TRANS HAKLARI DERNEĞİ PEMBE HAYAT AVRUPA TRANS GENEL KURULUNDA

Geçtiğimiz hafta İtalya’nın Bologna kentinde gerçekleşen Transgender Europe(TGEU) Genel Kurulu’na bu yıl ilk defa Türkiye’den kalabalık bir trans heyeti katıldı. Genel Kurul kapsamında gerçekleştirilen atölyelerde Pembe Hayat’tan Buse Kılıçkaya ve Gani Met de konuşmacı olarak yer aldı.

Trangender Europe (TGEU) Genel Kurulu geçtiğimiz hafta İtalya’nın Bologna şehrinde gerçekleştirildi. Genel Kurul kapsamında birçok atölye ve panel düzenlendi. 42 ülkede 90 kadar üye örgütü olan Transgender Europe Genel Kurulu’nda bu yıl ilk defa Türkiye’den kalabalık bir trans aktivist heyeti yer aldı. Pembe Hayat’tan Buse Kılıçkaya ve Gani Met düzenlenen atölyeler kapsamında konuşmacı olarak yer aldılar.

3 Haziran’da yapılan “Seks İşçilerinin Trans Harekete Dahil Olması” başlıklı atölyede konuşmacı olarak yer alan Buse Kılıçkaya, Türkiye’de transların örgütlenme sürecinden bahsetti. Kılıçkaya 1980 darbesinin ardından Türkiye’de translara yönelik baskıların arttığını ve sahne yasaklarından sistematik işkencelere kadar yaşam alanlarının daraltıldığını belirtti. “Askeri cunta transların saçlarını kazıyıp, çeşitli işkencelerden sonra trenlerle şehir dışlarına sürmüştü. 1987 yılında bir grup trans kadın seks işçisi örgütlenerek, İstanbul’da Gezi Parkı merdivenlerinde süresiz bir açlık grevi başlattılar. O dönem medyada da geniş yer bulan eylem amacına ulaşamadan polis tarafından sonlandırıldı.” Diyerek ilk trans eylemini anlatan Kılıçkaya, bu yasaklamaların ardından transların yaşadığı semtlere yönelik saldırılardan bahsetti. 1996 yılında Ülker Sokak’ta yaşanılan saldırıları anlatan Kılıçkaya, polisin doğrudan çetelerle iş birliği yaptığını ve bu süreçte Kadın Kapısı ve İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı’nın trans ve na-trans seks işçilerine yönelik çalışmalarından bahsetti.

“Hak temelli çalışan sivil toplum örgütleri, seks işçilerini birer evrak, veri bankası, üzerine proje yazılacak objeler gibi görmekte”

Daha önce Ülker Sokak’ta yaşanan saldırıların 2005 yılında Ankara’nın Esat ve Eryaman semtlerinde de yaşanması ile birlikte trans kadınların bir araya gelerek Pembe Hayat’ı kurduğunu belirten Kılıçkaya “Türkiye’de eşcinsel örgütlenmesi 1993’te başlasa da trans seks işçisi kadınların örgütlenme pratiklerinin bu eşcinsel harekete dahil olamadığını görüyoruz. Esat ve Eryaman’da yaşanan saldırılar sırasında Ankara’da birçok trans arkadaşımızın evi basıldı, darp edildi, ciddi sosyo-psikolojik travmalara maruz kaldılar. Tam böyle bir dönemde trans kadınlar yeter artık diyerek örgütlenmeye başladı” dedi.

Türkiye’deki ilk trans öz örgütlenmesi olan Pembe Hayat’ın 2006 yılında kurulduğunu anlatan Kılıçkaya “Hak ihlallerini raporlama, izleme ve haritalama çalışmaları yaparken, bir yandan da trans öz örgütlenmesi olarak trans kadınların ve trans erkeklerin öznel sorunlarıyla ilgileniyorduk. Tam böyle bir dönemde seks işçiliği meselesini Türkiye’deki toplumsal hareketlerin gündemine sokmak için özgün çalışmalar yürüttük. Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri İnisiyatifi’ni kurarak seks işçilerinin insan hakları savunuculuğunu büyütmeyi ve trans meselesinin dışında da tartışabilmeyi hedefledik. Türkiye’de seks işçiliğini insan hakları savunucularının gündemine ilk kez taşıdık” dedi.

Bu örgütlenme pratiklerinin, birçok konuda hem Pembe Hayat ve Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri İnisiyatifi’nin hem de diğer LGBT örgütlerinin ve insan hakları örgütlerinin kapasitesinin güçlendirdiğini belirten Kılıçkaya “Günümüze geldiğimizde, hak temelli çalışan sivil toplum örgütleri, seks işçilerini birer evrak, veri bankası, üzerine proje yazılacak objeler gibi görmektedir. Hareketimizin başında ‘Patronsuz, pezevenksiz bir dünya istiyoruz’ mottosu ile yola çıkmışken zaman içerisinde başımıza STK patronlarının ve pezevenklerinin türediği gerçeği ile karşı karşıya kaldık. Pek çok STK da bizim söylemimize yönelik politika üretmeye adım atmadı. Kendi oluşumları içerisinde seks işçilerine yönelik bir tek çalışma bile yapmayan bu örgütler, bir zaman sonra sahada değil de masa başında söz üretmeye başladılar. Transların birbirine uyguladığı patron ve pezevenk algısı; STK’lar içinde İngilizce konuşamayan ve proje yapmayı bilmeyenlere uyguladığı patron ve pezevenk algısına dönüştü. Trans haklarının Türkiye’de en büyük savunuculuğunu yapan ve bu alanda emek veren Pembe Hayat olarak bizler, bu durumun da engellenmesi adına mücadeleler vermekteyiz” dedi.

4 Haziran’da gerçekleşen seks işçilerinin hakları ve translarla seks işçilerinin kesişen sorunlarının konuşulduğu atölyede ise Gani Met konuşmacı olarak yer aldı. “Aslında Türkiye’de benim çalıştığım grubun yaptığına seks işçiliği diyemeyiz. Belirli bir mesaisi yok. Bu bir yaşam şekli. Polis ve çetelerle her gün karşı karşıyayız ve şiddete uğruyoruz. Bu ülkede yaşamak için her gün Kabahatler Kanunu’ndan kesilen cezalarla vergi ödüyoruz. Derneğimin entellektüelleri Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri İnisiyatifi’ni kurdular ancak bu da çok işlevsel olmadı. Alan ile politika birbirinden çok farklı. Trans seks işçileri, seks işçiliği yasak olmamasına rağmen kriminalize edilen bir yaşam yaşıyorlar” diyen Gani Met, Türkiye’de trans kadınlara seks işçiliği dışında hiçbir çalışma alanı bırakılmadığını belirtti.

Pembe Hayat, TGEU Genel Kurulu’nda Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muizinesk ile de görüştü. Özellikle son dönemde Ankara’da İskitler, Esat ve GOP bölgelerinde trans kadınların uğradığı sistematik polis baskısını ve şiddeti aktardı.

Genel Kurul kapsamında düzenlenen atölyelerde aynı zamanda trans mahpuslar, sağlık alanında transların yaşadığı sorunlar ve trans aktivizm gibi birçok konu konuşuldu.