RECEP ÖZDAŞ “CALL ME BY YOUR NAME”İ YAZDI: GEY AŞK NERDESİN

GZone Dergi yazarlarından Recep Özdaş, geçtiğimiz ayların en sevilen eşcinsel temalı filmlerinden biri olan BENİ ADINLA ÇAĞIR- CALL ME BY YOUR NAME’i “GEY AŞK NERDESİN ya da BİZ İKİ ÂŞIK KAFALARI KARIŞIK” isimli yazısında ele aldı. İşte bu yazı:

Call Me By Your Name’in isimle ve ad vermekle ilgili bir derdi var. Ad vermek sahiplenmektir, biraz da iktidar kurmak, bunu hepimiz biliyoruz. Oysa kendi adını vermek bu iktidarı gevşetip, çok moda Mevlevi söylemle BİR olmaktır, bi olmaktır. Elif Şafak’a saygılar.

Bu ad verme durumlarında ister kendinize İskender deyin, isterseniz bi buçuk Adana, âşık olmak tüm bu adlardan önce sıyrılıp sonra tek tek bu adları üstümüze geçirmek gibidir. En azından kendi gey aşk deneyimim (bir heteroya) bana bunu demişti. Yani aşkı bir özgürleşme deneyimine çevirmek. Filmi müthiş yapan şey de bu. Yıllar önce Blue Is The Warmest Color’da böyle bi şey yapmıştı herkese. Nedense bu tip filmlerde devam filmi olacak hissi doğuyor ister istemez. Bir süreklilik aranıyor.

Call Me By Your Name’i anlamlı ve güzel kılan şey bu dediklerime çok yakın hissettiren, açıklaması zor şeyler:  Ve hikâyenin ritmiyle izleyiciye söz söylemeden de geçebiliyorlar. Heraklitos vurgusunu (filmden) gayet anlamlı bi şekilde taşıyan, adlarımızın ve verdiğimiz adların hiçbir zaman aynı olmadan aynı şeye işaret edebilmesi büyüsünü anlatıyor bu ritim. Aynı suda iki kez yıkanmaz hikâyesindeki ‘her şey geçer’ vurgusunun, ‘her şey geçerek akıntıyı sürekli haki getirir’ vurgusuna dönüştürmek de bu yüzden çok önemli. İki âşık birbirine adlarını verirken, adların tekliğe işaret ettiği ama duyguların ‘biricik’ kaldığı o uhrevi anı yakalamak tüm mesele. Queer siyasetin en büyük çıkmazı da bu olsa gerek. Bir yanımız liberal her şey olur safsatası, diğer yanımız performatif yaşamın yaratıcı yıkımı. Şimdi en çok ihtiyacımız olan şey şunu anlamak: Liberal esneklikle queer akışkanlık aynı şey değil, bunu kafamıza adımız gibi kazıyalım, hatta herkes bu adı bir diğerinin kafasına yazsın, birbirini öyle çağırsın. Bu su hiç durmasın! Ki Aile Arasında ve Call Me By Your Name arasındaki o ince çizgide nereye aktığımızı bilelim.

call me

Bu anlamda filmin ‘değişerek aynılaşmak’ temasını yine aşk üzerinden, büyülü ve romantik bir okumayla gündelik patiklerimize uygulamak queer nation’ı gerçekten özgürleştirecek. Yani aşkla özgürleşmek tam da bu anlama geliyor. Tabi bu aşk öyle kendinden ve arzusu soyulmuş bir meyve değil. Aksine filmin en iyi sahnesi olan şeftali sahnesindeki ıslak, tüylü, kokusu burnumuza gelen o en saf hallerle, bedenlerimizle bütünleşik bi aşk.

Filmin yerlerde şortlar, her yerde şort, musluklarda şortlar ve daha çok ıslak şortlar ve şortları gözümüze sokarak anlatmaya çalıştığı bedensel aşklarımızı enerjiye çevirip, Kıbrıs’ın bir yıllık elektrik ihtiyacını karşılayacağımız günler dileğiyle. Call Me By Your Name’i izleyin. Umarım devamı da gelir.

Call Me By Your Name, 28 ve 29 Nisan tarihlerinde Taksim-İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde gösterilecek. Detaylı bilgi için tıklayın