SES GETİREN FİLME FARKLI BAKIŞ: AHLAT AĞACI ERKEKTİR

GZone Dergi yazarlarından Recep Özdaş, Temmuz-Ağustos 2018 sayımız için Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da övgüler alan son filmi “Ahlat Ağacı” filmindeki “erkekliği” konu alan bir yazı kaleme aldı.

İşte “Ahlat Ağacı Erkektir” isimli bu yazı:

Simone De Beauvoir bize ‘kadın doğulmaz, kadın olunur’u öğretti. Pekâlâ erkek de doğulmaz, erkek olunur. Ne var ki kadın olmanın sancısı ve coşkusu yanında erkek olmanın sakladığı iktidar ve güç konumları bu ‘olma’ halini ilkinden kısmen ayırır. Yani kadın oluş içinde kümeleneceğimiz politik hatlar doğururken, erkek olmak kadınlık kümesiyle her an savaşan ve her durumu kendi tehlikeli hanesine yazan sorunlu bir olma halidir. Bu anlamda kadın sinemacı ile erkek sinemacıyı, ürettikleri filmlerden bağımsız, onları aşan ama yine onları destekleyen toplumsal konumlarıyla ele almak gerekir. Sonuçta sinemacı filmini yaparken ve film bittikten sonra da yeniden ve yeniden erkek olur.

Bu olmalara ve konumlara bizim topraklarda en iyi uyan ikili Ebru Ceylan ve Nuri Bilge Ceylan. Ebru Ceylan’ın kadın oluşundaki coşku ve Nuri Bilge filmlerine kattığı zenginliği sadece ‘varsayarak’ (bu konuda geniş bir bilgim yok), ve Nuri Bilge’nin sakladığı erkek yönetmen konumunu biraz tehlikeli bularak, Ahlat Ağacı filmi ve filmin etrafındaki tantanayı cinsiyetlendirilmiş sinema, cinsiyetlendirilmiş emek, cinsiyetlerndirilmiş roller ve hatta cinsiyetlendirilmiş cast-lar etrafında okumalıyız.

Cemcir ve asla komik olmayan Doğu Demirkol meselesine geçmeden önce Ahlat Ağacı’nın iyi bir film, hatta çok çok iyi bir seyirlik olduğunun hakkını vererek, bir filmi izlemenin ve okumanın sadece o filmin içeriğinden ibaret olmadığını da ayrıca vurgulamak gerek. Erkek yönetmen filmleri içerdiği anlamlar, taşıdıkları toplumsal yükler ve kırmızı halıda sergilenen erkeklik performanslarıyla da bizi anlatırlar. Demem o ki bir filmi film yapan film bittikten sonra etrafında dönenleri izlememizle de ilgilidir. Bu seyir hiç bitmez.

Bu bağlamda Nuri Bilge Ahlat Ağacı’da kısmi ve yeşil bir muhafazakarlık eleştirisine girişse de (ilk kez hem de), Ebru Ceylan’ın kadın emeği üzerine, Cemcir ve Doğu’nun baba-oğul rollerine ve kırımızı halı erkeklik performanaslarına dair filmin dışında gelişen o yeni filmin okumasını yapmak mubahtır (filmdeki imamların diliyle). Ki filmi izledikten sonra aklımda dönen tüm sorular ve sorunlar filmin erkeklik krizi ve baba-oğul sıkıcılığı değil, buna eklenen ama görünmeyen, hatta bile-isteye gizlenen daha büyük kamera arkası- toplum önü erkek showuydu.

İlkin filmin tamamında merkezde olan baba ve oğulun ağırlığı. Bu kabullenilebilir bir şeydir vs., ama bu merkez kuvvetlerin finalde seyircide uyandırdığı af, arınma, masumiyet ve hatta göre göstere ‘erkeğin krizine’ bulanan sütlü-tatlı konumlar Ahlat Ağacı’nı cinsiyetlendirilmiş bir meşruiyet odağında yeniden okumayı gerektirir. Mesela şu soruyu her an sormalıyız dedirtir: Neden filmde anne ve kız hep evin içinde, genelde mutfakta ve özellikle yakın çekimlerle resmediliyor? Kadının yüzünü ve bedenini sık sık bölen bu biçim toplumsal içeriği hayli anlatıyor.

Yine erkek baba ve erkek oğul niçin felsefi ve pastoral bir anlatı içinde erkeklik krizlerini gizliyor? Neden darağacıyla ve ölümle erkeğin rüyalı ölümüne aman aman diyoruz? Hem her gün ülkede onlarca kadın, azmettiricisi erkeklik olan bu toplum yüzünden kendini asarken toplumsal gerçeklik mi büyük varoluşa eklenen sürrealizm mi? (Filmin rüya geçişleri)

Peki, kadınlar neden yoksullukla özdeş ve ısrarla yoksulluğun taşıyıcısı iken erkek karakterler varoluşçuluğun özneleri gibi dağ bayır dolaşıyorlar? Erkekler de yoksul diyebilirsiniz ama konumuz o değil. Konumuz toplamda karakterlere giydirilen cinsiyetlendirilmiş biçimler. Ve tüm bu biçimler bazı içerikleri saklıyor.

Diğer büyük sorunlardan ilki Cemcir ve Doğu’nun ısrarla öne çıkma meselelerini inkâr ederek, başta belirttiğim saklama-gizleme ve üste çıkma performanslarını filmin dışında da sergilemeleri, yeniden ve yeniden üretmeleri. Filmin bu etrafı, evin içine dair ne çok anlam ve etraflı okumalara olanak sunuyor.

Ve bence toplamda bu krizlerin de kristalleştiği ama elimizde herhangi bir veri olmadığından üzerine asla laf edemeyeceğimiz ve egemen erkekliğin lensine çamur atamayacağımız o büyük sorun: Niçin Ebru Ceylan’ın emeği bu kadar görünmez? Bu durumu spekülatif bulabilirsiniz ama erkekliğin kendisinin bir şov, performans ve spekülasyonlar bütünü olduğu gerçeğini düşününce, her şey sorulmaya değer.

Varsın sorular böyle olsun.

Ama lütfen sinema gibi çok önemli bir cephenin önemli erkek komutanı Nuri Bilge’nin yanında etrafında, kıyısında ve cephelerinde dolaşan biz ağzı açık kentli izleyiciler isme göre pozisyon almayalım.

Çünkü erkeklik kurumsal bir ad verme ve ona karşı konumlanan her şeyi görmezden gelerek, önüne geçerek, iterek ve saklayarak kendi krizlerini meşrulaştırma pozisyonudur. Herkes ona karşı sevdiği pozisyonu belirlesin. Ben üstte olmayı seçiyorum.

GZone Dergi Temmuz-Ağustos 2018 sayısının tüm içeriklerine aşağıdaki fotoğrafı tıklayarak ulaşabilirsiniz.