TANER CEYLAN: CİDDİ BİR EŞCİNSEL MİRAS ÜZERİNDE OTURUYORUZ

SPoD LGBTİ Akademi Grubu’nun beşinci kez düzenlediği bahar seminerinde sanatçı Taner Ceylan ilk dönemlerinden bu yana sanatının geçirdiği dönüşüm, dünyada ve Türkiye’de queer sanat ve son dönem hareketler üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

Taner Ceylan GZone’un Sorularını Yanıtladı. Okumak için tıklayın

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin queer çalışmalar üzerine yeni hazırlanmış sunumları bir araya getirdiği seminerde LGBTİ hareketi deneyimleri, mekân ve temas, sağlık hakkı ve anti-militarizm ve vicdani ret konuları tartışıldı. Seminerin ilk oturumunda ise İstanbul LGBTİ Onur Haftası “nerdeen nereye” sergi komisyonundan Metin Akdemir’in moderatörlüğünde Taner Ceylan söyleşisi gerçekleştirildi.
Söyleşi Ceylan’ın 2015 Onur Haftası sergisi kataloğuna yazdığı “Bağışlamak” başlıklı yazıyla açıldı. LGBTİ hareketinde militanca bir şeyler söylemek için dünyada bazı dönemler çok kötü işlerin yapıldığını belirten Ceylan, sanatsal tekniğin önemine vurgu yaptı: “Cinsel kimlik ve yönelim bahşedilmiş bir şey değildir. Sanatçının daha donanımlı olması ve hünerlerini geliştirmesi gerekir. Ondan sonra istediğin kıyafeti sanatının üzerine giydirebilirsin. Sanatın diline hâkim olmak gerekir. Sahip olduğun dilde iyiysen sanatın da anlaşılıyor. İnsanlar içeriğinden çok tekniğine, bu ikisini nasıl yan yana getirildiğine bakıyor.”

Türkiye’de queer sanat

Güncel gelişmelere dair de değerlendirmeler yapan Ceylan şu anı kötü olarak değerlendirmemize rağmen, kendisinin çalışmalara başladığı 90’lı yılların bundan daha kötü olduğunu vurguladı. “Galeriye portfolyomu götürdüğümde senin annen, kızkardeşin yok mu gibi primitif tepkiler alıyordum” diyen Ceylan 2000’lerin başından itibaren isim vererek bu alanda ilk üretimleri gerçekleştirdiğini belirtti.
Türkiye’de queer sanat geleneği var mı sorusuna ise Ceylan şöyle cevap verdi: “Batı’da 60’lardan sonra tanımlayan metinler ve tarih yazılmaya başlanıyor. Batı sanatında Rönesans’tan bu yana gizli bir şekilde şifrelenmiş bir queer sanat anlayışı var. Bizde ise bu da yok. İzzet Ziya’nın resimleri var ama benim yaptığım resimlerden sonra onun peşine düşüldü. Keşke olsa ve bu tarih yazılsa. Herkes kendi halinde çalışıyor. Keşke bir dizge ortaya koyulsa.”
Birçok ülkeden yaşamak için cazip teklifler aldığını belirten Ceylan hiçbiriyle teninin uyuşmadığını aktardı. “İstanbul bir eşcinsel cenneti. 600 yıllık bir Osmanlı geleneği ve ondan önce de Bizans ve Roma geleneği var. Tarih öyle hikâyelerle dolu ki ciddi bir eşcinsel miras üzerinde oturuyoruz. Kendimi bir yandan şanslı hissediyorum. Bir hazinenin üzerinde yaşıyoruz ve bunu kazımak gerek.”

‘Kendi yolumuzu bulmalıyız’

LGBTİ hakları alanında Avrupa’daki bakış açısından farklı bir yol tutturmamız gerektiğini vurgulayan Ceylan, “Avrupa’dan ithal edilen sözlerle burada yaşamak zor. Kendi yolumuzu kendimiz keşfetmemiz gerekiyor. Burada Avrupa’daki gibi evlilik hakkı mücadelesi ne kadar doğru bilemiyorum. Burada neredeyse her mahallenin eşcinsel çifti, hamamı var” dedi:

“Sonuçta unutmamak gerekir daha 1940’larda Avrupa’nın göbeğinde 100 bin eşcinsel cezalandırıldı, çok yakın zamana kadar İngiltere’de eşcinsellik suçtu. İnanın oradaki homofobi buradaki ile kıyaslanamaz, bu yüzden farklı kurallara yola çıkmak lazım. Sonuçta Cumhuriyet’ten sonra ithal ettiğimiz çakma homofobiyi yine ithal ettiğimiz yöntemlerle yenmeye çalışıyoruz.”

Son olarak hiçbir konuda umutsuz olmamak gerektiğini belirten Ceylan, “5 yıl önce bütün dünya İstanbul’da olmak istiyordu, 5 yıl sonra da ne olacağı belli olmaz. O yüzden istifimizi bozmadan herkes çalışmaya devam etmeli” diyerek söyleşisini noktaladı.

Haber ve Haber içi fotoğrafı: Kültiğin Kağan Akbulut/Kültür Servisi