RECEP ÖZDAŞ YAZDI: TEK YÖN

GZone Yaşam yazarlarından Recep Özdaş'ın yeni yazısı Queer’in bayrak taşıyıcısı olduğunu iddia eden kitleyi eleştiriyor.

Queer’in bayrak taşıyıcısı olduğunu iddia eden bi kitle var. Ve her nasılsa hiçbir içerik üretmeden biçimlerin etrafında dolanıyorlar. Biçimler, yüzeyler iyidir. Ama o yüzeyler her an bizi içeriğe doğru da yönlendirir, geliştirir. Biçimler bize o şey işte “ne biçim?” sorusunu sordurtur. Bu sorular zaten içeriğin kendisidir. Ama anlatmaya çalıştığım şey bu basit “ne biçim” sorusuna bile varamadan çelişkiye düşenlerle ilgili. Mesela coşan drag kültürü içinde beni tatmin eden hiç bi karakter yok. Niye herkes celebrity bi kadının drag’ı oluyo, ya da ünlü  bi şarkıcının? Mahalleli, köylü kadının ya da site yöneticisi memur kadının drag’ı olunmaz mı? Yoksa o tip para mı etmiyor? Niye kimliğini alt üst ettiğini düşündüğümüz o karakterler hep batılı, ünlü ya da sahnedekiler, merkezdekiler? Belki de alt üst ettiğimizi düşündüğümüz her şeyi yeniden üretiyoruz? 

İşte bu durum  bahsettiğim queer’in bayrak taşıyıcılığı olayının da çelişkisi.  O bayrağı eline aldığında temsil ettiği  her şeyin sonunu da getiriyorsun, olay bi saçmalığa dönüşüyor. Ama bunu yapana desen ki “saçmaladın”. Sana diyecek ki: “ne var yani saçmalama özgürlüğüm var benim, buna hakkım var benim, ben, benim, bedenim benim, ben vs. Bu aralar ne çok ben var. 

Bence bu iddialar  tembelliğin, kolaycılığın ve her şeyi  hızla tüketmenin mazereti. Biraz da işte o çok karşısında olduğunu zannettiğimiz güce benzeme durumunun ta kendisi. Sen saçmalamaya hakkım var dediğin an birileri de seni susturmaya hakkım var diyebilir. Yani iki ayri değerde ama hala aynı düzlemde o aynı şeyi üretme tehlikesine düşebiliriz. Peki o şey ne? İdealize ettigimiz bi durum mu? Bir an mı, değer mi ya da birisi mi? (Bu cümle Edis albümü oldu)

Bence samimiyet tüm bu çelişkide en unutulan şey. Sözle eylemin örtüşmesi yani. Ama gel gör ki elimizde bir samimiyet ölçer insta filtresi yok maalesef. 

Peki buraya nerden geldim? Sevgili arkadaşım İbo “ya geçen power bottom bi arkadaşım şu instagram şeysinden yapmış, -what kind of gay- sorusunda – mostly top -çıkmış dedi. Ordan geldim. Biraz da bu durumla övünmüş herhalde çocuk. Böyle mesela tam “sen busun” diye bittiğinde instagram filterı, çocuğun suratına mağrur bi ifade inmiş. 1 saniye ama, belki de 2. 

Benim de sadece instadan tanıdığım bi arkadaş var, 50 kilo, güçlü şirin çıktı mesela. Yüzüne böyle “hımmm vay be” diyen bir duygu düştü ve mutluydu Insta’da. Burada gücü bedenle ölçmüyorum tabi. Olay istenen o şey olma haline vurulduğumuz, yüzümüzü yalandan değiştiren o 1 ya da 2 saniye.  

Ben mesela insta şirinler şeyini 13 kere falan yaptım, süslü  şirin çıkmak icin 🙂  Çünkü en sevdiğim şirin o-ydu. O da geydi. Aynasıyla ve kendiyle yaşıyordu. Süslü’nün temsil ettiği  şey başka tabi. Ama benim süslüye benzemek icin harcadığım 10 dakkanın anlattığı şey bambaşka.  

Özetle, sosyal reel dünyadan bu insta “sen nesin sen kimsin oyununa” inerken ve ordan tekrar dışarı çıkarken birçok şeyi ya içerde ya da dışarda bırakıyoruz. Sözünü ettiğimiz özgürlük arayışıyla eylemlerimiz asla örtüşmüyor. Hangi şirinsin şeyi biterken “bu şirinsin” anında yüzümüze düşen ifade hiç şirin değil. 

Aşağıya doğru büzülen dudaklar, yukarıya doğru gülümseyen yanaklar,  şaşırmış gibi yapan kulaklar… Hepsi ama hepsi mağrur ve mutlular. Ama samimiyetsiz ve çok gıcıklar. Çünkü hepsi olmak istenen,  yapılmak istenen ama olunamayan ya da kısmen  olunan o yöne doğru ilerliyorlar. Tek bi yön var yani. Tek Yön.  
Bence Taksim’deki o mabed Tek Yön bile bahsini ettiğim  ve kısmen dahil olduğum bu bayrak taşıyan kalabalıktan  daha çok yön. Orda biraz daha çeşitli ve renkli bi kalabalık var sanki. 

*bu yazıda peşine düştüğüm şey bi duyguydu. Insta’da beliren o duygu sosyal varoluşumuzu da yer yer özetliyor hissine kapıldım. Yoksa amacım internet kötüdür demek değil. Insta güzel biri bence.