdığına pişman olduğun bir yazın var mı? Ne düşünüyorsun gelen tepkiler hakkında?

Pişman olduğum değil de pişman edildiğim yazılar oldu. Hadise’nin o kadar çirkin hayranları var ki, yorumlarıma söylemedikleri söz kalmamıştır. Türkiye’de eleştiri kabul eden kişi sayısı çok az. Hemen başlıyorlar Twitter’dan karşı atağa. İstiyorlar ki her yaptıkları ayakta alkışlansın. Yahu Madonna’nın her yaptığı hit olmamış, seninki olduysa bu işte bir tuhaflık var. Ayıltmaya çalışıyorum ama herkese aynı şekilde dokunamıyorum tabi.

AdaminTown, çok sevilen ve takip edilen bir erkek moda bloğu ve dergisi. Bu proje nasıl ortaya çıktı. Kimleri hedeflediniz? Hedeflerinize ulaşabildiniz mi?

Alexander Kokoskeriya ile zaten dergilere moda çekimleri yapıyorduk. Fakat piyasadaki dergilerin bazı kaygıları var elbette. Reklam anlaşmaları sağlandığı için ürünlerin gözükmesi çekimin kalitesinden daha önemli. Biz de başka dergilerle uğraşacağımıza özgür olmak adına kendi dergimizi yapalım dedik. Kendimiz bir platform kuralım ve istediğimiz gibi takılalım derken Adam in Town oluştu. Erkek modası adına en iyi çekimleri yayınlıyoruz üç senedir. Hala aynı renk kemer ve ayakkabı giydirip adına moda çekimi diyorlar ya, işin o kısmı bir enteresan.

Romanlarına gelelim. Şehirli insanların aşk ve seks hayatlarını anlatmayı tercih ediyorsun. Bu hep böyle mi devam edecek? Farklı konularda yazma hevesin var mı?

Evet pek tabi böyle devam edecek, bilmem ne köyünün bilmem kaç senesinde yapılmış bir konağında geçen tarihi bir hikayeyi anlatacak halim yok. Gündelik hayattan besleniyorum ve çevremde sürekli aşk ve seks dolanıyor, ben ne yapayım.

İlk kitabın Falan Filan için, baş karakter kadın değil erkek olsa da olurmuş diyenler var. Ne düşünüyorsun bu konuda?

Olurdu tabi ki, neden olmasın. Kitapta anlatılan Bige’nin yaşadıklarının benim hayatım olduğu iddia edildi, dediğin gibi. Yalan da değil, kendimden çok şey var o kitapta ve diğerlerinde. Geçen Tuna Kiremitçi bir röportajında “Yarattığınız karakter uzaylı da olsa yazmaya kendinizden başlarsınız” demiş. Hangi karakteri yazarsan yaz bir yeri sana dokunuyor.

“Hayvan” kitabında da erkeklerin dünyasını anlattın. Ana karakter Cemal, kendinden daha fena daha hayvan bir kadını görünce afallıyordu. Türkiye’deki heteroseksüel erkeklerin dünyasına bakarsan, özellikle seks ve ilişkiler konusunda açmazları ne sence?

Türkiye’de gündelik date olayına geçilemedi malesef. Taraflardan biri ki bu kadın da olabilir erkek de, olayı ciddi boyutlarda düşünmeye başlıyor. Oysa hiçbir şey hayal etmeden yollarına devam etseler belki daha mutlu olacaklar. Ya da bazı ilişkiler gerçekten sadece tek gecelik olmalı, uzatmaya çalışmak neden?

HER ERKEK BİSEKSÜELDİR DEMEK FAZLA İDDİALI OLUR AMA ÇOĞU ERKEK BİSEKSÜELDİR CÜMLESİNİ RAHATLIKLA KURABİLİRİM.

Heteroseksüel taklidi yapmak zorunda olan biseksüel veya eşcinsel erkekler için düşüncelerin nedir? Her erkek aslında bir anlamda biseksüeldir lafına katılıyor musun?

Kişisel olarak onlar adına üzülebilirim sadece çünkü hayatında bir şeyi saklamak çok büyük yük. Ama Türkiye şartlarını düşününce insan hak veriyor tabi. Yine de yakın arkadaşlar bu açıklama için uygun gibi geliyor bana. İkinci soruna geçersem her erkek biseksüeldir demek fazla iddialı olur ama çoğu erkek biseksüeldir cümlesini rahatlıkla kurabilirim.

Son kitabın “Büyük”te artık daha önceki kitaplarda azar azar yer verilen eşcinsel karakterler daha baskın yer alıyor. Artık kadınların tek rakibi kadınlar değil. Aslında bu hep öyleydi ama bu farkındalık birkaç yıldır daha fazla gelişti. Sence bunun nedeni ne?

Biseksüellik kafasına geçen erkeklerin sayısında bir patlama var herhalde. Büyük’ü yazmadan önce sevgilisinin kendisini bir erkekle aldattığını öğrenen o kadar çok kadın hikayesi dinledim ki, ben bile şaşırdım. Erkeklerimize bir rahatlama gelmiş haberimiz yok.

Son kitabının isminin ‘Büyük’ olması ve kapağında muz görselinin kullanılması penis ile ilişkilendirilmiş ve bazı kesimlerce eleştirilmiş. Bu konu hakkında söylemek istediklerin var mı?

Türkiye’de ağzıyla kuş tutanlara bile laf eden bir grup mutlaka olduğu için bu tip eleştirilerle çok ilgilenmiyorum. Kitabın adı “Büyük” çünkü kahramanının lakabı “Büyük.” Evet bu isim çocuğun penisinden geliyor, bu yüzden biraz ileri gidip kapağa muz mu koysak acaba dedim. Nasıl olsa burası Türkiye, firma kabul etmez zaten diye düşünürken onlar da çok sevdi ve kitap böyle çıktı. Bir tarafından estetik buluyorum, diğer taraftan prokovokatif olduğunu da kabul ediyorum. Nihayetinde, kapak biraz da pazarlamayla ilgili.

“Büyük”teki gibi sevgilisini başka bir erkekle basan kadınlara tavsiyen ne?

Kaptırmışsın işte, üzerine alınabileceğin bir durum söz konusu değil. Tamamen başka birşeymiş demek ki aradığı, sen yoluna devam et kızım! Ve lütfen kadınlar “Bana bunu nasıl söylemez” tribine girmesin. Çünkü biseksüel olduğunu insan kendine bile zor itiraf eder. Kaldı ki bir başkasına bunu söylemek bir hayli zor.

Evli eşcinsellerin, eşleriyle birlikte swinger partilerinde boy gösterdiklerini duyuyoruz. Zaman zaman bu partiler ana akım medyaya da konu oluyor. İstanbul gece hayatında bu partiler ne kadar aktif? Sence Swinger partilere kimler katılıyor? İnsanları buna iten sebepler neler?

2-3 sene önce ne hikayeler dinlerdim bu partilerle ilgili ama ne zamandır bir şey duymuyorum, sanırım daha fazla gizlendiler. Bir gay arkadaşımın gitme sebebi olarak “Çok güzel straight adamlar oluyor, sen de yararlanabiliyorsun” dediğini hatırlıyorum. Demek ki ayrım yapmadan herkes katılabiliyor ve mutlu olabiliyor.

Türkiye’de en büyük seksüel fantezilerin şehirli muhafazakar kesimde gerçekleştiğine dair rivayetler var, bu konu hakkında duyumların neler? Sence şehirli muhafazakar kesimin sosyal hayatları içerisinde seks ne durumda? Eşcinsellik ne durumda?

Valla o sosyal kesimden biraz uzağım, aldığım bir duyum yok. Ama her kadın programındaki sorunlardan anlıyoruz ki maşallah onların cinsel yaşamının karışıklığı hepimizi katlar. Öyle konuşmalara denk geliyorum ki o programda, kutsal sayılabilecek evlilik kurumunu ayaklar altına alıyorlar. O kadar ki bazen marjinal onlar da muhafazakar toplum bizmişiz gibi geliyor. Küçük yaşta evlendirilen, hatta satılan kızlar, yakın akrabalarla yasak ilişkiler, oral sexin sınırları… gazetelerin üçüncü sayfaları; yüksek ahlak seviyemiz ve toplumsal fantezi dünyamızla ilgili kült haberlerle dolu.

Gelelim single çalışmasına, son kitabının soundtrack çalışması olarak hazırladığın single “Hayat” çalışması nasıl doğdu?

Ben aslında bir süredir albüm çalışmasına girmiştim, eski kitap yayıncım aynı zamanda plak şirketi olduğu için bana fırsatlar sunmuştu. Ama bir süre sonra fark ettim ki o çalışmaya sadece ben girmişim, anlaştığımı sandığım firma benimle hiç ilgilenmiyor! Bıktım sizden deyip hazır şarkıları bırakıp çıktım. Elimde sadece sözlerini kendim yazdığım Hayat şarkısı vardı. Dedim albüm herhalde yapamayacağım bari kitabın soundtrack’i olsun bu şarkı.

ALBÜMÜ BİLEMEM AMA BAŞKA BİR SİNGLE DAHA KESİN YAPARIM.

Bir konservatuar ve vokalistlik geçmişine sahipsin. Bir dönem Ajda Pekkan, Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi gibi isimlere vokalistlik yaptın. Şarkıcılık tarafınızın bu kadar geç ortaya çıkmasındaki sebep nedir?

Talihsizlik, kader ya da hayat işte diyebiliriz. Tam vokalistliği bıraktım, okulu bitirip albüm yapmaya kanalize olmuştum ki bir kontrol sırasında akciğer kanseri olduğumu öğrendim. Hooop altüst oldu her şey. Birkaç sene resmen sadece ölmemeye çalıştım, tavanı izleyerek hastanede yattım. Hemen ardından annem Müge’yi kaybettim. Sonrasında canım istemedi açıkçası. Yeni yeni toparlanıyorum diyebilirim.

Bir röportajınızda yazar olmasaydın Pop şarkıcısı olmak isterdim demiştin, şimdi ise hem yazar, hem Dj, hem de şarkıcı oldun. Peki ilerleyen zamanda şarkıcılık tarafın bir albüm ile pekiştirilebilir mi?

Diğer işlerimi devam ettirirken nasıl olur bilmiyorum. Bir şarkıyı yapmak bile o kadar uzun sürdü ki. Albümü bilemem ama başka bir single daha kesin yaparım.

Hedeflerini bir bir gerçekleştiren biri olarak, sıradaki hedefin nedir?

Hiçbiri hedef değildi biliyor musun, belki de bu samimiyetten başarı doğdu. Bana sorsan tek hedefim koca bir çiftlik evinde hayvanlarla birlikte yaşamak ama bunun için gerekli parayı toplayana kadar da canım neyi çekerse onu yapıyorum. Çok strateji adamı değilim.

Fazlasıyla seyahat eden birisin, doğum yerini seçebilecek olsaydın nerede doğmak isterdin? Neden?

10 sene önce sorsan yine İstanbul’da doğmak isterim diye yanıtlardım ama bu 10 sene içinde İstanbul bütün cool’luğunu yitirdi yurtdışında. Arabik sound’u artan bir ülke olduk çıktık. Yeniden başlasam Valencia’da falan doğmak isterdim. Akdeniz insanı sıcaklığımı bir şekilde korumalıyım.

Türkiye’de eşcinsel gece hayatı hakkında ne düşünüyorsun? Dünyadaki ve Türkiye’deki eşcinsellerin eğlenme alışkanlıkları arasında ne farklar var sence?

Ben gay bar/kulüp olayını fazlasıyla old school olarak nitelendiriyorum. Artık öyle keskin değerler kalmadı gibi. Her yer gay bar zaten, özellikle sınıflandırılmış yerlere girmeyi red ediyorum. Yurtdışında da pek gay bara gitmem.

LGBT’lerin normalleşmesi sence hangi süreçlerden geçerek ve nasıl olacak? Sadece aktivizm yeterli mi? Toplumda bu konuda bir farkındalık ve kabullenme sürecinin yolları sence nelerden geçiyor?

Seçim döneminden sonra artık %1’lik birimin bile önemli olduğunu gören politikacılar LGBT’ye yeşil ışık yakmaya başladı ya, bu beni çok mutlu etti. İnanmasalar bile seçimi kazanabilmek adına LGBT bireyler için birşeyler vaad etmeye başladılar ki bu bile önemli. Her şeyden önce sen kendini kabul edeceksin ki diğerleri de seni kabul etsin. İlk aşamada oldukça yol alındı, daha görünür ve daha net bir duruşu var LGBT toplumunun. Son pride hakkıyla gerçekleşemedi ama özellikle sosyal medyada, farklı kesimlerden insanların farkındalığı çok umut vericiydi. Özellikle profil resimleri üzerinden yapılan hareket, LGBT toplumunun etkisinin önemli göstergesiydi sanırım.

RAKI SOFRASINDA EN GAYİ EN TRANSEKSÜELİ DİNLERİZ AMA HAYATIMIZDA BİREBİR KARŞILAŞTIĞIMIZ ZAMAN TEPKİ VERİRİZ.

Sanat, moda, popüler kültür ve LGBT ilişkisini nasıl buluyorsun? Eşcinsellerin bu üç daldaki etkisi sence ne kadar fazla? Neden?

Pozitif bir yargı gibi de gözükse sanat, moda ya da müzikle eşcinselliği bağdaştırmak ayrımcılık gibi geliyor bana. Tamam Tom Ford çok başarılıdır ama Ralph Lauren ya da Ricky Owens da başarılıdır ama gay değillerdir. Belki bu tip meslekler LGBT kimliğini daha rahat kaldıran dallar olduğu için seçiliyordur. Orduda ya da bir kasap dükkanında da kolay kabul edilebilir olsa ortaya çıkan rakamlara hep birlikte şaşarız. Mesela bana göre futbol dünyası da bu çemberin içine alınmalı, ama Türkiye şartlarında sıkar biraz.

Atilla İlhan demiş ki “Eşcinsel olmak, özel bir acayiplik getirmez. Çözememişse getirir, sorun budur”

Batı dünyasının tersine Türkiye’de medya ve popüler kültür dünyasında aktif olan eşcinsellerin kendilerini gizlediklerini biliyoruz, sence bu durum ülkemizdeki LGBT hareketini ne yönde etkiliyor? Bu gizlemeyi neye bağlıyorsun?

Çünkü ikiyüzlü bir halkız işte. Rakı sofrasında en gayi en transeksüeli dinleriz ama hayatımızda birebir karşılaştığımız zaman tepki veririz. Bir diğerinin sahnesinde göbek atarak eğleniriz ama aynı dansları bir yakınımız yapsa “Ne o lan karı gibi dans ediyorsun?” diye dayılanırız. Alışacaklar başka yolu yok bunun. Aşkın kimseye zararı olmayacağını anlayacaklar!

Türkiye’de eşcinseller uzun süre görünmezlerken son birkaç yıldır, özellikle de Gezi’den sonra daha görünür hale geldiler. Her şey tam iyiye gidiyor derken LGBT’lere polis müdahalesi geldi. Ne düşünüyorsun bu süreç konusunda? Sence önümüzdeki yıllarda nereye doğru gidecek eşcinsel hakları?

Görünür olmanın, ses çıkarmanın bu kadar kolay olmasını beklemiyorum zaten. Mutlaka bu tarz anlam veremediğimiz saçmalıklar yaşayacağız. Son pride’daki müdahalenin gerekçesi aslında her şeyin özeti, oradaki gerekçeyle LGBT toplumu dinen sakıncalı bulundu. Bir önceki yıl sakıncalı değildi ama bu yıl sakıncalı oldu. Memleketin genel sıkıntısından LGBT toplumunun payına düşenler bunlar. Eşcinseller her yıl daha fazla görünür olacak, sizi öldürmeyen şey, güçlendirir. Belki yakın vadede evlilik eşitliği olmayabilir ama LGBT toplumu daha gururlu ve daha neşeli olacak.

Ağustos 2015 #GencimveÖzgürüm sayımızı aşağıdaki bağlantılardan okuyabilirsiniz.

gzone indir ikon

google

apstore