SİNEKUİR YAZDI: BOHEMIAN RHAPSODY’NİN -BEKLENMEYEN- HOMOFOBİSİ

GZone’un filmleri “kuir” gözüyle izleyen yazarı SineKuir, ilk yazısında son günlerin dikkat çeken filmi “Bohemian Rhapsody”nin homofobik alt metnini ele aldı. İşte bu yazı: 

Spoiler alert: Bu yazı, filmin sürpriz olan/olmayan gelişmeleri hakkında bilgi vermektedir- 

İlk kez, 2 sene önce Rami Malek’in Freddie Mercury’i bir sinema filminde canlandıracağını duyduk. 80’lerin en büyük rock gruplarından biri olan Queen’in solisti Freddie Mercury’nin hayat hikayesini sinemada izleyecek olmanın heyecanı elbette büyüktü. Filmin hayli uzun süren çekimleri, setten gelen karelerdeki Rami Malek’in Mercury’e olan inanılmaz benzerliği ise merakımızı bir hayli kamçıladı. Uzun bir bekleyişin sonunda nihayet geçtiğimiz günlerde “Bohemian Rhapsody” isimli bu film gösterime girdi.

Filmin yapımcılarının ortaya kusursuz bir “queer cinema” örneği vermek adına yola çıktığını düşünecek kadar naif değiliz elbette ancak böyle önemli bir gey ikonun hayatını konu edinen filmden LGBTİ izleyicileri için bazı incelikler beklemenin hakkımız olduğunu düşünüyoruz.

Konuya “politik doğruculuk” açısından bakmayan, filmin bu -beklenmedik- homofobik alt metninin farkında bile olmayan tüm hetero arkadaşlarım filmi çok beğendi. 2 buçuk saat boyunca Queen şarkıları dinliyor olmak bile onlara yeterli gelmişti. Elbette onları anlayabiliyorum, ancak hayli görkemli bir prodüksiyon olan ve ustaca kotarılan filmin doğruları kadar yanlışları hakkında da konuşmak gerekiyor.

Biyografi filmlerinde dramatik akışa uydurmak için, bilinçli olarak kronolojik hatalar yapılır. Elbette Bohemian Rhapsody’de de bu hatalardan bolca var. Bunun en önemlisi; Mercury’nin grup arkadaşlarına AIDS olduğunu açıklamasının Live Aid’in provaları sırasında (1985) değil, ölümünden birkaç hafta öncesine (1991) denk gelmesi. Yani gerçek hayat ile film arasında 6 sene fark var. 1985-1991 arasında, Mercury ölmeden önce de Queen, The Miracle ve Innuendo gibi önemli albümlere imza attı ancak film, dramatik gücünün zirvede olduğu 20 dakikalık Live Aid konseri ile bitirilmek istendiği için AIDS konusu alel acele geçilip son dakikalara sıkıştırılmış.

AIDS konusuna değinmişken, özellikle eşcinseller ve biseksüeller arasında 1970’li ve 1980’li yılların kabus gibi geçmesine sebep olan bu durum hakkında senaryo yazarken, bu illettin sanki onlara bir ceza gibi verilmediğinin altını çizme nezaketini göstermek gerekiyor. “Ben de kaptım” (“Nihayet kaptım” veya “ben de belamı buldum”) şeklinde bir sözü Mercury’e söyletmek hayli kalp kırıcı.

Filmin, daha çok gişe yapması adına, PG-13 denen (bizdeki 13+Yaş Üzeri) sınırlamada yer alabilmesi için (Türkiye’de nedense 15+Yaş üzeri izleyebiliyor) belli ki senaryoda bir otosansür uygulanmış. Mercury’nin hayatında önemli bir yer tutan biseksüelliği (eşcinselliği) iki öpücük, bir el ele tutuşma ve bir adet kaş göz süzme ile geçiştirilmiş. Daha da fenası, eşcinselliğin “kötücül” olduğu, gey barların cehennem gibi yerler olduğu, eşcinsel olan Paul karakterinin Freddie’yi “kötü yola düşürdüğü” ve bu yüzden Freddie’nin müzik kariyerinin kötü gittiği gibi bir alt metin var filmde. Oysa, gerçek hayatta kimse “eşcinsel olduğu ya da kendisini geç keşfettiği için kötü yola falan düşmez.” Buna ek olarak; Freddie Mercury’nin gey barlara, Lady Diana gibi kraliyet ailesine mensup isimlerle giderek eğlendiği de tarihe not düşülmüştür zaten. 

Bir kadınla evli olan Freddie’nin başarılı olduğu, eşcinselliğini keşfederek yoldan çıkan(!) Freddie’nin de başarısız olduğu gibi bir mesajın verilmek istendiği film, Mercury’nin solo kariyerinde de önemli hitlere imza attığı gerçeğini görmezden geliyor ve eşcinselliği “haddinden fazla partilemek” ile bir tutuyor. Üstelik bunun cezası(!) olarak AIDS virüsünü kapması da cabası.

Filmin kuir okumasını yaparken karşılaşılan tüm sorunları, kronolojik hataları, Mercury gibi cesur bir karakterin 13+ Yaş seviyesine indirgenmeye çalışılan ve haliyle biraz süper-kahramanlaşan halini de göz ardı edebilirseniz, Rami Malek’in şahane oyunculuğu, Queen şarkıları eşliğinde yağ gibi akan ve özellikle son sahnesinin gerçek hayattaki konser ile bire bir aynı olmasının muhteşemliği ile göz dolduran bu filmi çok seveceksinizdir. Bizler ne yazık ki, bu büyük müzik insanını onurlandırmak için yapıldığı şüphe götürmeyen bu filmle ilgili bahsettiğimiz sıkıntıları görmezden gelemiyoruz. Bunu da Freddie’nin hatırasına borçlu olduğumuzu düşünüyoruz.