RECEP ÖZDAŞ YAZDI: DARK ROOM ÜZERİNE GÜZELLEME

GZone Dergi yazarı Recep Özdaş, Kasım-Aralık 2018 sayımız için eşcinsellerin Avrupa ve Amerika'da yaygın olarak ziyaret ettiği "dark room"ları konu aldı. İşte bu yazı:

Platon’un mağarasından ‘dark room’ giden bir yol var. Bu yol, geçit ya da eşik her neyse, tek başına düşünsel ya da ideal bir bağlantı değil. Aksine düşünceyi kuran, onu sarıp sarmalayan karanlığın kendisiyle, açıkçası mağaranın kendisiyle ilgili. Fiziksel bir mekân bu.

Queer herkes için bu mekân çok önemli. Bedenin kendisini mekân sayarsak, düşüncenin burada işlenmesi, gecenin karanlığında bedeni dark room’a hapsetme ya da orda özgürleştirme isteği ve buna eklenen tüm çarpışık hisler bedenimizden mağaraya doğrudan bir politik geçiş öneriyor.

Şöyle ki, dark room bir arzu mekânı olduğu kadar kamusal bir mekân da. Arzuyla şehri, parkı, kamusal alanı ayırmak neredeyse imkânsızken, mağara alegorisinin içindeki kent gerçekliğini de sadece dark room’un karanlık oluşuyla anlatmak imkânsız. 

Yine dark room bir saklanma ve bastırılma mekânı olarak oldukça özel mekânsal anlamlara işaret ediyor. Bu tip bir kıstırılma yukarıda bahsettiğim özgürleşmeyi de içeren, doğuran politik bir yola çıkıyor.

Dark room sadece karanlık bir odadan ibaret değil. Üzerine düşünmediğimiz, düşünmek istemediğimiz ama bedenin, arzuların düşünmediklerimizi sakladığı mekânsal bir turnusol. Maviyle kırmızıyı değil, bütün bir renk paletini içeriyor. Sadece karanlığı imlemiyor yani dark room.

Telefon ışığıyla dokunacak bi şeyler aradığımız, sigarının ışığıyla da asgari bedensel uzaklığı yakaladığımız kendinden kamusal ve kendinden özel bir alan. Bu alanın sağladığı çoklu düşünce yine yaşamın kendisiyle ilgili.

Oraya iğrenerek bakmak ama yine de oradaki öğretilmiş ‘iğrenme’nin önerdiği yeni yollara çıkmak varoluşun, bedenin, arzuların ve politik gündelik eylemin kurgusunu yapmak lazım. Yoksa Antik Yunan’ı idealleştirerek, mağarayı halen o aynı düşünce mağarası sanmak alegorinin turşuya çalmasına sebep olabilir. Önemli olan; yaşıyorken, dark room’da, ışığımızın aslında nasıl da bol olduğunu fark etmek.