TUĞBA BADAL YAZDI: SEN AFFETSEN, BİZ AFFETMEDİK!

GZone Yaşam yazarlarından Tuğba Badal, Bergen'den bugüne kadın ve LGBTİ+ cinayetleri hakkında bir yazı kaleme aldı: SEN AFFETSEN, BİZ AFFETMEDİK!

Bergen’in fotoğrafını açtım, fonda bu defa “benim için üzülme” çalıyor ama nasıl üzülmezsin be abla! Bundan sonra adını kırk yılda bir anarım diyorsun şarkıda ama 40’ını göremeden alındı hayatın elinden. Senden sonra bir şey değişti mi diye merak ediyorsan söyleyelim, sen affetsen biz affetmedik!

2022 yılının Mart ayına yeni girdik. 72 kadın erkek şiddetinden, ataerkil ailelerin gelenek ve göreneklerinden dolayı yaşamını yitirdi. Kim bilir, seni severek dinleyeni de vardı aralarında belki ve kim bilir belki defalarca söylemişlerdi “sen affetsen ben affetmem” diye adalete!

Kaz ayakları yaşımdayım. Sen öldüğünden 8 yaşındaydım. Hafızama kazınan ilk kadın cinayeti… Bizimkilerle yaptığımız uzun yolculukların kasetleri arasındaydın. Ben seni hep sağ gözünün üstüne attığın saçlarınla hatırlıyorum. Bu olay için şöyle demişsin; “O anda iki gözüm gitti. Biraz alkollü olduğum için hiçbir şeyin farkında değildim. Sadece çığlıklar duyuyordum. Bir ara ‘suya götürün!’ diyorlardı. Kadere bak ki, sular kesik. Su, ip gibi akıyor. Üzerimdeki giysileri yırtıp her tarafımı sardılar. O an her yer çok karanlık, bir şey göremiyor, gözlerimi açamıyordum.” Kadere bak…

Bugün sinemalarda seni anıyor herkes. Adını daha önce hiç duymamış olanından, yıllardır aynı acıyı derinden yaşayanına kadar salonlar doldu taştı. 1989 yılının Ağustos ayında ne olduysa sana aynısı oldu Emine Bulut’a, Özgecan Aslan’a… Gülistan Doku’dan ise hala haber yok, 790 gün oldu… Kalan sağlarla devam ediyoruz, düşe kalka ama buradayız!

Ben bildiğim yerden başlayayım. Güzel sözlerimiz tükendi. Size yeni sezon ürünlerimizden “sktir git” verebiliriz. Üzerinizde güzel duracaktır. Bir beden büyük alın hatta, seneye de giyersiniz…

Süslü aşk cümlelerinin öznesi olmayı hayal ederken yüklemlerine sıkıştırıldık. Ah bir nefes! Soluyamıyoruz kaç zamandır. Perdeleri de açmasak, hiç bilemeyeceğiz kaçıncı kışın sabahındayız. Ben isterdim ki, Kasım geliyor diye gitmesin Haziran. Herkes kalmak istediği baharı yaşasa… Gitmek isteyenler zaten içimizden…

Şimdi ben tam da burada düşsem yere, kaç yıl yatarım?

Açlıktan kalbimizin koktuğu günleri savuşturamadık. Biraz daha kalsın yanımızda diye zamanın müptelası olduk. Hali hazırda yaşadıklarımızı evlat gibi bağrımıza bastık. Hoş, henüz anne de olamamıştık. Babalık, birkaç ağır sözle test ediliyordu. Olsun, siyasetten bile zerre anlamadığımız halde siyasette aktif rol aldığımız günlerden geçiyoruz. Günler bir öncekini aratmayacak itlikte geçerken, çığlık gibi aşk dileniyoruz hala. Dedim ya, içimiz kokuyordu ve ne olduğunu anlayamadığımız bir hayat mevzusunda akışına gidiyoruz. Biz bir çaresini yeni bulmuştuk aslında ama hemen adımızı akşamcıya çıkardılar. Çıkarsınlar be! Cinayetli sabahlara uyanmaktan iyidir akşamcı olmak. Yalanın küfürden daha ağır geldiği öğleden sonralarından da iyidir. Kadehimi unutulmaya yüz tutanlara kaldırıyorum. Anıt Sayaç’ta ismi geçen tüm kız kardeşlerime, öldürülen trans kadınlara, hayatta olan ve yardıma ihtiyacı olan kadınlara, çocuklara, translara, eşcinsellere!

Kadın olarak var olmaya, üretmeye, korkmamaya ve edepsizliğimle susmamaya devam edeceğim!

Kim vurduya gidiyoruz hala abla.

Ölen hayallerimizin cenazesini yakıyoruz. Başın sağ olsun diyenleri duymuyoruz, sağ olan kaç kişi kaldık diye etrafımıza bakıyoruz. Taziye evinin gelenini gidenini sayıyor, eksiklerimizi not alıyoruz. Bir kadın vuruldu diyorlar televizyonlarda, bin yaralı sayıyoruz salonda. Bir sonraki hashtag kim olacak diye birbirimize bakıyoruz… Gidince ara diyoruz, tek bildiğimiz bu.

Hiçbir yerin bizim için güvenli olmadığını bildiğimiz günden beri kendimize uzaklaştırma kararı çıkarttık, erteliyoruz her şeyi, yolda yürürken müzik dinlemeyi bıraktık mesela, ardımızdaki topuk seslerini sayıyoruz. Önümüze düşen gölgelere bakıyoruz ama sarılacağız, az kaldı!

Ve bir düşünsene; çekmişiz minileri, topuklu çizmeleri, makyajımız yüzümüzde, gülümsüyoruz. Birazdan topuklarımıza vura vura girdiğimiz bardan hoşlandığımız çocukla çıkacağız. İçtiğimiz yetmemiş gibi tekelden iki bira alıp, sahile ineceğiz. Sonrası gün doğana kadar… Sahi, neydi o şarkının sözleri? Müziğimizi de kapattılar! O son kadehi içmeyecektik demiştik ya, iyi ki içmişiz usta! Sokaklarımızı da kapattılar! Kaç çocuk öldürüldü o sokak aralarında. Kimi bir ağaç için, kimi bir sevda için tekmelendi. Sevdayı da ağacı da yerine koyacağız. Müziği sabahlar olmasına açacağız! Ahdımız olsun cellatlara!

Dava peşinde koşup hak aramaktan, güne bakamıyor, yaslarımızı tutamıyoruz. Ölü evlerinde anayasa dağıtıyor, bilmediğimiz yerlerden gelecek sorulara çalışıyoruz. Bir kadın değil, bin kadın ölüyor! Bunu böyle bilecekler abla!

Yarın kaldığımız yerden inanacağız güzel günlere. Onlar da, zahmet olacak ama kötülüklerinde ölecekler o aralar….

Sevgili Bergen, 33 yıl olmuş sen gideli. Mezarının etrafına çevrilen demirden korumalıkları kaldıracağımız güne kadar, sen affetsen biz affetmeyeceğiz! Çiçeklerin kokun, güneşler yolun olsun. Tüm kız kardeşlerimiz için buradayız, bizden sonrasına da selam olsun; ne yapacağınızı biliyorsunuz; gökkuşağının altında buluşacağız!