TUĞBA BADAL YAZDI: ESKİ TÜRKİYE’DEKİ KADINLAR VE ESKİ AŞKLAR

GZone Dergi yazarlarından Tuğba Badal, eski Türkiye'deki kadınları ve aşkları kaleme alan yazısıyla karşınızda.

Emine Bulut’un katledilmesinin sosyal medya üzerinde yayılan görüntüleri kadına şiddet konusunda yeni bir infiale neden oldu. GZone Dergi yazarlarından Tuğba Badal, eski Türkiye’deki kadınları ve aşkları kaleme alan yazısıyla karşınızda.

Gökkuşağının tüm renklerine sarılmaya doğru yola çıkmışken… 

Bugün öldük, dün de ölmüştük, yarın bir sebepten yine ölürüz. Ah be vicdan! Ah be insan!

Hemen her gün bir sebepten öldürülüyoruz. Kimi çok sevdiğini söylüyor, kimi sevgisine karşılık bulamadığını, kimi de ayrılığın ağır geldiğini. İçine sevgi sözcüğü yerleştirilmiş yüzlerce bahaneden birini seçiyorlar ve öldürüyorlar bizi, hem de her gün. Ölmek istemediğimizi söylüyoruz kameralara, acıyarak izliyorlar bizi. Sadece izliyorlar. 

Aşk süsü verilen bu cinayetlerin kurbanı, maktulü, meçhulü oluyoruz. Müziğin haram, piyanonun suç aleti, biraz sarhoşluğun tecavüzü haklı tahrikten beraat ettirdiği günlerden geçerken, ölmek de işte ne bileyim… 

Bozkırın kerpiç evlerinden, şehrin ışıklı uzun kulelerine kadar… Her gün yeni bir kaybedişe açıyoruz gözlerimizi. Münevver, Özgecan, Şule, Emine, Hande…  

Çok aşktan ölür müydü insan? Aşk mıydı gerçekten gözlerindeki kin? Kin, aşkta ne işin vardı ki senin? 

Adalet istiyoruz. Canla başla bağırıyoruz, adalet diyoruz; ölmek istemiyoruz! Peki adalet bulsa da yerini, vicdanı kör, acıması yok, kadına, hayvana yani işte herhangi bir canlıya değer vermeyen bu ruhları nasıl iyi edeceğiz? Öyle kirletmişsiniz ki çocukları, öyle sevgisiz, öyle ayrıştırıcı büyütmüşsünüz ki onları, biz kocaman açsak kollarımızı, koşsak sarılsak boyunlarına, rızası vardı diyecek ve siz de kravatının renginden, sakalının güzel kesiminden bize sevgiden müebbet, o insanlara tahrikten beraat vereceksiniz. Kirlenmişsiniz, hiç sevmemiş gibisiniz, hiç bilmemiş gibi güzellikleri… Ve hiç başınıza gelmeyecekmiş gibi körsünüz bu hayata!

Eski Türkiye zamanlarını özlüyorum bazen. 90’larda çocuk olmak diye başlayan sıcak günler mesela. İstanbul’daydık. Şarkılarıyla, komşuluklarıyla, kalabalık aileleriyle… Taksim İstiklal Caddesi’nde yürürken korktuğumuz tek şeydi tinerci çocuklar. Eteğimizin boyundan, saçımızın renginden, az önce terk ettiğimiz sevgili tarafından, bünyeye yerleşmiş yüksek promilden öldürülmediğimiz zamanlardı. Sahaf kokardı cadde, tütsü kokardı sokaklar. Bazen yanınızdan Aysel Gürel geçerdi bir anda peluş kürküyle, bazen de Yeşilçam Sineması’ndan tanıdığımız ama adını bir türlü hatırlayamadığımız o kötü adamlardan biri. Gülümserdi adını hatırlamaya çalışırken yaşadığımız telaşa, “aa kötü adamlar da gülüyormuş!” derdik. Sonrası yine yol boyunca kitap, sinema, akşam feneri nerede söndürelim sohbetleri. İçi çekiliyor insanın, iç çekiyor bütün hatıraları İstiklal’in, bizim gibi, senin gibi…

Zamanın ruhu hiç yaramadı bize. Biz büyüdük ve kirlendi dünya şarkısının hakkını verdi. Sevgisiz bıraktınız! Erkekleri yüceltip kadınları aşağıladığınız söylemlerinizle, göster amcalara oğlum pipini şovlarınızla, erkek işi bu sen karışma diye öteye ittiğiniz kız çocuklarıyla kocaman kötü bir dünya inşa ettiniz! 

Şiddetin rengi yoktur. Şiddetin mesleği yoktur. Dili, dini, ırkı yoktur ama şiddetin sesi vardır. Biz ölmek istemiyoruz diye bağırmaya devam edeceğiz. Kafanızı çevireceksiniz, görmezden gelecek, aman şimdi başım belaya gitmesin diye kayıtsız kalacaksınız ama o son sesimiz kulaklarınızda hep çınlayacak. 

G-zone ailemizin 5. Yaşını kutluyoruz biz. Her türlü şiddeti kötülemeye, renkleri çok sevmeye, birbirimize destek olmaya devam edeceğimiz nicesine olsun. Gelirsen çok renk var eteklerimizde. Kurarız soframızı, koyarız demini muhabbetimizin, aşk deriz, sevgili deriz, manita deriz. Sen anlatırsın ben dinlerim, ben ağlarım sen iç çekersin. Çok severiz. 

Bir sabah; gökkuşağının altında aşkla buluşmak dileğiyle…

Kocaman sarıldım.

Okuduğunuz için teşekkürler.