RECEP ÖZDAŞ “GREEN BOOK”U YAZDI: KOCANIZI BENİMLE PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER

GZone'un tartışma yaratan yazılarıyla dikkat çeken yaşam yazarı Recep Özdaş bu kez "En İyi Film" ve "En İyi Erkek Oyuncu" Oscar'ını kazanan GREEN BOOK-YEŞİL DEFTER filmini kaleme aldı:

İşte KOCANIZI BENİMLE PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER! isimli bu yazı. (Bu yazı filmin içeriğine dair sürpriz gelişmeleri içerir)

Green Book’un başlıktaki cümleyle biten final sahnesi filmin en özgürleştirici anı olabilirdi. Tabi asla Oscar falan alamazdı film, o ayrı. Oscar’ı hem sevip hem nefret etmemizin temeli de bu ya zaten. Politik doğruculuğa sırtını yaslamış, ırk ya da ana akım lgbt konularıyla barıştığını zanneden Oscar oyunu her yıl dozunu giderek artırdığı ‘öteki’ temasıyla ötedekini de beridekini de kucakladığını zannediyor. Green Book gibi filmler de haliyle bu yumuşak free hug-ın en iyi temsili oluyor.

Hem ‘her şey siyah beyaz değil, griler de var’ (dünyanın en komik söylemi) demeyi çok seven ana akım eşcinsel kolaycılığı içinde Green Book’un bir arabanın önüne ve arkasına oturttuğu biri siyah diğeri beyaz, biri hetero diğeri gay, biri elitisit diğeri avam (uzadıkça uzar) iki karakterin yol hikâyesinde bir kurnazlık var. Çünkü filmin ilk yarısında beyaz siyahı sürüyor, sonar bir an geliyor siyah beyazı sürüyor. Tüm mesele siyah ve beyazın karşıtlığıyken sistemin gri yalanları izleyeni de hapsediyor. Filmin bütün olayı iktidar ve güç merkezleri arasında dolanmakken (araba sürmek de olabilir) film nereye varacağını hiç bilemiyor. Intersectionality bu değil! Ve bir yığın sorun baş gösteriyor. 

İlkin yol hikâyelerinin özü biraz da kurnazlıktır. Çünkü hikâye size gidilecek yere götürür ve orda son sözü söyler. Green Book bizi mutlu bir Noel masasına götürüp siyah piyanistin kısmen kabul edildiği bir yeni aile yalanıyla bitiyor. Niye ailenin alternatifi yine aile olsun ki? Queerleşmek isterken chosen family saçmalığına düşenlere hiç değinmeyelim bile. 

Yine filmde eğitim sınıf atlamanın kısmi bir yolu olarak görünse de siyah eşcinsel ve üst sınıf karakterin en büyük yarası yalnızlığıyla özdeşleşen eşcinsel varoluşu. Hamamda yakalanıp şiddete uğramak duygusal olarak filmin kalbinde olması gerekirken, bu durum karakterin de üzerine konuşmadığı ve bu utancın biz izleyenlerde sanki yeniden üretildiği bir karmaşaya yol açıyor. 

Bu karmaşaya eklenen bir de sınıf meselesi var ki Oscar’lı film bunun üzerine hiç gitmiyor. Piyano eğitimini Leningrad’da (yani SSCB) aldığını söyleyen siyah eşcinsel karakter yolculuk boyunca Amerika’nın güneyinden aşağılanıp, dayak yiye döne yola devam ederken, o dönemde dünyanın sosyalist doğusunda hem ırk hem cinsiyet eşitliği Amerika’nın 100 yıl ilerisindeydi. Ki eğitimini sosyalist bir ülkede alıp, sınıfını Amerika’da atlayan ama yine de rengi yüzünden bocalayan başkarakterimiz için çareyi yine sistemin ortasından yani Amerika da bir yol hikâyesinden umuyoruz nedense. Başka sistemlerden değil. E tabii bu yol bizi bir Noel masasına götürecek. 

Yine bu masaya giden yolda, bazı imalarla karı-koca ikililiğine yaslanan anlar var. Romantik ve duyarlı siyah adamla kaba ve samimi beyaz adam arasında mektup yazma, yemek yeme gibi gündelik ayrıntılara dayanan yanlış bir siyah-beyaz diyalektiği mevcut. Heterolardaki tüm gayleri kadın zannetme eğilimi (☺) bu ikilikte yemeğin tadına yapılan yorum ve iyi cümle kurabilme gibi sahnelerde yeniden üretiliyor. Kim aktif kim pasif komedisi!

Filmden bu kadar inceltilmiş tema ya da olay çıkarmaya hiç gerek yok bir yandan. Green Book bizim Çağan Irmak filmleri kadar vurucu ama maalesef bir o kadar da sahte. Bu iki duygu arasında bir şeyler koparmaya çalışırken filmin duygu piyasası izleyeni çoktan ele geçiriyor. Geriye ise güce-iktidarlara karşı elde edilen bütün kazanımların Oscar ödülüyle buharlaşması kalıyor. 

Tekrar başa dönersek: o koca şoför o siyah adamla  (haklar düzeyinde tabi) paylaşılsaydı şimdi queer isyanlardaydık. Oysa ne şoför şiddetini ne de piyanist asaletini direnişe dönüştürmedi. Ne demişti çağımızın en önemli pop-filozofu Gülşen, (muhteşem Önsöz albümünün Ezberbozan şarkısında) ? Tekrar hatırlayalım:

Sen hep tedbirler aldın, ben gözü karaydım

Sen kadere razı dünden, ben ezber bozandım

…Sen boyun eğdiğinle kal ben isyandayım!