ÖZGÜR ARAS: OKUYUCULARIMI MUTLU BİR SONA İNANDIRMAK İSTEDİM!

GZone, müzik, televizyon ve sanat camiasında pek çok ünlüyle birlikte yürüttüğü projeler, yazdığı kitaplar, İstanbul gece hayatına kazandırdığı mekanlar, ses getiren sosyal sorumluluk kampanyaları ve aldığı sayısız ödülle adından söz ettiren ünlü iletişim danışmanı Özgür Aras ile yedinci kitabı “Gitmek Gerek Bazen”i ve mesleğini konuştu.

Röportaj:Murat Renay

Aslında tek bir isim altında ‘çok ayaklı’ hizmetler veren bir isimsin. Klasik anlamda ‘basın danışmanlığı’ ya da ‘menajerlik’ hizmetlerinden öte bir durum seninki… Biraz anlatır mısın?

Ürün piyasaya çıkmadan en başından beri projenin içinde olmak isterim. Projenin her aşamasını yaşamak ve her aşamasında olmak projeyi sahiplenmem adıma önemli. Her şeye daha hakim oluyorum o zaman. Üzerinde daha çok hayal kuruyorum. Ben biraz hayal satıyorum. Hayal ediyorum, hayal ettikçe üretiyorum. Ürettikçe de projenin her ayağı ilerlemiş oluyor. Nasıl bir albüm kapağı olsun, nasıl bir basın fotoğrafı, nasıl bir klip, hepsi çıkıyor… Bu iş ekip işi. Ben hayal ettiklerim üzerinden briefleri veriyorum sonra o hayallerin gerçek olması için çalışıyoruz.

Bir mekân, bir organizasyon ya da bir ünlü… Neden sana teslim ediyor kendini? Senin farkın ne?
Hepsi bilir ki Özgür Aras onlar için düşünür, üretir ve hayal eder. En iyisi olması için çalışır. Bir projeyi kabul etmişse her şeyden önce kendi adı geçeceği için daha da titizlenir. Her ürün kendimmişim gibi hareket ederim. Ben birilerine, onlar için düşünen, onların haklarını koruyan biri olduğu lüksünü yaşatıyorum. Farkım, işime yatırım yapmam ve zamana ayak uydurmam. Mesai saatlerim hep uzundur, mesaiye kalırım hep. Ben kısa vadede değil, uzun vadede kalıcı paralar kazandırırım markama.

 

Konuşulan, tercih edilen daha çok satan bir marka yaratma peşindeyim…

Peki sen işini nasıl tanımlıyorsun?

Yaptığı işin her detayıyla ilgilenen, çalışırken gecesi gündüzüne karışan, birlikte çalıştığı insanın eli, kolu olan ama ‘Mesleğiniz nedir?’ dendiğinde durup bir süre ne diyeceğini bilemeyenlerdenim esasında… O yüzden kısaca İletişim danışmanı de geç. Daha çok tercih edilen, daha çok satan markalar yaratmak ve yaşatmak benim işim… Ben konuşulan, tercih edilen daha çok satan bir marka yaratma peşindeyim hep.

Söz konusu ürünün (kişi, mekân vs.) haber olması için çabalandığı kadar olmaması için de çabalandığı durumlar oluyor mu? Olası krizleri fark edebilmek gibi bir öngörün olduğunu ben kişisel olarak biliyorum… Bu sayede birçok skandalın önüne geçtin. Nasıl kurguluyorsun o süreci?
Algın açıksa, işini takip ediyorsan ve iyi bir de gözlemciysen zaten her şey önüne gelir. Doğru ve samimi olmak her şeyin başında gelir. Pazarlama stratejisinin en önemli kuralı bence kriz yönetimi. İyi bilmek gerekir. Hedef kitleni tanıyacaksın. Eğer onları tanıyorsan nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmayacağını biliyorsan onlar sana doğru yolu gösterir. Kriz yönetmeyi bilmezsen PR hizmeti veremezsin.

Senin kendi markanın sırrı ne?
Olabildiğince görünür olmayı severim. Dikkat çekip öne çıkmak isterim… Üretken olurum, hareketli olurum yeni bir iletişim biçimi, yeni sunuş biçimleri ile insanların kafalarını ve gönüllerini meşgul ederim. Meşgul olursanız meşgul edersiniz. O yüzden bir bakmışsın köşe yazarlığı yapıyorum bir bakmışsın kitabım çıkıyor bir bakmışsın Eelence’yi yapıyorum bir bakmışsın televizyon programı. ‘Gündem yarat, yeniden gündeme gel, gündemi yenile’ markamın sırrı.

Çalıştığın isimlerin hayatının tam ortasında yer alıyorsun çoğu zaman… Kim bilir neler biliyorsun.. Bunca sırla yaşamak ağır bir iş değil mi?
Her işin kendine göre vardır ağır tarafları. Ben seçtim bu yolu, ben istedim şimdi yakınmamın bir alemi yok. Bir yol arkadaşlığı yapıyorsun acısıyla tatlısıyla, alkışlara ortak oluyorsun. Benim bildiklerim başkaları için çok önemli olabilir ama günlük rutin hayat içinde bana sıradan gelebiliyor bazen…

Mutlu sonlara her zaman inanan bir insan olarak, okuyucularımı da mutlu sona inandırmak istedim…

7’nci kitabınızı çıkardınız. Gitmek Gerek Bazen ‘de nasıl bir öykü bizi bekliyor?

Aslında çok günümüzden bir hikaye oldu. Zamanımızda ilişkilerin içinde bulunduğu kısırdöngüler, kişilerin mutsuzluk açmazları, bir türlü kendimizi yeterince iyi hissedememe hali, yanlış seçimler, kendimizi üzenin tutsağı olma halleri romanın içinde kendine yer edinirken, bir taraftan da özlenen, beklenen, nostaljik bir aşkın heyecanını satırlara taşıdım. Mutlu sonlara her zaman inanan bir insan olarak, okuyucularımı da mutlu sona inandırmak istedim…

Gerçek bir hikayeden mi esinlendiniz?

Hikaye gerçek değil ama bu hikayeden parçalar yaşayan pek çok insan var çevremizde.  Herkes mutlu olmanın peşindeyken, gidip inatla kendini mutsuz eden ilişkileri sürdürmeye, bunlardan güzel bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışıyor ama olmuyor elbette! Ben biraz da yanlışta ısrar etmek yerine kendinize yeni bir şans daha tanıyın, buna karar verdiğinizde her zaman mutluluk için güzel bir başlangıç sizi bekliyor olacak duygusunu vermeye çalıştım.