863269c786
manifesto-cate-blanchett

RECEP ÖZDAŞ YAZDI: QUEER OKUMA İLE “MANİFESTO”

GZone Dergi’ye filmler hakkında queer okuması yapan yazılarıyla konuk olacak Recep Özdaş, ilk yazısını Cate Blanchett’in başrolünde olduğu ve geçtiğimiz günlerde sinemalarımızı ziyaret eden MANİFESTO filmi hakkında yazdı.

İşte bu yazı:

LOL LOL HADİ BU NEYİN HARBİ 

Manifesto bir Sezen Aksu şarkısı değil. Ki adı manifesto olan bir şarkının, şarkıdan öte anlamlar taşıdığını açıklamaya gerek bile yok. Manifesto kendi kuyruğunu yiyerek küçülen ama aslında büyüdüğünü sanan her şeyin adı aslında. Manifesto, şekil alırken kabalaşan ve şekil vermeye zorlayan birçok şeyin sözleşmiş hali. Bir fikre büyük cümlelerle zincir vurmak değil, zincirli insanlar kümesine abilik-ablalık edenlerin zincirlerinden boşalmaktır da manifesto. İşte bu yüzden film olan Manifesto ile şarkı olan Manifesto arasında büyük bir anlam ve iktidar farkı var. Filmde manifesto kendini yaratıcı yıkım için imha etmeye hazırlanırken, şarkıda manifesto okunmamış ama ciltli kitapları kafamıza vurmak için var. Zaten o okunmamış ama ciltli kitapların da Sezen’in başucunda durduğunu düşünüyorum nedense. “Bizi çok sevsinler diye”, diyerek hepimiz adına manifestolaşmanın, onu çok sevmemiz ve yüceltmemiz için yapıldığı gerçeği gibi mesela.

Şimdi gelelim manifesto fikrinin film boyunca bize ne tip queer anlamlarla hitap ettiğine, hitabın şiddetindeki abiliğin nasıl ve neden çok kırılgan ve ağlak olabileceğine. Neden büyük cümlelerle, sosyal medya biolarımızla, no-fem hashtaglerimizle dünyaya saldırdığımıza? Neden kimliğimizin en çok yara aldığımız yer olduğuna gönülden biat edip, bu yarayı kanatarak var olmaya çalıştığımıza? Bu yaranın niçin bizi drama queenler yapmaya zorladığına? Abiliklerin asimetrik ilişkilerinden kaçan bizler niçin hornet profillerimizde a, ap, p harflerinde kemikleşmiş manifestoları niye paragraf paragraf haykırdığımıza? Bu soruların cevabı herkes için yeni cevaplar kapısı açarak manifestolaşır elbette. Ne var ki Manifesto ile izleyici arsında kurulacak bağ biraz daha esnek. queer in şekli şemali olmadığından, Manifesto’yu ele avuca sığmaz, queer in anlamını deşerek büyüyen ve dünyada queer sarkazm varsa eğer, buna en çok yaklaşan bir deneysel film olarak okumak mümkün. Nedenleri ise filmin hem biçiminde hem de deneysel hikâyesinde saklı. Biraz da Cate Blanchett’in hayran olunası binbir yüzünde.

Bir kere Manifesto herhangi bir queer karaktere vurgu yapmadan olumlamanın, yapıyı bozmanın, edimselliğin ve en çok ta performansın anlamını sorguluyor. Bu yüzden queer izleyici Manifesto’yu izlerken hem bir şeyleri haritalandırma ve şemalandırma çabasına giriyor hem de bu çabanın beyhude bir kimlik yarası olduğunu fark ediyor. Cate Blanchett’in muhteşem cinsiyetler ötesi estetiği ise filmde geçen sanat manifestolarının büyük ve parlak cümlelerini önce yüceltip sonra parçalıyor. Tek bir karaktere onlarca manifestoyu yüksek sesle okutmak, yücelen cümlelerin bir anda tepetaklak olabileceği kırılgan bir hat sağlıyor. Kendimizi çok önemli sayarak, tüm account-larımızda sıraladığımız o yüce cümlelerin yüksek sesle okunduğunu düşünsenize. Ne büyük bir anlam boşalması ve ne acınası bir aynılık. Tam da insan eyleminin kendisi gibi. En başta da dediğimiz gibi manifesto denen büyülü şey karşıdakiyle buluştuğu an tüm büyüsünü yitiriyor, yitirmeli. Yani hornet profillerimizden geriye kalan şey harflerin (a, ap, p…) piksellerle dans edişi aslında. Bu da sonuçta bir queer performanstır. Manifesto’nun kurgusunda da buna yakın bir performans, üzerine uzlaşılan ama hakkında konuşulmayan her iddialı yaşama çabasının tepe taklak oluşu var. Ayrıca Manifesto’yu queer yoruma açan şey manifestoların m’sinden, tüm sembolizmlerimizin a, ap, p’sinden azade bir izleyici katılımı sağlayabilmesi. Film boyunca geniş sekanslarla, üstten kameralarla alınan açıların biçimsel olarak iktidarın diline ve manifestolaşmanın, yani katılaşmanın estetiğine olan vurgusu ve her bir karakterin ilgili manifestodan parçalar okurken seyircinin yüzüne yüzüne bakarak konuşması daha derin bir şeyler anlatıyor. Bu filmin bir şekli var diyor. O en sevmediğimiz şey; şekil almak. Bir yandan da en çok özendiğimiz şey; şekle girip, kendi şeklimizi satmak. 

Filmin ana konusu olan manifestoların, filmin biçimine, seyirciyle olan ilişkide filmin şekline ve hitabına bürünmesi bu yüzden en çok da queer izleyene bir şeyler anlatıyor. Mesela parça bütün ilişkisi: film biçimsel olarak kısa videolara ayrılmış gibi görünse de her bir parçanın filmin bütünüyle kurduğu ilişkide queer seyircinin yakalayacağı şey; bir bütün olarak iktidarın hangi parçamızın karşısında olduğuna dair sorular sordurtmak. Cate Blanchett’in büründüğü her bir karakter fark üzerinden ayrıma işaret ediyor bu anlamda. Tek tek özneleşmemiz önemli değil, bizi var eden ayrımlarımızın gücü önemlidir diyor. Yine manifestoların şemalarının sözlerle belli edilirken, içerilen mekânların ve dekorların bahsi edilen manifestoya giydirilmesi: adeta drag performans! Her bir manifestonun içerdiği anlam dünyasına özel ters köşe imgeler, saklı kalmış referanslar ve açık edilmesi istenen gizler… Tüm dolaptan çıkma hikâyelerinin şekli adeta. Tüm bu dalaverenin ve marifetlerin senaryonun bütününde işaret ettiği anlamlar ise yaşam ile kurduğumuz o çok düzenli ama kırılgan hatları gösteriyor.

Ayrıca Manifesto, filmde bahsi geçen herhangi bir sanat manifestosuna hiç aşina olmayan seyirci için bile baştan deneysel bir film. Bahsi edilen manifestoların neredeyse hepsinde bilmek ve bilgiyi muhafaza etmekle ilgili bir dert, iktidarla kurulan sorunlu ilişkiler ve benliğe dönüş için çağrılar var. Bu çağrıların toplamını ters yüz edip, parodileştirip, adına da manifesto diyerek niçin manifestolardan medet ummamlayız sorusunu sordurtan yönetmen Julian Rosfeldt’e Sezen şarkısını unutturup, gündemimize daha anlamlı şeyler soktuğu için teşekkür etmek gerekiyor. Cate Blanchett’e hiç teşekkür etmiyorum. Zira hepimiz onun kaburgasından yaratıldık.

Ayrınca Bakın

kis-mekan-gezi-seyahat

BEDİRHAN TAŞÇI YAZDI: KIŞIN DA GEZMEYİ SEVENLERE İSTANBUL’DAN 10 ÖNERİ

GZone Dergi ekibinden Bedirhan Taşçı, yaklaşan kış mevsiminde de gezmekten vazgeçmek istemeyenler için İstanbul’dan 10 tane ...

Yorumlar