SEYYAL TANER: ”EŞCİNSELLERLE BİR GÖNÜL BAĞIM VAR”

Yaşayan pop müzik efsanesi Seyyal Taner, 45 yıllık sanat hayatı boyunca eşcinsellerin en sevdiği sanatçılardan biri oldu. Renkli kişiliği ve protest duruşuyla “gey ikon” olmayı en çok hak eden şarkıcılardan biri olan Taner, son maxi single’ı “3lü” ile Türk Pop Müziği’ne geri döndü.

Yıllardır gey hayatının içindeki simalardan biri olan Seyyal Taner’le GZONE DERGİ KASIM sayısı için geçmişten günümüze uzanan bir sohbet ettik.

RÖPORTAJ: MURAT RENAY

-Neden Seyyal Taner gey ikondur sizce? Size göre sizi gey ikon yapan özellikleriniz neler?

Türkiye’de hakikaten gey ikonu seçilmek ilk bana nasip oldu. Ajda’dan da önce. Ajda bizden de önce piyasada vardı ama  böyle bir duruşu sergilemek benimle başladı. Bunun nedeni, hem özgür ruhum ve protest tavrım hem anarşist halim ve her şeye karşı duruşum olmalı. Güçlü bir karakter olmam ve renkli kişiliğim de buna sebep oldu. Ve eşcinsellerin kendilerinin yapmak isteyip de yapamadıkları şeyleri yapıyor olmam bir anda dikkatleri üzerime çekti. Batıdan buraya gelen bir insan olmam da önemli bir etken oldu. Sahnede dans etmek, ses tekniği, kostümler ve sahne şovlarında teatral olmak gibi başka bir vizyonla bu dünyaya girdim.  İkon seçilmemdeki asıl nedenler bu bence.

-Geylere hep “marjinal” deniyor ya, sizin de sıra dışı duruşunuz bu sıfatla adlandırılmanızı getirdi sanırım.

Evet ben hiçbir zaman sıradan bir kadın olmadım. Hala da değilim. Dün klip çekimimiz vardı. Çekilen fotoğraflara bakıyorum. “Dişi Gladyatör” diye ortadayım. Planlı bir şey de değildi ama var işte öyle bir durumum. Ama işte bu bir eylemdir. Ağzından çıkıp sana yakışıyorsa mühim olan budur.

Şu devirde bile bu şartların altında bunu yapabiliyor olmak için de bir cesur yürek olmak lazım. İşte bu noktada eşcinsel arkadaşlarımla buluşuyorum. Benim için onların her zaman öncelikleri var. Bu yüzden de bu dergideki röpörtaja öncelik verdim. Çünkü onlarla bir gönül bağım var.

-Bu albüm öncekine göre daha pop bir albüm. Bundan önceki rock tarzındaydı. Neden?

Ben Türkiye’nin ilk pop-rock şarkıcısıyım. Aynı zamanda da Anadolu Rock’ın tınılarını kendi ekiplerimle içselleştirmiş bir şarkıcıyım aslında. Şarkılarımda batı da var Hint de var Anglosakson da var. Her şey var.

-Özellikle 1989 yılında çıkan “Nanay” albümünüz zamanının çok ötesinde bir albüm.

Hep böyle oldu. Bu “neferlik” olma durumu, bir şeylere soyunmuş olmak bende hep var. Müzik sektörünün bu halinde bile halen bir şeyler üretmek gerekiyor. Hakan Eren ve Selahattin Erhan’la bu yeni albüme soyunduk. Halen “umud”un var olduğunu kanıtlamak için bir şeyler yapıyoruz. Sanat ve sanatçı yaşasın ki ülke var olduğunu anlatabilsin.

-Müziğe başladığınız yıllara geri dönelim. En başlarda hayaliniz neydi? Nerelere gelmekti?

İnanır mısın, hiçbir zaman bir plan yapmadım ve hayal kurmadım. Hayatımda yarına dair bir plan kurarak bir iş yapmadım. Hayat bana ne sunuyorsa onu kendi deneyimlerimle birleştirip içimden geleni yaptım. En başlarda bile hiç aklımda böyle bir şey yoktu. Türkiye’de hiç kalmak istemediğim bir zamanda Arda Uskan tarafından zorla burada tutuldum. Beni yönlendiren tesadüflerdir. Görevlendirilmişim yukarıdan. Bazı kapılar açılıyor ve ben görevli olarak giriyorum.

“Alladı Pulladı” albümü yapılmasaydı Türk Pop Müziği bu kadar yükselişe geçmeyebilirdi.

-Sürekli bir albüm yapma telaşı içinde değilsiniz. Özellikle 2000’li yıllarda neredeyse hiç ortada yoksunuz.

2000’lerde bir “Seyyalname” var, sonra “Best of Seyyal Taner” var. Sonra Hakan Eren devreye girdi ve var olan albümlerimi yeniden yayınladı. Uzun süredir ortalarda olmamamın nedeni, Bodrum’da bir aşk evriminden geçmiş oluşum. O aşkın bana verdiği ruh hali ve illüzyonu yüzünden kendimi bu dünyadan izole etme isteğim oldu. Sektörün içinde olduğu durum beni çok etkiledi.

12 yıl albüm yapmadım. Benim elimde olup da söylemediğim şarkıları bir bilseniz… Hepsi can-ı gönülden bana verilmiş şarkılardır. Her dakika albüm yapmakla bir şey olmaz.

-“Alladı Pulladı” albümünüz Türk Pop Müzik tarihi için çok önemlidir.

Elbette. O albüm Türk Pop Müziği’ne ve Unkapanı’na ivme kazandırdı. O albüm yapılmasaydı Türk Pop Müziği bu kadar yükselişe geçmeyebilirdi. O albümde kurgulanan müzikal altyapıda Türk sazlarının önemini belirttik. Zurnalar, bağlamalar, kara davullar, ziller, tefler, zılgıtlar… Bütün bu enstrümanların tamamı vardı. Arabesk müziğin çok yükselişte olduğu zamanlarda bile tarzımdan hiçbir zaman taviz vermedim. Kitlemi kemikleştirmek adına böyle bir strateji belirledim.

-1979’da “Asiye Nasıl Kurtulur”un bir uyarlaması olan “Çırpınış” müzikalini yaptınız TRT için. Şimdinin TRT’sinde veya şu dönemde böyle bir şey yapmak mümkün olur muydu sizce?

1978-79 yıllarında bikinilerle mayolarla havuz deniz kenarında Kahraman Afyonoğlu, Erşan Başbuğ veya İzzet Öz’ün çektiği kliplerle TRT’de yer almıştım. Tanga giydiğim bile oldu. Ama şimdiki TRT’nin vizyonuna göre bunların yapılabileceğini sanmıyorum. Öyle programlar çekildi ki, onlar bugün çekilemez mümkün değil. Bugünkü kafalara ne oldu bilmiyorum.

-Tam burada şunu sormak isterim: Niran Ünsal’ın kliplerin açık saçık olmasıyla ilgili açıklamaları gündeme geldi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Niran’ı tanırım, iyi bir yorumcudur. Ne amaçla bunu söyledi bilmiyorum ama sanat camiasının içinde hiç böyle şeylere lüzum yok. Elbette bizler göz önünde insanlarız ancak herkesin kendi görgüsü bilgisi var. “O yanlıştır” veya “bu yanlıştır” diye ahlakçı yaklaşmak doğru değil.

-Peki bir sanatçı “örnek” olmalı mıdır? Bir sanatçının eşcinselliğini açıklaması mesela ne kadar doğrudur?

Bundan daha doğal ne olabilir? Herkesin özgür iradesi ve bir doğal yaşam hakkı var. Herkes kendi hayatını bir başkasının hakkına saygı duyacak şekilde yaşama özgürlüğüne sahiptir.

-Hep yüksek enerjiniz ve dans etmeniz konuşuluyor. Halen daha da bu konu gündemde.

Ya ben bunu tutamıyorum biliyor musun? Elbette eskisi gibi 38 takla atmıyorum ama ona yakın şeyler hala yapıyorum. O ritmi içimden kim alabilir? Ritimle yaşayan bir kadınım. Yürürken bile sallana sallana yürümem. İçimde müzik var.

-Dünya starlarından kimi takip ediyorsunuz ve sizin eski yıllarınızdaki enerjinize denk buluyorsunuz.

Şu anda sahne üzerinde dans ve şov yapan tüm starların benim taklidim olduğunu düşünüyorum. Yani yanlış anlaşılmasın dünya starlarının beni taklit ettiğini söylemiyorum, herkes haddini bilmeli ama bu dans, müzik ve şov olayını bundan çok yıllar önce yapmaya ilk cüret eden kadın Türkiye’de benim. Şimdi var olanlar Lady Gaga’lar, Shakira’lar, Madonna’lar vb bugünün pop kültürünün ortaya çıkardığı projelerdir. 30 sene sonraya hangisi kalır bilemem. Madonna kendisinin kurduğu bir sistemle elbette ortada kalacaktır. Lady Gaga’yı da kimse hafife almamalı. O çok iyi bir şarkıcıdır öncelikle. 

Bülent Ersoy cinsiyet değiştirme ameliyatıyla ilgili “nasıl güzel olmuş mu?” diye fikrimi sordu.

-Siz o dönemleri yaşadığınız için soruyorum, Zeki Müren kendi ağzıyla eşcinsel olduğunu söylese bile insanlar inanmayacak durumdaydı neredeyse. Oysa onun düzenli gittiği eşcinsel kulüpler olduğunu biliyoruz.

Elbette. O gelse de gelmese de bazı barlarda onun koltuğunun yanında onun çiçeği duru ve ona özel bir mum yanardı. Mekanlarda ona ait köşeler vardı. Aslında özel hayatında çok rahat bir insandı ve yakınındakiler de onu bilirdi ancak gazeteciler ona olan sevgi ve saygı yüzünden, onun adına leke sürülmesin diye kendi kafalarınca onun eşcinselliği ile ilgili haberleri yazmazlardı. Saygı ve koruma içgüdüsüyle bunu yaptılar.

Zeki Müren bu devirde yaşasaydı, özel hayatı gereksiz yere çok didiklenirdi. 

O çok özel bir insandı. Ondan yeteri kadar istifade edilemediğini düşünüyorum. Dünya çapında büyük bir star ve devrimci bir sanatçı olmasının yanında insanlarla sosyal ilişkileri muazzam olan biriydi. Herkesin adını tek tek bilir hatırlar ve hitap ederdi. Fazlasıyla donanımlı bir adamdı.

Ben bugün gey ikon seçildiysem, Zeki Müren’in öncülüğüyle, onun açtığı yoldan ilerleyerek onun büyük katkısıyla seçilmişimdir. Androjen bir yapısı vardı, bana da öyle dediler. Ben de duruşumu ona da benzetiyorum.

-Peki Bülent Ersoy? Özellikle ameliyat döneminde onunla ilgili anılarınız?

Bülent’le çok yakındık. Londra’ya  cinsiyet değiştirmek için ameliyat olmaya giderken İngilizce bildiğim için benimle gitmek istedi. Ben gidemedim. Operasyon geçirip döndükten sonra beni çağırıp, ameliyatıyla ilgili “nasıl güzel olmuş mu?” diye kadın olarak fikrimi sordu.

Eşcinseller özgürlüklerini sonuna kadar savunmalılar ve korkmamalılar

-Eski haberlere baktığımızda bir de şu habere rastladık. Halil Ergün demiş ki “Ben gey değilim. Beni gey barlara Seyyal Taner götürdü ve beni onlarla o tanıştırdı”-

Doğrudur. Halil ne diyorsa doğrudur. Kendisi benim bin yıllık dostum.

-Aslında sorum Halil beyle ilgili değil. Anlaşılan çok uzun zamandır gey barlara gidiyorsunuz?

Tabii ki. Ben herkesin gittiği yerlere giden biriyim. Artı özel yerlere de giden biriyim. Eşcinseller bana çok şey kattığı için onları çok seviyorum ve onların yanında kendimi çok rahat hissediyorum. Hepsi benim arkadaşım. Hepsiyle iş yapıyoruz. Arkadaşlarımın ve ekibimdekilerin çoğu bu dünyanın insanları. Bundan onur ve şeref duyarım. Hepsini de kucaklarım.

-O zamandan bu zamana, yakından takip eden biri olarak, kadar gey life’ta neler değişti sizce? Sosyal hayatta, haklarını almak anlamında?

Çok büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Halen haklarını almak için savaş halindeler biliyorum. Ancak kültürel açıdan yüksek düzeydeler, eğitimliler, vizyon sahibi ve çalışkanlar. İnsanlar da onların kalibresinin bir çıta yukarıda olduğunu rahatlıkla görebilirler.

Türkiye bakış açısı olarak biraz daha esnek olmaya başladı. Ben eşcinsellerin adına gelişimi olumlu olarak görüyorum.

Eşcinseller özgürlüklerini sonuna kadar savunmalılar ve korkmamalılar. Bu derginin var oluşu bile en büyük özgürlüktür bence.

GZONE DERGİ’Yİ MOBİL CİHAZINIZA İNDİRMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ BAĞLANTILARI KULLANABİLİRSİNİZ:

google play

appstore