ÖZGE EYÜPOĞLU: HALA İNSANLARIN CİNSEL ÖZGÜRLÜĞÜNÜ TARTIŞMAK ÇOK ÜZÜCÜ

GZone Dergi, Eylül-Ekim 2018 sayısının özel konuklarından biri de Türk Sanat Müziği’ni popüler müzikle buluşturan şarkıcı Özge Eyüpoğlu. Gelin onu daha yakından tanıyalım.

-Yoğunlukla Türk Müziği üzerine eğitim aldığınızı görüyoruz. Türk Müziği’nin sizdeki yerinden bahsedebilir misiniz?
Emek vermekten, geliştirmekten ve de uğraşmaktan çok keyif aldığım büyük bir aşk benim için Türk Müziği; bunun en büyük sebeplerinden biri de sanırım çocukluğumdan beri bu müzik ile haşır neşir olduğum, bir şekilde hep kulağımın bu müzik ile dolmasından çünkü ailece bir araya gelip keyifli masalar kurulduğunda genelde herkesin sesi güzel olduğundan evimizde bir doğal meşk ortamı olurdu. Müziğin birleştirici hali ile büyüdüm, doğal bir süreç ile bu sevgi bana aktarılmış oldu.Kısacası Türk Müziği’nin müzikal yapısı, birikimi kadar ritüeli de beni etkisi altına almış oldu.

-Müziğinizde de Türk Müziği ile Batı Müziği’nin sentezini duymak mümkün. Nasıl oluştu bu sentez?
Bu sentezin oluşmasındaki en büyük etken; Türk Müziği’ni sadece belli yaş grubu dinliyor, genç nesil takip etmiyor algısını giderme isteğimdir. Kaybolmakta olduğu sanılan değerimizi genç nesillere sevdirerek aktarabilme arzumdan kaynaklanıyor bu çalışmalarım. Ayrıca bir sanatçı ve hem de dinleyici olarak globalleşen dünyada evrensel düşünebilmemiz gerektiğine inanıyorum. Ben  de çok farklı müzik türlerini dinlemekten keyif alıyor ve öğreniyorum ve hep kendi müziğimizle yurt dışında da kitlelere ulaşabilmeyi hayal ediyorum.
Son olarak şunu da belirtmek istiyorum; bizim ülkemiz coğrafi konumu itibari ile zaten koskocaman bir sentezi kendi bünyesinde barındırırken ve müzik akışkan, evrensel bir güç iken müziği batı yada Türk müziği diye keskin çizgilerle ayırmamamız gerekir diye düşünüyorum. Ben de bu topraklarda yetişmiş bir birey olduğumdan zaten doğalımda varolan mozaikten müziğimin döküldüğüne inanıyorum

-Şu anki müzik piyasasında, sansasyondan ve ucuz magazinden uzak durarak sadece müziğinizi kitlelere ulaştırmaya çalışmanın zorlukları var mı sizce? Neden?
Yaptığım işe sadece çok popüler olmanın yolu olarak bakıyor olsaydım evet çok zorlukları var derdim. Am ben çok başka bir pencereden bakıyorum ve ucuz magazin diye adlandırdığımız konunun zaten müziğe ve sanata bir katkısının olmadığını, sadece anlık bir popülerlik sağlayan malzeme olduğunu düşünüyorum. Kalıcı olan ve ismini nesilden nesile aktaran tek gerçek ortaya koyduğun emeğin ve eserin. Geçmişte de günümüzde de sadece magazin haberleri ile gündeme gelenlerin 5 dakikalık sohbet konusu olmaktan öteye geçemediklerini görüyoruz. Bence günümüzde dinleyici sosyal medyanın etkisi sayesinde daha da profesyonelleşti. İnsanlar kim kiminleden ziyade, kim ne yapmış, nasıl bir şarkı çıkarmış diye ilgileniyorlar. Ben de kalıcı olmayı ve gerçek dinleyiciye ulaşmayı hedeflediğim için magazin malzemesi olmayı değil sanatımı besleyebileceğim kaynaklarla ilgilenip, bir şeyler sunmayı tercih ediyorum.  İnsanlar benim ismimi hemen bilemeyebilirler ama sesimi mutlaka tanıyorlar.

-İskender Paydaş ile çalışıyorsunuz. Yollarınız nasıl kesişti bahseder misiniz?
İskender Paydaş benim eskiden beri takip ettiğim ve çok sevdiğim bir müzisyendi, müziği evrensel düşünebilen ve bu yönde yaratabilen bir müzik adamı olduğuna hep inandığım biriydi ve o dönem birlikte çalıştığım menajerim  İskender Paydaş dediğinde çok heyecanlandım. Biz biraraya geldik,müzikal olarak kafalarımızın uyduğunu gördük ve bu şekilde “Bağdat Yolu” adlı teklimizi ortaya çıkardık.

-Müziğinizi oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz? Nelerden ilham alırsınız?
Türk Müziği belli kurallara sahip, geçmişten günümüze kadar gelmiş bir disiplin, bir gelenek.Ben de bu geleneğin hem hala kendini geliştirmeye çalışan bir öğrencisiyim hem de icracısıyım; bu sebeple en dikkat ettiğim husus şarkıları icra ederken dinleyicilere temiz ve dejenerasyona uğramamış eserler sunmak. 2014’de ilk maxi single’m Meftun’u ve 2017’de Bağdat Yolu’nu hazırlarken beni bu manada anlayabilen müzisyenlerle çalışmam da en büyük şanslarımdan biri olmuştur, bu da beni tabiki daha olumlu motive etmiş ve şarkıları daha da severek okumamı sağlamıştır. Müziğimi oluştururken ve sahnede de canlı icra ederken (zaten şarkı-türkü okumak benim için bir aşk hali) hayata dair her şey benim için bir ilham kaynağı oluyor.

-Müzikal kariyerinizde nasıl bir çizgide ilerlemeyi hedefliyorsunuz? Nasıl projelerde göreceğiz sizi?
Şu anda Okan Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı’nda doktora eğitimime devam ediyorum. Profesyonel sahne hayatım devam ederken ben de günü geldiğinde müziğe tutku ile bağlı gençlerin yoluna ışık tutan bir eğitimci olmayı arzu ediyorum, bunun yanı sıra farklı dinleyici kitlelerinin dikkatini çekecek sentezlerle sahne performansları yapmayı hedefliyorum. Ayrıca ekrana yansıyan hikayelerin duygularını öne çıkaracak unsurlardan birinin de müzik olduğunu düşünüyorum. Ben daha önce bu tür projelerde yer aldım, çok heyecan vericiydi beyazperdede kendi sesimi işitmek, şimdi de yeni yeni hikayelere ruh katmayı çok istiyorum.

-Bireysel özgürlüklerde ve LGBTİ özgürlüklerinin yaygınlaşmasında sanatçılara roller düştüğüne inanıyor musunuz?
Herkesin korkmadan, çekinmeden, bir sınırlamaları olmadan kendilerini ifade edebilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Birçok sanatçının konu LGBTİ olunca konudan uzak kaldığını veya sadece reklam amacı ile dönemsel olarak samimiyetsiz özgürlükçü söylemlerde bulunduklarını fark ediyorum.
Hayatta zaten LGBTİ’ler birçok sorunlar zorluklar yaşıyorlar, açılmak, toplum baskısı, ötekileştirme vs vs. Halbuki hepimizin kendimizi ifade edebilmesi, keza sanat üretimlerinin verimli olabilmesi için bu ülkede gereken özgür ortamın ve desteğin sağlanması gerekiyor. Temelde sorun özgürlük aslında. Sanatçı da herkes gibi sadece kendi olabilmeli, onu bu durumdan alıkoyan her türlü engelin de karşısında durmalı. Ben sanatım sayesinde Türkiye’nin uzak bir köyünde yaşayan LGBTİ bir arkadaşın yüreğinde bir şeyler uyandırıp güç verebiliyorsam, aşkına, derdine, umuduna ortak olabiliyorsam ne mutlu bana.
Son olarak nasıl doğu-batı müziği diye ayırmamak gerekir diyorsam şu an dünyada cinsiyetsiz bir dünya tartışılıyorken bizim insanları cinsel yönelimlere ayırıp, kategorize edip, ötekileştirip, hala bunun üzerinden özgürlüğünü tartışıyor olmamızın da çok üzücü olduğunu düşünüyorum. Tek ihtiyacımızın saygı, anlayış ve koşulsuz sevgi, rolümüz de bunun peşinde olabilmek.