SİNEKUİR YAZDI: VE SONRA DANS EDİN…

GZone Sinema yazarı SineKuir, 2019'un en beğenilen filmlerinden biri olan "Ve Sonra Dans Ettik-And Then We Danced" filmi ile ilgili düşüncelerini kaleme aldı.

“Ve Sonra Dans Ettik” filminin tanıtımlarını GZone’dan paylaşınca “Türkiye sinemalarında gey filmleri gösterime girmiyor, girse de sansürleniyor” gibi asılsız bir önyargının olduğunu gördük. LGBTİ+ içerikli filmler sadece Türkiye değil pek çok ülkede gösterim şansı bulamayabiliyor çünkü konu “sansür” değil arkadaşlar, konu para. Gösterime giren her filmin belli bir gelir getirmesi gerekiyor. LGBTİ+ içerikli çoğu film de belli bir kitleye hitap ettiği için bu geliri getirmeyeceği düşünülüyor. Bu yüzden “arthouse” salonlar veya dağıtımcılar dışında bu filmlerin gösterime girmesi için fazla çaba gösteren olmuyor. Ne mutlu bize ki Türkiye’de Başka Sinema isimli bir oluşum var. Son yıllarda izlediğimiz alternatif filmlerin neredeyse hepsi onların sayesinde gösterime  girdi. 

Öte yandan; Türkiye’de (henüz) keyfi bir sansür yasası yok. Festivallerde gösterilen her filmin aksi belirtilmedikçe 18+ olarak kabul edilmesi ve “sakıncalı” olarak görülen filmlere eser işletme belgesi verilmeyerek gösterime sokulmamasını bir çeşit sansür olarak kabul edebilmek mümkün ancak LGBTİ+ içerikli filmlerle ilgili bugüne kadar böyle bir durum yaşanmadı. Bu yüzden, olmayan bir sansürle ilgili bilgi kirliliği yaratmamak lazım, sonra bir bakmışız bu yanlış bilgiler gerçek olmuş.

Bu doğru bilinen yanlışın açıklamasını yaptıktan sonra Levan Akın’ın filmi “Ve Sonra Dans Ettik” filmine geçelim; Gürcistan-İsveç ortak yapımı olan bu filmi sadece “LGBTİ+ temalı” olarak lanse etmek aslında filmin etkisini küçülten bir yaklaşım çünkü bu film aslında bir aşk ve büyüme hikayesi. 

İki erkeğin aşk hikayesinin Gürcistan gibi homofobinin yüksek olduğu bir ülkeden gelmesi çok önemli, zira filmin Tiflis’teki gösterimlerine yobaz grupların protestoları ve saldırısı da oldu. Her türlü baskıya rağmen filmin içeriğini yetkililerden saklayıp, zaman zaman kaçak göçek de olsa çekim yaparak filmi tamamlayan ekibi takdir etmemek mümkün değil.

Gürcistan Halk Dansları Topluluğu’nun gözde dansçılarından Merab’ın dünyası, dans gruplarına gelen yeni dansçı Irakli ile değişiyor. Önemli bir dans seçmesine hazırlanan iki rakibin arasında aşk filizleniyor. Homofobik toplumun içinde kendisine yer bulmaya çalışan bu eşcinsel aşk film boyunca farklı sınavlara tabi tutuluyor ve yavaş yavaş yükselen duygularımız şahane bir finale doğru ilerliyor.  

Ölüp bittiğimiz “Call me by your name”deki her karesi storyboard’ta çizilmişcesine planlanan “destansı gençlik aşkı”na karşılık “Ve Sonra Dans Ettik”teki diyaloglar ve oyunculukların hepsi çok doğal, filmdeki romantizm çabasız. Başroldeki oyuncunun ilk filmi olması ve gerçek hayatta aslında bir dansçı olmasının da bu doğallıkta büyük payı var. 

İki eliniz kanda olsa da vakit ayırıp izlemeniz gereken bu filmdeki aşk ne kadar doğal ve güzelse filmin sonunda geldiği nokta da o kadar doğru ve gerçekçi. Hayatının aşkını arayıp, ne okuluna ne de kariyerine önem vermeyen yeni yetme eşcinsel arkadaşlara önemli bir uyarı niteliğinde. Aşkının büyüklüğü, aşk acısı, hayal kırıklığı, toplumun homofobisi derken yaşadığın her güçlü duyguyu al ve kendine kat, arzuyla bağlandığın işine yansıt, durma hayatına devam et, durma dans et. Hayat böyle bir şeydir; olanlar olur ve sonra mecburen dans edersin. Ve belki de bu hayatının en güzel dansı olabilir. Acılar seni besler, yoğurur, terbiye eder ve daha da güçlendirir. Zaten bu zamanda, bu ülkede yaşayan bir LGBTİ+ birey olarak kendimizi geliştirip daha fazla güçlenmekten başka bir şansımız var mı?