RECEP ÖZDAŞ YAZDI: ESKİNİN GÜNLÜĞÜ

GZone yazarlarından Recep Özdaş, Eskinin Günlüğü isimli bu yazısında Ezgi’nin Günlüğü'nün yeni albümümünü Millennial'ların politik gündemlerinde değerlendirdi

Bu yazı bir müzik yazısı değil. Daha çok kendi yargıları, yergileri ve övgüleri olan bi  deneme ve bellek yazısı gibi okunabilir. Okurken şu sorulara dikkat çekmenizi öneririm. Eski nedir? Yeni kimdir? Ezginin Günlüğü eskilerin toplamı mıdır? Ezginin Günlüğü onuruna üretilen yeni albüm yenilerin günlüğünden bir fazlası mıdır? Çünkü yazı bende bu sorularla başladı.

90’ların pop-gay çocukları 2000’lerde, üniversitede, Ezginin Günlüğü’yle tanıştı. O çocuklardan biri de bendim. Yavaş yavaş toplumsal baskıdan kurtulurken kuir, esnek, toplumsal cinsiyet gibi yeni şeyler öğreniyorduk. Bu şeyleri öğrenmenin yolu solculuktan geçer. Solculuğun yolu da büyük şehir ve üniversiteden. Üniversitede solcu olmanın yolu ise bahar şenliklerinde Ezginin Günlüğü dinlemekten. Solculuğa girişin en yumuşak yollarıdır bunlar. Ezginin Günlüğü’nün Akdeniz solculuğu Ahmet Kaya dinliyor olmanın sekterliğini yumuşatır. Batılı kız arkadaşlarla Ezginin Günlüğü’nde buluşulur. Beyazıt’taki okey salonunda Ezginin Günlüğü çalarken meyveli soda içilir. Artık soda şişesi molotof değildir. Ya narlısını seçersin ya limonlusunu. Sen tam o yıllarda Mavi Jeans, Little Big, Seven Hills, Colins gibi markalarla tanışmışken, şehir kimlikli olmayı öğrenmişken, tüm bu markalar Deniz Gezmiş parkasını yaz sezonlarına çoktan koymuştur bile. Ziraat’tan çektiğin geri ödemeli KYK bursunu bu monta yatırır ve bayram tatilinde memlekete gidersin. Memlekette eski parkalı bi solcu gibi karşılanmazsın. Kuzenin ya da kardeşin montun fiyatını sorar. Hatta ver bi tur atiyim der, montu bi tur giyer. Onlardan birinin sürdüğü arabaya binilir, montu o giymiştir. O hala Muratti içiyordur. Sense kırmızı Winston. Üniversiteli sigarası, sevmesen de içmek zorundasın. Kızlar, batılı solcular, Akdenizliler, Ünyeliler ondan içiyordur çünkü. Arabada o Muratti tüttüren kuzen, sen kırmızı Winston. Parka mont şehre dönüşte Muratti kokacak ama. 

İstanbul’a döndüğünde o yaz, 4 arkadaşınla Kocamustafapaşa’da kümes gibi bi eve çıkacaksın. 500 kira, dörde bol. 125, KYK bursun yüzde yetmiş beşi. Kalan 25 lira kırmızı Winston parası. Tüm bu coşkulu yokluk ve bizim olan odalarımızın muhteşem yazıklığının fonunda hep Ezginin Günlüğü. Eve gelen Karadenizli kızlar hamsi pişirirken, İç Anadolulu arkadaşın doğalgaz sobasında kırmızı Winston’u yakmaya çalışırken, ya da hiç eve gelmeyen birtakım diğer kızlarla Beyazıt’ta okey oynarken Ezginin Günlüğü çalar. İzmarit meyveli soda şişesine dolar. 

Yeni, garip, yumuşak ve eylemsiz solculuğun fon müziğidir Ezginin Günlüğü. Bu solculuk ülkeye faydalı olmakla ilgili değildir. Bedenini tanımakla ilgilidir daha çok. Geldiğin yerin baskısını tanıyıp bilmek ve ordan kaçmak istemekle ilgilidir. Denizler (parka) Hakkâri de Zap Suyuna köprü yapmakla uğraşmışlardır. Senin tek derdin (yeni sezon parka) ben bu mesleği yapmalı mıyım, acaba nereye atanmalıyım?dır. Ya da Zeytinburnu Olivium Outlet Center daki Levis’tan o hırkaya KYK bursunu yatıracak mıyım? Tüm bunlar kötü değildir. Bir önceki 10 yıldan bir eksik, daha az anlamlı, eski solculuktan faydasız boş hesaplar hiç değildir. Bunlar hep öğrenme süreçleridir. Colins montla da düşünce üretilir. 

Bir lisans eğitimi, artı 1 yıl okulu uzatmak, askerden kaçmak için yapılan saçma masterlar ya da Bağcılar’da boktan bi dershanede çalışmak, sırf memlekete dönmemek için bunlara katlanmak küçük çaplı devrimlerdir. Derken Gezi olur, gitsen de gitmesen de sevsen de sevmesen de Gezi olmuştur. Ezginin Günlüğü’nden öğrendiğin solculuk gibi bir Gezi olmuştur. Üstelik sen HM ve Topman’ den alışveriş yaparken, estetik kaygılarını artırmışken Gezi olmuştur. 

Topman’ den aldığın super skinny jeanle Gezi’ ye gidersin. Lisanstan ev arkadaşında hala Colins parka, belki Levis etnik hırka. 90’ larda popla büyüyüp, ama gerçekten onu içselleştirip ve büyüyüp, 2000’ lerin ortasından sonra dışarıdan bi  elle uzatılan ya da maruz kaldığın Ezginin Günlüğü’ yele gelişmişsindir. Ve bu gelişmenin kendisi Gezi’ dir. Üniversite kaydına giderken yolda dağıtılan yurt broşürü ya da fakülte kantinin önünde yerde oturmak gibi öğretilmiştir. Ama o da içselleştirilir. Çünkü bunlar hep kendini tanıma sürecidir. Gezi de içsel, dışsal, bedensel, toplumsal…Ne olduğunu anlamadığımız o 4 yıllık lisans hayatlarımızdır. 

Tüm bu karmakarışık, bol anksiyeteli, 1 yıllık majör depresyon garantili, bol ALESLI, KPDS li süreçlerin o hoş sedası Ezginin Günlüğü’dür. Kapalıçarşı’da mezuniyete gelen akrabanı gezdirirken de ordadır. İlk gittiğin Olympos tatilinde de. Asla peşini bırakmaz bu şehirli Akdenizli garip kimlikli solculuk. 

Anlaşılan bizim neslin, kendini üçüncü, beşinci, yedinci yeniler diye adlandıran (çok gıcık bi ayrışma. Ama benim Colinsle ayrışmam da böyle gıcıktı) kafası bi milyon yazı-çiziyle meşgul neslin de peşini bırakmamış. Ve Ezginin Günlüğü’ ne, bence benim deneyimlerime yakın deneyimlerle büyüyen neslin çocukları yeni albüm yapmış. Eminim hepsi Gezi’deydi. Hepsi o muhteşem 2013 Pride’ında sokaklardaydı. Sanki hepsi bu albümde o çok onların yaşamadığı ama başlarına gelen 10 yılların hesabını tutuyor. 

Hepsi iyi okumuş. Çünkü hepsinin 10 yıllık fonlarında Ezginin Günlüğü varmış. Ama benim için en iyiler bazı kategoriler içinde iyiler. Yukarıdaki 10 yılların hikayesi gibiler. Kimisi kırmızı Winston kimisi Colins mont, kimisi atanmış, kimisi hala narlı soda içiyor. 

İlk Grup; Cihan Mürtezaoğlu, Fikri Karayel, Melike Şahin, Can Kazaz. Bunlar yaptıkları işlerde samimiyeti en çok hissedilenler.

İkinci Grup; Harun Tekin, Can Bonomo, Pinhani, Gripin, Bora Duran, Rubato. İyi okuyanlar, his geçirmeden okumuşlar, sanki işlerine güçlerine bakmışlar. 

Üçüncü Grup; Kendilerine ilginç isim aramak için yaptıkları işlerin ruhunu kaçıranlar. Ya da şarkıları garip, ilginç tekniklerle okumaya çalışmaktan şarkının ruhunu unutanlar.  Dolu Kadehi Ters Tut (niye?), Nilipek. (Neden adında nokta var?), Eda Baba, Sedef Sebuktekin, Melek Mosso, Dilhan Şeşen (İlhan Şeşen in elektra kompleksi kızı herhalde). Karsu, Canozan, Ömer Yener.

Tek Başına Birileriyle Hep FEAT o Grup; Zeynep Bastık. İlk kez tek başına şarki söylemiş, düet yok, hayret. Ama youtube kanalına söyle yazar belki. Zeynep Bastık feat Düet Yok.  Şarkıyı iyi okusa da Ezginin Günlüğü kadar bile ideolojik olmayan stratejik seçim, (albüm katalizörü şarkı kontenjanı) ne biliyim yani? Olmamış. Olmayınca olmuyor. Ama en çok onu dinliycez.

https://track.adform.net/C/?bn=47497305 1x1 pixel counter :